Logo
"Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?" Fussilet 33



#223

Allah’tan razı mıyız?

Hiç kuşku yoktur ki, Allah’a iman ettiğini söyleyen bir kimse için Allah’ın kendisinden razı olması arzu ettiği en büyük hedefidir. Hakiki manada iman etmiş bir kimse, hayatı Rabbinin kendisinden razı olması için yaşar. Bu hedefe ulaşmak için birçok zorluklara katlanmayı göze alır.

Kimi zaman uykusundan feragat eder. Kimi zaman, nefsine hoş gelen şeylerden. Kimi zaman sevdiklerinden uzak kalmayı, kimiz zaman da sevmediği insanlar ile birlikte olmaya hep bu hedefe ulaşmak için katlanır. Yine kimi zaman didinerek çalışıp kazandığı malını O’nun rızasını kazanmak için harcar. Kimi zaman da, canını bile feda etmekten geri durmaz. Çükü bir mü’min için dünya ve ahiret saadeti ancak Allah’ı razı etmekten geçer.

Peki, kendisini razı etmek için çalıştığımız Allah’tan biz razı mıyız?

İnsan şunu söyleyebilir. Asıl olan şey insanın Allah’ı razı etmesidir. İnsanın Allah’tan razı olması da nedir ki. Asıl olan efendinin razı edilmesidir. Kölenin efendisinden razı olup olmaması çokta önemli değildir. Efendi kölesinden bir şeyler isterken, kölenin bunu isteyerek yapıp yapmaması çok önemli değil, emredilen işi, efendisinin istediği şekilde yapmasıdır asıl önemli olan denilebilir! Dünyada köle efendi ilişkilerinde böyle olabilir lakin, Allah ile kul arasındaki ilişkide durum böyle değildir. Allah’ın emretmiş olduğu bir fiili kul isteyerek değil de, istemeden yaparsa bu fiil Allah tarafından kabul edilmez. Çünkü ibadete temel bir rükün olan niyet yok sayılmış olur. Bu da ameli ifsat eder.

 Kur’an’a baktığımız da kulan Rabbini razı etmesi gerektiği ifade edildiği gibi, kulun rabbinden de razı olması gerektiği ifade edilmektedir. Kur’an da, Ashap için tekrarlanan, “Onlar Allah’tan razı oldular, O’da onlardan”[1] ifadesiyle karşılaşıyoruz. Yani Allah kendisinden razı olan kullarından  razı olmaktadır. Ashab, öncelikli olarak Allah’tan razı oldular ve bunun karşılığı olarak da Allah’ta onlardan razı oldu.

Allah onlara, kendi aralarında bir yetim olan Abdullah oğlu Muhammed’i, peygamber olarak kabul edecek ve O’na itaat edeceksiniz dedi, onlara da, biz bir yetime itaat etmeyiz demedi “işittik ve itaat ettik”[2] dediler. Mekke’nin eşrafından olanlar da, Mekke’nin köleleri olanlar da ona itaat ettiler.

Allah onlardan, o güne kadar sahip oldukları inançlarını tek etmelerini istedi, onlarda “işittik ve itaat ettik” diyerek o güne kadar inandıkları dinlerini ayaklarının altına aldılar.

Yine Allah onlardan, o güne kadar alışık oldukları davranışlarını terk etmelerini istedi, onlar da pazarlık yapmadan, yarın yaparım demeden  “işittik ve itaat ettik” dediler.

Kendileri için çok önemli olduğu halde, Allah onlardan, dostluk ve düşmanlık ölçülerini kabile taassubunu göre değil de kendisinin belirlediği ölçülere göre yapmalarını istedi, onlar da “işittik itaat ettik” dediler ve yüzyıllara dayanan kabile taassubunu hayatlarının dışına ittiler.

Allah onlardan, dinlerini yaşadıkları için kendilerine yapılan işkencelere karşı sabretmeleri istedi, onlar da, yaşadıkları bütün acılara rağmen “işittik ve itaat ettik” dediler.

Allah onlara, yaşadıkları ülkelerini, akrabalarını, evlerini ve mallarını terk etmelerini  emretti, onlar da “işittik ve itaat ettik” dediler.

