Logo
"Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?" Fussilet 33



#172

Ala Suresiyle İmanı Yapılandırmak

1) "ALA (YÜCE) OLAN RABBİNİN ADINI TESBİH ET."

Ne muazzam bir giriş cümlesi. Emirle başlayan ve içeriği ağzına kadar dolu olan bir cümle. Peşinden gelecek ayetlere hazırlık yaparken muhatabı da hizaya sokan, ona "birazdan duyacaklarına hazır ol!" diyen bir cümle. İçinde net ve sapasağlam tevhid ifadeleri barındırırken, insanlara hem Rablerinin/efendilerinin içinde kendisiyle kıyas bile edilmeyecek bir Efendileri olduğunu belirten bir cümle. Aslında yalnız ve tek efendileri olduğunu belirten bir cümle. İnsanlara bu duyduklarınıza iman edin derken, Kendisinden başka (mutlak) Efendi kabul etmemeye çağırışın cümlesi. Ala olan yalnızca bir Efendi/Rab varken, Ala olmayan başka "efendiciklerden"/"rabciklerden" yüz çevirmeye çağırışın cümlesi...

Hiçbir zaman bir kabul ediş olup, kalmayan bir dinin Rabbi Kendisini kalbin içinde bırakan bir anlayışla anılmayı kabul etmeyecektir! Kelamını anlamayı kendisine yol seçenlerin aksine "tesbih et" derken, harekete çağıran bir emri murat etmiştir. Bu tesbih, kalple başlayıp zihne, oradan dile, oradan da ellere ve ayaklara sirayet eden bir harekete geçiştir. Bu tesbih, kalpte doğduğu andan itibaren vakit kaybetmeden kula kulluğunun gereklerini yaptıran bir harekete geçiştir. Aynanın ışığı yansıtması gibi, kulun emri yerine getirmesidir. Anlıktır ve bir görevdir. Ve kulun her yerine getirdiği görev bir ibadet olacaktır. Her ibadet için bir ilaha, bir Rabbe ihtiyaç söz konusu olduğu için de "Ala olan Rabbe" işaret ediliyor. Yönelişini, kulluğunu, ibadetinin istikametinin farkında olmayanlara fark ettiren bir uyarıdır da aynı zamanda.

Bu Rab niçin mi Ala'dır? Çünkü...

2) "O Kİ, (HERHANGİ BİR ÖRNEĞİ OLMAKSIZIN) YARATTI VE DÜZENE KOYDU."

Allah neden mi Ala'dır? Çünkü, O herhangi bir örneğe, herhangi bir modele ihtiyaç duymadan yaratandır. Ve güzel olan ne varsa O'nun ilk ve modelsiz yaratıcısı Allah'dır. Allah'ın dışındaki kimse ilk yaratılışla yaratamaz. Mutlaka Allah'ın yarattığı bir güzelliği taklit eder. Ve bu taklit, aslıyla hiçbir şekilde kıyas bile edilemez. İşte bu kıyas edilemediği boyutta Ala'dır. Ve insanların kendilerine ilah olarak seçimlerinde de en etken boyut budur. İlah büyük, görkemli, ihtişamlı olmalı ve eğer en ihtişamlı, en büyük, en güçlü olan seçilecekse bu yalnızca tek olmalıdır. O'nun dengi olmamalıdır.

Yaratan ilah tabi ki aynı zamanda yarattığını da kontrol etmelidir. Onlara biçim vermeli ve onların en doğru işleyişinin belirleyicisi de yine O olmalıdır. Bir eseri en iyi o eserin yapıcısı tanır. Eserle alakalı en doğru kararları da o verir. Kainatın ve insanların yaşamlarını düzene koyma işini en iyi yapacak olan da Allah'dır. İşte bu boyutuyla da "Rabb-ul Ala" olur. Çünkü, O bir düzen koymuştur, koymaya devam etmektedir.

Daha da açıklayacak olursak;

 3) "VE O, BİR ÖLÇÜYLE YARATIP, DOĞRU YOLU GÖSTERENDİR."

