Logo
"Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?" Fussilet 33



#154

Hiç Bu Şekil de Bir Yürüyüşe Katıldınız mı?

  “İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kendi kavimlerine demişlerdi ki: «Biz, sizlerden ve Allah'ın dışında tapmakta olduklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp inkâr ettik. Sizinle aramızda, siz Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir.»” 60/MUMTEHİNE-4

          “Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resulünde güzel bir örnek vardır…” 33/AHZÂB-21

         Vahyin bize vermek istediği mesajlardan biri budur. Bir örnek. Vahy’in örnekliği. Resullerin hayatı ile birlikte örnek alınması gerekliliği mesajı. Hayatımızın her alanında bizim için örnekliği bulunması gereken Resuller. Sofraya nasıl oturacağımızdan, tuvalete nasıl girip çıkacağımıza, işlerimize nasıl başlayacağımızdan tutun da eşlerimizle olan ilişkiye varıncaya kadar Resuller bizler için örnektir. Peki onları yeterince örnek alıyor muyuz acaba? Aldığımızı sandığımız bazı durumlarda da acaba doğru mu örnek alıyoruz? Bunu hiç düşündük mü? Bu yazıda inşaAllah, Resulullah efendimizin hayatından bazı örnekler vererek bizlerin hayatı ile bir kıyaslama yapmaya çalışacağım. İşte onlardan bazıları;

Peygamber (as) zamanın da Mekke’de, Resul ile alay edildi, kendisine iftiralar atıldı, büyücü denildi, deli denildi, şair denildi, üzerine deve işkembesi atıldı. Fakat O Resul ki ne kendisi ne de ashabı bunun için bir yürüyüş gerçekleştirmediler, kınama mesajı yayınlamadılar. Ama biz, Peygamber ile alay edip, O’nu O’na yakışmayacak şekilde karikatürize edip, Resulün şahsından yola çıkarak İslam’a saldıranlara karşı, imza kampanyaları başlatarak yayınlarını durdurmaya çalıştık, yazılar yazdık, kınama mesajları yayınladık ve de yürüyüşler düzenledik.

Durun durun acele etmeyin sözüm bitmedi daha. Eleştirinizi sona saklayın lütfen. Tabi ki şunu demek istemiyorum, bu mücadeleler yapılmasın, evinizde oturun. Böyle demekten Allah’a sığınırım.  Bu dediğim eleştiri ve mücadeleleri de yapan da az kişi oldu ya. Ama olsun ben bu az kişiye de olsa, eleştirimi ve hatırlatmamı yapmak istiyorum. Müsaadenizle devam edeyim. Sabır İnşaAllah.

Peygamber (as) zamanın da Mekke’de, birçok sahabe idam edildi, işkence edildi, hapsedildi. Fakat O Resul ki bunun için bir yürüyüş gerçekleştirmedi. “Haydi yiğitlerim girin kol kola kabe’ye doğru yürüyoruz” demedi. Pankartlar hazırlayıp da “yasirlere özgürlük istiyoruz” yazmadı. Ama biz, birçok Müslümanı şehid eden, etmeye devam eden, onları yıllardır hapishanelerinde tutanları protesto etmek için yine aynı yola başvurduk. Yürüyüş. “Haydin Müslümanlar! Mavi Marmara’nın 5. yılın da şehitlerimizi unutmamak ve de Mursi’nin idamını protesto etmek için 31 Mayıs’ta Fatih’te toplanıyoruz” dedik.

Ama lütfen. Acele etmeyin ve de sabırla dinleyin. Önyargılı davranmayın. “Ne demek istiyorsun. Susalım, sineye mi çekelim. Kardeşlerimizin tek tek idam edilişlerini mi izleyelim” demeyin bana. Elbet ’de bunu demek istemiyorum. Yazımın sonun da asıl demek istediğim şeye değineceğim inşaAllah.

Peygamber (as) zamanın da Mekke’de, Kuran okumak ve O’nu (Kuranı) yaşayanların yapmak zorunda oldukları bazı ibadetleri açıktan yapmaları yasaklandı. Hatırlayın Hz. Ebubekiri, kendi evinin önünde bile açıktan Kuran okumasını istemiyorlardı. Bunun için ona yasak getirmişlerdi Darun Nedve’de (Millet Meclisleri) yaptıkları istişare sonucunda. Fakat O Resul ki bunun için bir yürüyüş düzenlemedi. “Namaza özgürlük, Kuran okumaya özgürlük, susma sustukça sıra sana gelecek” demedi. Ama biz başörtüsü için, elif-ba dersi için yeri geldi meydanlara indik, sloganlar attık ve de yürüyüp ıslandık.

