Yazılar_Article-Detail

KEMALİST CUMHURİYETTE HEM MÜSLÜMAN HEMDE KÜRT OLMAK.

Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığımızda bu başlık çok önemli bir yer işgal etmekte ve bir insanın suçlu kabul edilmesini ve suçlu muamelesi görmesinin tek sebebi olabilmekteydi.

Cumhuriyeti kuran kadrolar her zaman birinci tehlike olarak İslam’ı, ve ikinci tehlike olarak da Kürt kökenli insanları görmüşlerdir. Bunun içindir İslam ve Kürt kimliğine sahip olan insanlara, kendilerine baskı yapmak ve gerçekte olmayan korkular üreterek, bunu, bu kimliği sahip olan insanlara bir baskı ve zulüm aracı olarak kullandıkları Cumhuriyet tarihinin en önemli ve inkar edilemez bir gerçeği idi.

 Bu ülkende Müslüman olmak veya İslam’ın gereklerini yerine getirmek bir insanın suçlu kabul edilmesi ve kendisine suçlu muamelesi yapılması için yeterli bir sebep olduğu gibi, aynı zaman da Türk olmamak, özelliklede Türk ırkından sonra en fazla nüfus’a sahip olan Kürt olmak da bir o kadar suçlu görülebiliniyordu.

Kemalist Cumhuriyeti kuran ve aynı zamanda da, faşist olan bu kadrolar kendilerini bu faşist kadroların hizmetine sunmayan ve bu faşizmi kabul etmeyen ve etmesi de mümkün olmayan, Müslüman ve Kürt halklarına elerinde bulunan devlet gücünü kullanarak bu insanları hizaya getirmeye, asimile etmeye, kendilerine kul köle etmeye çalıştıkları ve bunu gerçekleştirmek için her türlü zulmü bu insanlara reva gördükleri inkar edilemez bir gerçekti.

Oluşturdukları eğitim sistemlerinde, gerek İslam’i kimliği gerekse de, Kürt kimliğini yok sayarak bütün bu halkları Türkleştirmek için gösterdikleri çabaları bilmekteyiz. Okullarda her gün okutulan and içme merasimlerinde bütün öğrencilerin kimliği ne olursa olsun, herkesin kendi varlıklarını Türk ulusunun varlığına armağan etmeleri vede kimliği ve inancının nasıl olduğu değerlendirilmeden herkesin Mustafa Kemal’in açtığı yolda gösterdiği hedefe yürümeleri gerektiği zihinlerine bir daha çıkmayacak şekilde kazındığı herkesin malumu olan bir durumdu.

Bununla birlikte İslam’ı tek üst kimlik olarak gören bu insanların inançları yok edilerek üst kimlik olarak Türk kimliğini tanımaları gerektiği, bu insanlara zorla benimsetilmeye çalışılıyordu ve bu insanlara her gün ne mutlu türküm diyene dedirtilerek bu insanların Allah’ın kendilerin verdikleri kimlikleri yok sayılıyordu.

Üstünlüğün ölçüsü takvada iken bu zihniyetteki insanlar, insanların Türk olup olmamasında üstünlüğü görüyorlardı. Ve herkesin bu üstünlüğe ulaşması için maddi ve manevi her ne değer varsa hepsini bunun için feda etmekten hiç geri durmuyorlardı. Çünkü halk cahildi! ve bu üstünlüğün farkın da değildi ve kendilerini anlamamaları gayet normaldi. Halk istemese da mutlaka bu üstünlük anlayışı halka benimsetilmeliydi.

Halk için neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu belirleme yetkisini de bu insanlar kendilerinde görmekte idiler.

Lozan da Kürt halkını asli unsur olarak görenler, bu halka bırakın aslı unsur olmayı, azınlıklara verilen hakları da kendilerine vermeyerek ancak ve ancak Türk olarak bu ülkede yaşayabilecekleri, aksi taktirde bu ülkede yaşama ve birtakım haklara sahip olma haklarının olmadığı kendilerinden istenmekteydi.

Bu zulmü Kürt halkına reva görenler tabii ki Müslüman olan, gerek Türk, gerekse de Kürt halklarına, bundan daha büyük zulümler yapmaktaydılar. İslam’ı sosyal ve siyasal hayattan dışlamakla kalmadılar, aynı zamanda İslam’ın temsilcileri konumunda kabul ettikleri kurum ve kuruluşları ve bireyleri ya kendilerinin istediği gibi bir Müslüman! (Ki bu Müslümanlık kendilerinin hizmetinde olan ve kendilerinin hedefledikleri bir Türkiye ortaya çıkarmaya hizmet eden bir Müslümanlık yani faşist, yani ırkçı, yani Kemalist, yani laik vb. idi) olmaya, yada ellerindeki devlet gücünü kullanarak bunları ortadan kaldırarak yok etme yoluna gittiler.

Yapılan ve adına inkılap! denilen şeylere baktığımızda görmekteyiz ki, bu sözde inkılapların hemen hepsi, İslam’a ve İslami değerlere karşı yapılmıştır. Harf inkılabından turunda kılık kıyafet, takke ve zaviyeler, miladi takvimin kabulü, şapka kanunu, İslam hukukunun vb. bir çok adına inkılap dedikleri reformlara baktığımızda o gün İslam’ın sosyal ve siyasal hayata yansımaları olarak göreceğimiz uygulamalarını ortadan kaldırarak İslam ve Müslümanlara karşı düşmanca tavırlarını ortaya koymuşlardır. Kendilerini İslam’a nispet eden insanlar ve İslam, bu ülkede bir zamanlar asli unsur oldukları halde bu insanlara Cumhuriyetle beraber Kürtlere reva görülen zulümden çok daha fazla bir baskı ve zulmü ırkçı Kemalistler tarafından reva görülmüştür.