 Bu Rab Ala'dır. Çünkü, gelişi güzel bir şekilde yaratmamıştır. Her mahluku belli bir ölçüyle, kendisinin en optimum verimliliğiyle yaratmıştır. Bu ölçüyü de en iyi tabiki Halık'ı, yani Allah bilecektir. Bu durum da Haluk-ul Ala'yı aynı zamanda Rabb-ul Ala yapacaktır.

 Herşeyi belli bir ölçüye göre belirleyip, yaratan Rabbimiz rahmetinin tecellisi olarak kullarına en güzel yolu, kendilerini en doğruya götürecek yolu da göstermektedir. Bu durum tüm insanlığı kendilerini kurtuluşa, izzete, adalete vs. götürecek yol v yöntem arayışında tek başına bırakılmamış olduğunun delilidir. Bunu bilmediği bir adrese giden adam için ister haritalar gönderilmesi, ister tabelalar konulması, ister yol gösteren bir rehberin verilmesi, ister de GPS cihazının kendisine verilmesi olarak kabul edin. Belirlenen şey Allah'ın insana tayin ettiği adrestir. Adres tayin edenlerin (kıyas kabul etmeyecek şekilde) en iyisi olması boyutuyla el-Kadir, en iyi yol gösterici olması boyutuyla da el-Hüda'dır. Yani "Rabb-ul Ala"dır.

 4) "O, YEM YEŞİL OTLAĞI ÇIKARDI."

 O, hem "Haluk-ul Ala" olan, em de "Hüda-ul Ala" olan Allah her şeyin ilkinde olduğu gibi taze, yeşil, sağlam bir biçimde meraları da yaratmıştır. Yani yaratılan her şeyin temsilcisi olarak meraları kabul edersek, işte her şeyin ilk taze halde yaratıcısı da Allah'dır.

Meraların yemyeşil bir şekilde oluşabilmesi için gerekli yağmuru, iklimi, güneşi ve toprağın verimliliğini sağlayan içeriğini yaratan da Allah'dır. Ayrıca tüm bu gereklilikleri doğru bir ölçüye göre ayarlayan da Allah'dır.

 Tüm kainat ta bir mera gibidir. Daha büyük, daha karmaşık ve daha kompleks bir meradır... Tüm kainatın ilk yaratıcısı ne yücedir.!

 5) "ARDINDAN ONU KURU, KARA BİR DURUMA SOKTU."

 Üzerine bir ölçü belirlenip, taze bir şekilde yaratılan meralar zamanı gelince kuru, kara bir çöp haline dönüşüp yok olur gitmektedir. Artık, mera olma özelliğini kaybetmektedir. Hiçbir hayvan bu meralardan faydalanamayacaktır. Hatta bu merada yaşamaya mahkum olan hayvanların yiyecek ihtiyacını karşılayamayacağı için, üzerindeki hayvanların da sonunu getirecektir. İşte bu meralar gibi temsil ettiği kkainat ta süresi dolunca artık üzerinde/içinde yaşayan her şeyle beraber değersiz, korumasız, bir hale dönecektir.

 İlk yaratılışın da, son yok oluşun da sahibi olan Allah'ın gücünü, yattığı ve takdir ettiği mera üzerinden anlayabiliriz.

 6) "SANA OKUTACAĞIZ, SEN DE UNUTMAYACAKSIN."

 Ayet grubunun başından beri vurgulanan tevhid ifadeleri ve sonucunda tevhidi işaret eden bir örneğini dikkate alırsak, okuyuşumuzun gerçekleştirildiğini göreceğiz ve tabi ki bu durumda ilahi bir yardım da gelecektir. Rabbimiz "Sana okutacağız" diyor. İşte Kuran'ın insan üzerindeki etkisi böyle biz farkına bile varmadan oluşacaktır.

 "Oku, yaratan Rabbinin adıyla... Oku, O el-Ekrem'dir." ayetinden sonra gelen okumakla ilgili ilk ayette Rabbimiz "Sana okutacağız" buyuruyor. Nasıl okutacağının cevabını da önceki 5 ayetten çıkarabiliriz.