Peygamber (as) zamanın da yine, Mekke’de  olduğu gibi Mekke dışında da nice Müslümana inançları sebebi ile her türlü zulümler yapıldı. Fakat o Resul ki yine bunun için demokratik bir hakk arayışı ile mücadele örnekliği ortaya koymadı. Bir kınama yayınlayıp da bir yürüyüşe katılmadı.  Ama biz ne yaptık? Dünyanın çeşitli yerlerin de zulüm gören kardeşlerimiz için (Filistin, Suriye, Afganistan gibi…) yine yürüyüşler tertip ettik. Onlar için destek ve dayanışma geceleri düzenledik. Sesimiz kısılıncaya kadar sloganları attık. Ezgiler marşlar söyledik bilmem hangi grubun yorumları ile yeşil pop vari coştuk. Rahatlayıp evimize döndük. Çünkü onlara karşı görevlerimizi yapmış olduk değil mi?

Peygamber (as) zamanında Mekke’de ve de Mekke dışındaki müminlere, yapılan türlü türlü zulümlere karşı, Resulün (sav) tavrı her zaman ki gibi net bir duruş olmuş iken, bizler o zulüm gören kardeşlerimize yardımlarımızı hep bir acizlik ile yapmadık mı? Zalim zulmünü Müslümanların üzerine kusmaya devam ederken bizler o zulmü kaldırmak için çabalamak yerine, zulme maruz kalan müminlere battaniye, ilaç vb. yardımları ulaştırmanın derdine düşmedik mi? Konsolosluğa giden yollar da yürüyüşlere çıkmadık mı yine. Filistin için toplanan paralar bile Mısırdan İsrail’e, oradan da Filistin’e ulaştırılmadı mı? Acaba ulaştı mı? Bu bizim acizliğimiz değil de nedir?

Dur kardeşim dur. Yine sabredemedin değil mi? Tekrarlıyorum ki, elbette tüm bunlar bir kızgınlık ile bir iman gereği yapılıyor. Müminlerin üzerine bombalar yağarken evde tabi ki rahat yatamayız değil mi? Evet bu böyle fakat hiç düşündün mü neden tüm bunlara rağmen küffar biz Müslümanlardan korkmuyor. O azıcık bir grup sahabeden korkar iken bizim gibi 2 milyara yakın Müslümandan neden korkmuyor. Ben işin bu tarafına özellikle dikkat çekmek istiyorum. Bir şeyler eksik olmalı ki, Rabbimizin vaadi ve yardımı gelmiyor. Bunu düşünmeliyiz.

               Mekke döneminde de “oneminute” hadisesi yaşanmıştı. Peygamber ve ona tabi olanlara uygulanan 3 yıllık ambargonun son zamanlarıydı. Birkaç müşriğin, Müslümanlara yapılan ambargonun bir haksızlık olduğu, “sadece Rabbim Allah'tır diyenlerin ölüm haberleri bize tek tek gelmeye başladığında bunu çocuklarımıza nasıl anlatırız” diyerek adeta ONE MİNUTE dediler. Etkili de olmuştu.  Ebu Cehiller daha fazla direnemediler. Peki, Resul ne yaptı, gidip o müşriklerin veya Ebu Talib’in Daru’n-Nedve’de ki (millet meclisi)  parti grup meclisine mi katıldı. “Bir dahaki seçimde oyum size” mi dedi? Hepimiz biliyoruz ki; kelime-i Tevhid söylemine kaldığı yerden -ki hiç bırakmamıştı aslında- devam etti.

            Peki, günümüzdeki  “oneminut”ta ne oldu? Müslümanlara uygulanan ambargolar mı kalktı, zulümler mi azaldı? Tam aksine, artarak devam etti akıtılan kanlar. Tabii böyle olacaktı. Çünkü oneminute ŞimonPeres'e değil, İsrail hükümetine değil, milletvekiline değil, askerine, halkına hiç değil, moderatöre yapılmış idi, unuttuk mu?