Yine Allah onlardan, imanı küfre tercih etmiş akrabalarına karşı savaşmaları emretti, onlarda bunun dayanılmaz zorluklarına rağmen “işittik ve itaat ettik dediler. 

Allah onlardan, mallarını ve canlarını kendi dini için feda etmelerini istedi, onlarda göz kırpmadan “işittik ve itaat ettik dediler.

Peki ya biz?

Allah nasıl inanmamız gerektiğini belirtmek için kitap gönderdi, ama biz içinde yaşadığımız topluma göre inanmaya devam ettik. Hocalarının, şeyhlerin, kitapların, liderlerin ve daha nicelerinin -Allah’ın kitabına rağmen- istediği şekilde iman etmeye davam ettik. Sonuçta da Allah’ın istediği gibi iman etmedik.

Allah bize peygamber gönderdi, kendisini örnek alalım diye, ama biz, liderlerimizi, hocalarımızı, şeyhlerimizi hatta daha da vahimi, düşmanlarımız olan batı dünyasını kendimize örnek aldık. Peygamberin bize örnek olması ise sadece dillerde kaldı.

Yine rabbimiz olan Allah, bize hayatımız için telem prensipler vaz eden ilkeleri içeren kitap gönderdi. Ama biz, hayatımız için prensipleri, kimiz zaman düşmanlarımız olan batıdan aldık. Kimi zaman nefsimize hoş geldiği için kendi uydurduğumuz yasalardan, kimi zaman meclislerden kendilerini hüküm koyma hakki verdiğimiz, bizim gibi beşer olan insanların çıkarttığı yasalardan aldık ve Allah’ın kitabındaki hükümleri bir kenara koyduk.

Allah bizden kendisinin belirlediği helal ve haram hudutlarına riayet etmemizi istedi, biz ise, onun belirlediği helal ve haramları nefsimizin hoşuna gitmediği için bir kenara koyarak, dibine kadar haramların içerisine battık.

Allah, faiz yemeyin dedi, biz ise “faizsiz ekonomi mi olur?,” “ihtiyaç efendim,” “ya bu faiz değil, kar payı” dedik ve dibine kadar faizin içine kendimizi bıraktık.

Allah, zinaya yaklaşmayın dedi, biz ise, “hâlâ milli olmadın mı?” diyerek zinaya bulaşmayan kimseleri alay konusu haline getirdik. Fuhuş yuvaları kurarak bunu insanlar için temel bir ihtiyaç olduğunu kabullendik. Okullarda karma eğitim yaptırarak çocuklarımızı daha okul çağındayken fuhşa alıştırdık. Televizyon filmlerinde fuhşu cazip hale getirerek her insanın zihnine ve gönlüne soktuk.

Allah kumardan uzak durun dedi, biz ise, kumar haneler kurarak, hemen her mahalle kahvehanesine kumar oynama izni vererek, hemen her bireyimizin kumara rahat bir şekilde ulaşmalarını sağladık. Devlet eliyle milli kumarlar oynatarak ülkemizde kumar oynamayan insan bırakmadık.

Allah bize tesettürü emretti, biz ise, “modern bir ülkede yaşıyoruz” dedik, “ama herkes böyle giyiniyor” diyerek Allah’ın bu emrini hayatımızdan uzaklaştırdık. Batının çıplak hayatını devlet zoruyla halka dayatarak, insanların üzerlerinde ki elbiseyi zorla çıkarttır. Okullarıyla, sokaklarıyla ve her türlü görsel ve yazılı basın araçlarıyla tesettürsüz bir hayatı özendirerek tesettürsüz bir hayatı normalleştirdik. Az buçuk tesettüre riayet etmeye çalışanlarımızda tesettürün içini boşaltarak, tesettürü bir cazibe haline getirdik. Böylece de Allah’ın istediği tesettürü moda ve çağdaşlık aldı ilahlara kurban ettik.