İşte Cumhuriyetle birlikte durum bu iken, bir de bu ülkede hem Müslüman ve birde Kürt olan halka nasıl bir muamele ettiklerini tahmin etmek çokta zor olmasa gerek. İslam’i hassasiyetleri biraz daha fazla olan Kürt halkı Cumhuriyetle beraber getirilmeye çalışılan İslam dışı uygulamalara tepki ortaya koyarak bu inancını ortaya koymuştur.

Şehid Şeyh Said, tamda burada yapılan bu İslam dışı uygulamaların karşısında duran ender kişilerden birisi olmuştur. Tabi ki, hem Kürt olması hem de İslam için kıyam etmesi, onun ve ondan sonra Kürt kökenli Müslümanlara yapılan baskı ve işkencelerin hem bir sebebi hem de yapılacak zulümlerin dozunun ne boyutlarda olduğunu ortaya koyması açısından üzerinde durulmaya değer bir konum arzetmektedir. Şehid Şeyh Said’in bu şanlı kıyamından sonra bu bölgedeki halka her zaman bir tehlike gözüyle bakılarak gereksiz korkular üretim bunu halka bir baskı ve zulüm aracı olarak kullanmışlardır. Bunları söylemekle beraber Türk kökenli olan Müslümanlara baskı ve zulüm yapılmadı demiyorum. Türk kökenli Müslümanlara yapılan zulümler de ortadadır.

Benim kanaatime göre başta Şeyh Said olmak üzere Kürt kökenli Müslümanları katledenler birinci olarak Müslüman olduğu için ikinci olarak da, Kürt oldukları için kendilerini katletmişlerdir. Sır Kürt kökenli olduğu için yıllarca hapislerde yatan Said Nursi’yi değerlendirdiğimizde de görmekteyiz ki, bu ülkede Müslüman ve Kürt olmak bir suç olarak telakki addedilerek, bu vasfı üzerinde bulunduran insanlara bu sistem hiç acımadan bunlara her türlü zulmü reva görmüştür. Oysa Said Nursi’ye baktığımızda kendisinin Şeyh Said kıyamını doğru görmeyerek “Babaları İslam’a hizmet etmiş insanların çocuklarının bir birilerini öldürmelerini doğru görmüyorum” dediğini bilmekte ve Türklerin İslam’a yıllarca hizmet ettiklerinden dolayı Türklere karşı aşırı bir sevgi beslediğini bilmekteyiz. Bütün bunlar onu cezalandırılmasının önüne geçmiyor, sırf İslam’ı bir kimliği ve halk tarafından Alim olarak kabul edildiği için yıllarca Kemalist rejim tarafından o hapishane senin bu hapishane benin demeden zulüm ve baskılara maruz bırakılmıştır.        

Şehadetinin yıl dönümü olması hasebiyle başta Şeyh Said olmak üzere, bu ülkede faşist Kemalist kadrolar tarafından zulme uğratılan ve şehit edilen bütün Müslümanlar yad edilerek hatırlanması ve kendilerine bu zulmü yapan insanlardan bunun hesabının sorulması gerekmektedir. Ve tabii ki özellikle Kürt kökenli Müslüman olsun veya olmasın yapılan zulümlerin de hatırlanması ve bunun bir realite olduğunu ve bu günkü duruma geçmişte yapılan ve halada kısmide olsa devam eden zulümlerin sebebiyet verdiğinin bilincinde olmamız gerekmektedir. Zulüm kimden gelirse gelsin bunun karşısında durmalı, mazlum kim olursa olsun onun yanında yer almalıyız. Biz yazımızda örnekler vererek konuyu uzatmak istemedik. Bu konuyla alakalı geniş bilgi elde etmek isteyen kardeşlerimizin başta Mehmet PAMAK’ın, İslam’ı Açıdan Kürt Sorunu, adlı kitabı, Ahmet Cemil ERTUNÇ’un Cumhuriyet Tarihi kitabına ve Mustafa İSLAMOĞLU’nun, Anadolu Kiyamlar Tatihi adlı kitaplarına ve liste uzamasın diye ismini yazmadığım yüzlerce kitap ve belgelere bakabilirler. Tabiki bu konu ve anlatmak istediklerimizin hakikati yansıttığı, devletin elindeki belgelerin halka açılmasıyla daha da net olarak anlaşılacağı kanaatindeyim.

 Zulmün olmadığı bir dünya için insanlığın İslam’a muhtaç olduğunu tekrar hatırlatmak isterim.Zulmü kendisine haram kılın bir dinin sahibinin, kendi yarattıklarına zulüm etmesi ve buna razı olması mümkün oladığı bibi, zulme uğramayı da, zulüm etmeyide harak kılnan dinin İslam dini olduğunu, ve bugün bu ülkenin en önemli gündemi olan Kürt meselesini de, ancak ve ancak İslam’a dönüşün çözüm getireceğini de ahtırlatmak isterim. Selem ve Dua ile.

İlgili Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  • Sign up
Lost your password? Please enter your username or email address. You will receive a link to create a new password via email.
Change
Close