Bugünkü yürüyüşlerden bir kesit sunmak istiyorum. Hem de ramazan ayında yapılan bir yürüyüş. İftarında doyasıya yemeğin yenildiği, ardından da sodalara ve yürüyüşlere ihtiyaç duyulan göbekler. Sahura kadar süren konser havasında geçen yürüyüşler. Bir elde sigara diğer elde kolaların olduğu mitingler. Ertesi gün uyuyarak orucun yiyileceği ramazan günlükleri. Nasıl bir yürüyüş ise; bu bilinmez ya. Tabi ki tüm kardeşleri böyle yaptı diye damgalamak haksızlık olur. Ama gençliğin büyük kısmının da bu buluşmaları, yürüyüşleri adetâ  eğlence vari ele alması ürkütücü değil mi? Bu tür mücadelemiz bile temiz kalamıyor. Bir, “peygamber sevdalıları” yürüyüşü bile hemencecik dağılabiliyor. Anlaşmazlığa düşüle biliniyor. Nice yürüyüşlerin çeşitli grupların, cemaat, dernek veya siyasi partilerin gövde gösterisine dönüşmesi de düşündürmüyor bizleri.

Peygamberin (sav) yürüyüşünde zulme göreceli bakan bir anlayış yok idi. Zulmü tamamen ortadan kaldırmak için atılması gereken adımlar atılmalıydı. Sivrisineklere karşın çeşitli öldürücü ve de sivrisinekleri kısmen uzaklaştıracak gaz çeşitlerini ortaya koymak yerine, sivrisinek bataklığını kurutmak için hep adımlar atıldı. Tabi ki tüm bu adımlar, yürüyüşler de Kur-an’ın sunduğu metod’lar ile nebevi metotlar oluşturularak oldu.

Peygamberimiz Muhammed (sav)’in hayatında da bizim anladığımız anlamda sadece bir yürüyüş olmuş idi. Yoksa gerçek anlamda Peygamber’in yürüyüşsüz kaldığı bir zamanın olduğunu söylemek doğru olmaz. O ilk vahy kendisine indiğinden, son nefesine kadar vahy ile yürümüş hatta koşmuş idi. Bizim bugünkü anlamda anladığımız şekliyle ise 40 kişilik bir grup ile bir yürüyüş yapılmış idi. Erkam’ın evinden Kabe’ye doğru bir yürüyüş. Müşriklere karşın, hep bir ağızdan “La İlahe İllalllah” demek için yapılan bir yürüyüş. Bu yürüyüş; peygamber ile alay edildiği için değil, ibadetler yasaklandığı için değil, müminler idam edildiği hapsedildiği için değil. Tamamının da imtikamı’nı alacak ve bu zülmü durduracak o büyük söz için, yani Kelim-i Tevhid için yapılmış bir yürüyüş idi. Bugünkü gibi sadece başörtüsü için, elif ba dersi için yapılan yürüyüşler, tağutların izin verdiği takdir de bitecek yürüyüşlerdir. Nitekim de öyle olmadı mı? Dünden bugüne küfrün hiçbir küfür söylemi değişmediği halde Müslümanların tağutlara karşı duruşları neden değişti dersiniz?

12 yıl önce de;

            -Hâkimiyet kayıtsız şartsız Allah'a ait kabul edilmiyordu,

            -Hiç bir kanunun çıkarılmasında vahy referans alınmıyordu,

            -Allah'ın (cc) emir ve yasakları ülke yönetimine hiçbir şekilde etki etmediği gibi, doğal olarak Resulullah'ın örnekliğinde bize göstermiş olduğu metodlar da uygulanmıyordu.

            -Atatürk ilke ve İnkılapları değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez idi,

            -Askeriyesinde Allah'a (cc) yer yoktu,

            -Ekonomisinde, pazarında Allah'a cc yer yoktu (Faizsiz ekonomimi olur deniyordu),

            -Camilerde imamlar özgür değildi,

            -Vergilendirilmiş kazanç kutsaldı (genel evlerden elde edilen kazançlar, piyango, at yarışları vs…),

            -Devlet Amerikan'ın en iyi müttefiki idi,

            -Yönetim biçimi laik ve demokrat idi,

            -Avrupa birliğinin atının peşinden koşuluyordu,

            -Nato gücüne Türk askeri dâhil ediliyordu.