Allah insanlar arası muamelelerde benim şeraitim ile hüküm verin dedi, ama biz, “efendim, modern bir çağda yaşıyoruz, şeriat mi olur” dedik, “şeriat bu çağın problemlerine çözüm üretemez” dedik ve Allah’ın şeriatini elimizin tersiyle hayatımızın dışına ittik. Şeriatten boşalan yere de ya kendimiz hükümler koyduk, yada düşmanlarımız olan batıdan hukuk ithal ederek hayatımızı bunlara göre tanzim ettik. İthal ettiğimiz bu hukuk kurallarını halka zorla dayatarak insanları bu yasalara mecbur ettik. Adeta “Allah bilmez biz biliriz” dedik. “Allah bizim hayatımıza karışmamalı” dedik.

İşte bu ve bunun gibi olan hususlar ortaya koymaktadır ki, biz Allah’tan razı değiliz. Allah’tan razı olsaydık, yukarda saydığımız hususlarda, biz de Ashab gibi “işittik ve itaat ettik” der ve hayatımız Allah’ın koyduğu kurallar göre düzenlerdik. Evet, Ashab, Allah’ın emirlerine karşı “işittik ve itaat ettik” diyerek Allah’tan razı olduklarını ortaya koydular ve bundan dolayı Allah’ta onlardan razı olduğunu ilahi bir ferman ile ortaya koydu. Oysa biz Kur’an’da Yahudilerin bir özelliği olarak gündeme getirilen “işittik ve isyan ettik”[3] tavrını ortaya koyduk.

İşte bütün bu ortaya koyduğumuz tavırlarımızla, Allah’tan, O’nun bizim hayatımız için koymuş olduğu yasalardan, gönderdiği peygamberi örnek almaktan,[4] Kur’an’da insanlar arasında hükmetmemiz[5] için indirdiği hükümlerden, razı olmadık ki Allah’ta bizden razı olsun. Şimdi size sormak istiyorum; siz bir işletme sahibi olsanız ve yanınızda çalışan işciler sizden razı olmasa, sizin koyduğunuz kuralları uygulamasa, sizin koyduğunuz kuralları değil de kendisinin belirlediği veya başkasının belirlediği kuralları dikkate alsa siz bu işçilerden razı olur musunuz?

İşte bunun gibi, bizde Allah’ın bizden razı olmasını istiyorsak, öncelikle Allah’tan razı olmamız gerektiğini bilmeliyiz. Bilmekle de kalmayarak, Allah bizim için ne emretmiş ve neleri de yasaklamışsa bunların hepsine “işittik ve itaat ettik” diyerek hayatımı bu emirler çerçevesinde yaşamalıyız. Namazıyla, orucuyla, infakıyla, cihadıyla, iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma emri ve diğer bütün emirleriyle, başta şirk olmak üzere zina, adam öldürmek, zulüm, kumar, içki, yalan, gıybet ve diğer bütün yasaklarıyla hayatımızı yeniden Allah’ın istediği gibi dizayn etmeliyiz. İşte bunu yaptığımız taktirde, o çok arzu ettiğimiz “Allah’ın bizden razı olması” nimetine Ashab gibi bizde ulaşacağızdır. Allah bizi de razı olduğu kullarının arasına katacaktır. Çünkü o adili mutlaktır.

Hayatlarını Allah’a razı etmeye adayan kimselere selam olsun.

Not: Yazıda “biz” ifadesini kullanırken, içinde yaşadığımız toplum anlamında kullandım. Tıpkı Musa (a.s.)’ın dediği gibi; “İçimizde ki beyinsizler yüzünden bizi helak mı edeceksin”.[6] Toplumun yaptığı ama biz Müslümanların şiddetle kaçındığımız başta şirk olmak üzere haramlardan hem kendimizi hem de muvahhid mü’minleri tenzih ederim.  



[1] Maide 119, Tövbe 100, Beyyine 8
[2] Bakara 285, Nur 51, Maide 7
[3] Nisa, 46
[4] Azhab, 21
[5] “Doğrusu, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitap'ı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf olma” Nisa,105
[6] A’raf, 115



Görüntülenme: 608

Yorum Kuralları

  • Yorumlar yöneticinin onayından sonra yayına girer.
  • İslami ahlak kurallarına uymayan, küfür ve hakaret içerikli yorumlar yayınlanmaz.
  • Email adresiniz kaydedilecek fakat gösterilmez.
  • İlk yorumunuzda kullandığınız Email adresini daha sonra kullanmak için Ad-Soyad aynı olmalıdır.