 Diğer bir ilahi yardım da, okuduklarımızı unutmayacağımızla ilgili. Fakat bu durum bir koşula bağlanmıştır. O koşul ise;

 7) "ANCAK, ALLAH'IN DİLEDİĞİ BAŞKA. ÇÜNKÜ O, AÇIKTA OLANI DA BİLİR, SAKLI DURANI DA."

 Allah'ın unutturmaması bir nimet ve ilahi yardım olabildiği gibi unutturması da ilahi bir yardım ve nimet olabilir. Unutturmamasının nimet boyutu anlaşılırken, unutturmasının nimet boyutu bize karışık gelebilir. Bu konuyu açığa çıkarabilmek için Allah.2ın bize bildirdiği duruma "niçin" sorusunu sormalıyız.

 Allah, niçin bize okutturduklarını unutmamızı dilesin?

 8) "VE SENİ KOLAY OLAN İÇİN MUVAFFAK KILACAĞIZ."

 Bir şey gizli de olsa, açık da olsa o şeyin sırrına vakıf olan için kolaydır. O şeyin zorluğu bilmeyene göre değişir. Eğer açıklaması, açığa çıkarılması kolaysa, o şey de kolay olarak ifade edilir. Açığa çıkarılması zor ise, zor olarak ifade edilir. İslam tam olarak insanlara hayatı kolaylaştırıcı olarak gelmiştir. Kendisi de kolay olan İslam, hayatı kendisine dayanılmaz derecede zor ve anlaşılmaz şekilde karışık kılan insanların hayatına girerek, onların hayatlarını düzene koymuş, anlamlı ve yaşanılası şekilde kolay kılmıştır.

Bütün bu kolaylığa erişmenin yolu olarak da kumayı işaret ediyor ayetler. Okumak... Allah'ın ayetlerini okumak...

 9) "ŞU HALDE "ZİKR" FAYDA VERECEKSE, ZİKRET."

 Herkes bir şeyleri unutmuştur. Bazı insanlar unuttuğunu kabul ederler. Bazı insanlar da unuttuğunu reddederek, inkar ederler.

Unuttuğu kabul edip, bir hatırlatıcıya ihtiyaç duyanların kitabıdır Kuran. Ve hatırlatıcıya ihtiyaç duyanların peygamberidir, Rasulullah. Ve hatırlatıcıya ihtiyaç duyanların elçisidir, davetçi Müslümanlar. Kuran'ın da, Rasulullah'ın da, davetçi Müslümanların da yaptığı iş, "zikr"i insanlara ulaştırmaktır. Eğer zikr, muhatapta gizli olanları açığa çıkaracaksa faydalı olur. Çıkarmayacaksa zaman ve güç israfı olacaktır. Bu bilinçle hareket eden Müslümanlar karşılarındaki şaşkın ve unutkan bu davete muhtaç kişilerin zihinlerinde hapsedip, açığa çıkaramadıkları ya da çıkarmak istemedikleri konularda boşa vakit ve güç harcamazlar. Ayet de bize bu bilinci vermeye çalışıyor.

Bu arada, her davetçinin en çok kendisine davet yapması gerektiğini kabul ediyorsak, en çok zikri de kendisine ulaştırması gerektiğini kabul edebiliriz.

O halde ayetin muhatabı olarak kendimizi de uyarmalıyız. Neyi zihnimizde özgür bıraktık? Neyi hala gizli tutuyoruz? Zikrin ne kadar fayda vereceği de (Allah'ın izniyle) bizim elimizde demektir.

 

"Andolsun, size bir kitap gönderdik ki,"zikr"iniz yalnız ondadır." (Enbiya 10)

 



Görüntülenme: 1209

Yorum Kuralları

  • Yorumlar yöneticinin onayından sonra yayına girer.
  • İslami ahlak kurallarına uymayan, küfür ve hakaret içerikli yorumlar yayınlanmaz.
  • Email adresiniz kaydedilecek fakat gösterilmez.
  • İlk yorumunuzda kullandığınız Email adresini daha sonra kullanmak için Ad-Soyad aynı olmalıdır.