Bugün de tüm bunlar aynı değil mi? EVET TIPKISININ BİRE BİR AYNISI…

Lütfen dikkat buyurun. Bugün yapılan mücadeleleri gereksiz, boş, anlamsız görmek değil anlatmak istediğim. Doğru şekilde yapmak olmalı hedefimiz. İşe yaramalı. Bu konuda ki örnek de Resulullah (sav) olmalı. Bizim yürüyüşlerimiz fincancı katırları ürkütmeyen, cansız, Müslümanların gazının alındığı, öfkelerinin giderildiği yürüyüşler olmaktan kurtulmalı. Tam da bu noktadan hemen eleştiriler gelecek biliyorum. Bu eleştirileri yapan kardeşlerime sormak istiyorum?

  • Muhammed (sav)’ e darun nedvenin (Arab Millet Meclisi) başına geçmesi teklif edildi. “Gel kralımız ol” denildi. Resul (sav) bu teklifi şiddetle redd etti değil mi? Peki bugünkü zihniyet o gün orda olsaydı, Resulullah (sav) efendimize demezmiydi: “Ey Resul! Neden darun nedvenin başına geçmedin de orayı bir müşriğe bıraktın. Bak neler geliyor başımıza. Sen orda olsaydın hiç başımıza bunlar gelirmiydi. Yasir ailesini hatırla. PEKİ SEN NE DERSİN BU İŞE. BU ŞEKİLDE (Resul Teklifi Kabul etse İdi) FİNCANCI KATIRLAR ÜRKMEZ İDİ DEĞİL Mİ?
  • Ambargonun bitmesine vesile olan müşriklere karşı resulün tutumu değişmedi. Bugün kü zihniyet ne derdi Resul’e haydi sen söyle. “Bugün AKP şunları bunları yaptı oy ver” diyen zihniyet, sence o gün ne derdi.
  • Peki İbrahim (as) ‘in tavrına ne diyeceksin. Baltayı eline aldığında. Yoksa “onlar peygamber biz ise değiliz” deme cahilliğini mi göstereceksin.
  • Hepsini geçelim peki son Resulün 40 kişilik bir grup ile kâbe’ye yürümesine ne dersin. Herhalde bu yürüyüş hata idi. Ardından gelen ölümlerin, zulümlerin müsebbibi Resulullah (sav) idi, demezsin değil mi?

Bugünde zalimler hep aynı oyunu oynamıyor mu? Her seçim kendini gizlemek ve birileri kandırmaya devam etmek için hep bir tiyatro oynamıyor mu? Ergenekon, balyoz, paralel yapı vb söylemlerle hep kandırmadılar mı insanları. Şimdi benim kardeşim diyor ki, “ o partiyi desteklemeliyim ki Suriyelileri korusun. Diğeri gelirse Suriyelileri ülkeden çıkaracakmış”. Eh be kardeşim sen değilmisin Suriyelileri görünce yolunu değiştiren. Ekmek parası vermekten kaçınan. Onları şöyle ve böyle suçlayan. Tabi ki bu söylemimde tüm kardeşler için değildir. Ama bu tür gerekçeleri de duymuyor değiliz. Şimdi asıl demek istediğim yere geleyim. İşte tamda burada ortaya çıkacak İnşaAllah halimiz.

            HADİ BAKALIM! VARMISIN RESUL GİBİ YÜRÜMEYE. KÜFRE KARŞI HAKKI HAYKIRMAYA. LA İLAHE İLLALLAH DEMEYE. TAĞUTİ ZULÜM SİTEMİNİ, SAMİRİLERİ REDDETMEYE. İNSANLARI ALLAH’IN ADIYLA ALDATANLARI REDDETMEYE. TOPLUMU BU HAKK DAVAYA ÇAĞIRMAYA. FİNCANCI KATIRLARI ÜRKÜTMEYE. BİLİRMİSİN BİLMEM. ZALİM İŞTE BU SÖYLEM İLE KARŞILARINA ÇIKAN AZINLIKTAN KORKUYOR. YOKSA DİĞERLERİNDEN KORKMUYOR. ALLAH’IN YARDIMI DA GELMİYOR İŞTE. HADİ BİZ DE TEK BİR SEBEP İÇİN YÜRÜYELİM. TÜM ZULÜMLERİ BİTİRECEK ZÖYLEME İNSANLARI DAVET EDELİM. RESULCE MÜCADELE EDELİM. GEMİLERİ YAKALIM. SADECE ALLAH’A  GÜVENELİM. YARDIMI ONDAN BEKLEYELİM. TÜM DÜNYADAKİ ZALİMLERE MEYDAN OKUMANIN LEZZETİNE VARALIM.

           Tabi ki bunu yapamayız değil mi. Daha evleneceğiz, ev, araba sahibi olacağız. İş kuracağız. Emekli olacağız. Zaten biz el-eminde değiliz ki. İbrahim gibi (as) Allah cc için feda edecek İsmaillerimiz de yok. Yani bizim daha önce yapacak çok işimiz var. Var da var. Böyle bir yürüyüşe katılmak tan uzak durmak bir de üstüne üstlük “bende zarar görürüm bu iş den dolayı” deyip de engellemeye çalışırsan vay sana ki vay. Zaten bunu ilk yapacak olanlar sözde din adamlarıdır ki onların maskesi düşecek bu vesile ile. Bunu hiç mi hiç istemezler. Baksana şu ayete; “Ey müminler, birçok hahamlar ve rahipler insanların mallarını eğri yöntemlerle yerler ve halkı Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü biriktirip de bunları Allah yolunda harcamayanları acıklı bir azapla müjdele!” (9-/Tevbe-34)

            Ey kardeşim sendeki bu acizlik niye. Oysaki senin Rabbin Kâdir olan Allah (cc) değil mi? O sana türlü türlü güzellikleri vaad etmiyor mu?

"Haberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten Allah'ındır. Haberin olsun; şüphesiz Allah'ın va'di haktır; ancak onların çoğu bilmezler." (Yunus Suresi, 55) ayetiyle haber verildiği gibi birçok insan bu konuda gaflettedir. Ancak kesin bir bilgiyle iman edenler, bu vaadin gerçekleşeceğinden asla kuşkuya kapılmazlar. 
                Gerçekten Allah'ın vaadinin hak olduğu birçok Kur'an ayetinde haber verilir ve insanlar hem dünya hayatında hem kıyamet gününde hem de ahiret hayatında kendilerine mutsuzluk yaşatabilecek konularda uyarılırlar. 

Kur'an Ahlakının Yeryüzü Hakimiyeti Vaadi 
“Zikirden sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105) buyurur. Hiç şüphesiz, vaadedilenin mutlaka geleceğini, salih kullarını aciz bırakmayacağını (En'am Suresi, 134) haber verir. Müjdelediği kullarının karşısına dağlar bile dikilse, onları ezip geçecekler; dağlarda kendilerine bir yol bulacaklardır. 

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaat etmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55) 

Kıyamet Günü Vaadi 
"... (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç)bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın. (Lokman Suresi, 33) 

"İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azap vardır." (İbrahim Suresi, 22) 
                Şeytanın sözlerindeki gibi; gerçek olanı vaad eden yalnızca Allah'tır. Allah'ın vaadini göz ardı edenler akılları baliğ olmayan çocuklar gibidirler; oynar oyalanır vakit öldürürler. Söz dinlemeyen bu kişiler hakkında Kur'an'da, "Şu halde sen, kendilerine vadedilen (azap) günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak; dalıp-oynasınlar, oyalansınlar." (Mearic Suresi, 42) buyrulur. 
                "Gerçekten Allah'ın va'di haktır, kıyamet-saatinde hiçbir kuşku yoktur" denildiği zaman, siz: "Kıyamet-saati de neymiş, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zan (ve tahmin)da bulunup zannediyoruz; biz, kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz" demiştiniz. (Casiye Suresi, 32) Oysa “Allah'ın vaadi geldiği zaman, O, herşeyi dümdüz eder;Rabbimin va'di haktır. (Kehf Suresi, 98) 
                 Kıyametin gerçekliğine inanmayanların gözleri korkudan ve dehşetten düşmüştür; yüzlerini de bir zillet kaplamıştır. İşte bu, kendilerine vadedilmekte olan kıyamet ve azap günüdür. O gün en büyük ve adil mahkemede tartı haktır. Kimin tartıları ağır basarsa, işte onlar kurtulanlardır. Sonra Allah, elçilerini ve iman edenleri kurtarır; çünkü mü'minleri kurtarmak O'nun üzerine bir haktır. (Yunus Suresi, 103) 
                Rabb'inden apaçık bir delil üzerinde bulunduğu halde Kur'an'ı inkar edene gelince; ateş ona vaad edilen yerdir. "Bundan kuşkuda olma " buyurur Allah; çünkü o, Rabb'inden olan bir haktır. Ancak insanların çoğunluğu inanmazlar. (Hud Suresi, 17) 

              Sonsuz Ahiret Vaadi 
              İnsanların birçoğu, ölümle birlikte yaşamın son bulacağını ve tüm hayatın dünyadan ibaret olduğunu zannederler. Oysa dünyadaki herşey ve herkes sonlu yaratılmıştır; dünya hayatındaki herşey birgün ölecektir. İnsan için ölüm bir son değil, sonsuz hayata geçiştir. Ve ölümle birlikte muhteşem bir yaratılış, sonsuz ahiret hayatı başlayacaktır. Ahiret kesin bir gerçektir; Allah'ın vaadidir. 
               Şimdi, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, dolayısıyla ona kavuşan kişi, dünya hayatının metaı ile metalandırdığımız sonra kıyamet günü (azaba uğramak için) hazır bulundurulan kişi gibi midir? (Kasas Suresi, 61) 
               Dünya çok kısa süreli geçici bir imtihan mekanıdır ve ölüm her an insanı bulabilir. Bu nedenle iman eden insan yaşamı süresince, Allah’ın vaadi olan sonsuz ahiret hayatı için hazırlık yapar. 

               Cehennem Vaadi 
               İnkarcılar, dünya hayatları boyunca zorluk ve sıkıntıları kabus gibi yaşar, nimet ve güzelliklere ulaşamazlar. Bu, inkar içinde yaşamaları nedeniyle onlara dünyada ve ahirette verilmiş olan büyük bir karşılıktır. Cehennem ehli kendilerince alay ederek; "Rabbimiz, hesap gününden önce (azaptan bize vadettiğin) payımızı çabuklaştırıver." (Sad Suresi, 16) derler. Onlara en güzel cevap Kur'an'dadır: “İşte bu, size vadedilmiş cehennemdir.” (Yasin Suresi, 63) 
               Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azap vardır. (Tevbe Suresi, 68) Cennet halkı, ateş halkına seslenir: "Bize Rabbimiz'in vadettiğini gerçek buldunuz mu?" Onlar da: "Evet" derler. Bundan sonra içlerinden seslenen biri (şöyle) seslenecektir: "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun." (Araf Suresi, 44) 

                Cennet Vaadi 
                "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip dosdoğru yolda yürüyen kulları, "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin." (Fussilet Suresi, 30) sözleriyle melekler, Rabb'lerinin vaadini müjdelerler. Allah birçok Kur'an ayetinde, takva sahibi mü'min erkek ve kadınlara içinde güzel mekanlar bulunan sonsuz cennetini vaad eder. Onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. (Ra'd Suresi, 35) 
                  Meryem Suresi'nde tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunan kullarına Adn cennetlerini gaybtan vaad eder. "Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir." (Meryem Suresi, 61) 
                 Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu, ) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Tevbe Suresi, 111) Ve Allah'ın, yaptıklarının en güzelini kabul ettiği muttaki kulları için o gün cennet yakınlaştırılır. 
                 "Bu, size vadolunandır; (gönülden Allah'a) yönelip-dönen (İslam'ın hükümlerini) koruyan, Görmediği halde Rahman'a karşı 'içi titreyerek korku duyan' ve 'içten Allah'a yönelmiş' bir kalp ile gelen içindir. "Ona 'esenlik ve barış (selam)la' girin. Bu, ebedilik günüdür." (Kaf Suresi, 32, 33, 34) 
                  Son gülen iyi gülecek inşaAllah. Allah (cc) nurunu tamamlayacaktır. Muttakilere selam olsun. Vesselam.

Yazısal Düşünce…

 

 



Görüntülenme: 1633

Yorum Kuralları

  • Yorumlar yöneticinin onayından sonra yayına girer.
  • İslami ahlak kurallarına uymayan, küfür ve hakaret içerikli yorumlar yayınlanmaz.
  • Email adresiniz kaydedilecek fakat gösterilmez.
  • İlk yorumunuzda kullandığınız Email adresini daha sonra kullanmak için Ad-Soyad aynı olmalıdır.