Yazılar_Article-Detail

Hud (a.s) Hayatından Yoldaki İşaretler

Hud (a.s) Hayatından Yoldaki İşaretler

Allah’ın insanlara arasında seçerek, insanlara önder ve model kıldığı peygamberlerin hayat mücadeleleri biz müminler için çok önem arz etmektedir. Tarih kitabı olamayan Kur’an’ın üçte biri Peygamber kıssalarından oluşmaktadır. Bunun sebebi bize tarihi bilgi sunmak değildir. Bu kıssaların Kur’an’da gündeme getirilmesinin ana gayesi, iman eden kimselere, İslami mücadelenin tarihi seyrini bildirmek, bu mücadele için ortaya konulan gayretleri bildirmek, bu mücadelenin yoldaki işaretlerini bildirmek, kafirlerin akıbetlerini üzerinden iman etmeyenlere mesaj vermek, iman edenlerin kalplerini pekiştirerek sabretmelerini sağlamak ve ortaya koydukları mücadelenin neticesinde kazananların kendileri olacağının müjdesini vermek olduğunu sayabiliriz. Bizler Kur’an’da gündemimize getirilen Peygamber kıssalarını iyi tahlil ederek, burada Rabbimizin bizler için belirlediği yoldaki işaretleri tespit ederek, bu işaretler çerçevesinde mücadelemizi sürdürmemiz gerekmektedir.

Kur’an’ın bizim gündemimize taşıdığı Peygamber kıssalarından bir tanesi de, Hud (a.s) ile Ad kavmi arasında geçen mücadeledir. Hud (a.s)’ın hayat mücadelesinde karşımıza çıkan ve bizim tespit etmeye çalıştığımız yoldaki işaretlerden bir kısmı şunlardır;

1-             Allah her topluma kendi içlerinden birisini peygamber olarak göndermiştir. Kendi toplumu içerisinde fıtratını bozmamış, küfür ve şirk bataklığına bulaşmamış kimseleri seçerek, onları toplumlarına elçi olarak görevlendirmiştir. Peygamberlerin kendi kavimleri içerisinden seçilmesinin temel sebebi olarak da şunları söyleyebiliriz; toplumun kendisini tanıdığı, dürüst kişiliği, güvenilir bir kimse olması, her türlü yozlaşmalardan uzak olması ve aynı zamanda kendi içerisinde yaşadığı toplumu tanıyor olmasında dolayı olsa gerektir. “Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u peygamber olarak gönderdik….”A’raf, 65

2-             Her peygamberin mücadelesinde olduğu gibi Hud (a.s)’ın mücadelesinde de, davetinin özünü Allah’a kulluk ve ilah olarak yalnız Allah’ın kabul edilmesi ilkesi oluşturur. Bu kutlu davetin topluma verdiği mesaj ise; insanın yeryüzündeki asıl maksadının, yalnız Allah’a ibadet etmek olduğunu hatırlatmak, hayatı bütün boyutlarıyla yalnız Allah’a has kılarak ibadetini bütünüyle Allah’a yapması gerektiğini, zihinlere ve kalplere kazımak olmuştur. Hayatın bağlarını bir birinden koparmadan, bütün alanlarıyla Allah’ın emrine uygun şekilde yaşamak gerektiğini haykırmışlardır. Yine, kendisine itaat edilip bütünüyle emrine girilecek otorite olarak Allah’ı görmeleri gerektiği, Allah’a ait olan hiçbir hakkı Allah’tan başkasına vermemeleri gerektiğini hatırlatmaktadır.  Yine dinin temel düsturu olan bu emri hiçbir şekilde ne halkın dediği gibi “Çalışmakta bir ibadettir” yaklaşımıyla nede kimi kendilerini ilsami harekete nispet eden kimselerin dediği gibi, “Hizmet için gerektiğinde terk edilebilir” anlayışlarının batıl inançlarının reddedilmesi gerektiği ve mesnetsiz yaklaşımlar olduğunu ortaya koymaktadır. “….Onlara, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için ondan başka hiçbir ilah yoktur.” A’raf, 65

3-             Yukarıda söylenen şeylerin gerçekleşebilmesinin bir şarta bağlı olduğu ifade edilmekteki o şartta takvadır. Allah’tan ona yaraşır şekilde sakınmak olarak ifade edebileceğimiz takva burada, ibadetin yalnız Allah’a yapılması ve Allah’ın bir tek ilah olarak kabul edilmesinin şartı olarak gündeme getirilmektedir. Allah’tan sakınma bilinci olmayan kimselerin peygamberlerin hak davetlerine olumlu cevap vermeyecekleri de burada zımnen ifade edilmektedir. “….Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” dedi.” A’raf, 65

4-             Hud (a.s) hak davetinin karşısına, yine toplumunun önde gelen, mele ve mütref kesiminden olan kimseler çıkmışlardır. Toplumun aristokrat kesimi, Hud (a.s) davetinin kendi dünyevi çıkarlarına uymadığı için karşı bir duruş sergileyerek, hem kendileri ilahi daveti reddetmiş hem de halkların kabul etmemesi için halkı yönlendirmişlerdir.  Buradan iki önemli işaret söz konusudur. Birincisi; Hak davetçiler olan peygamberler davetlerinin toplumu yöneten kimseler dahil, toplumun her kesimine ulaştırmıştır. İkinci olarak da; Yönetici kadroların halk üzerinde çok büyük bir etkilerinin olduğu ve halkların iman etmelerinin önünde engel oldukları gerçeğidir. “Kavminin ileri gelenlerinden inkar edenler dediler ki…..”  A’raf, 66

5-             Halkı sömüren ve yönlendiren elit kitlelerin hak davet karşısında hiçbir makul gerekçe ortaya koymadan Allah’ın elçilerine birtakım isnatlarda bulunmuşlardır. Her elçinin hayatında bu isnatlar farklı olsa da, genel niteliği hep şu şekilde olmuştur. Elit zümrelerin, hak davetin karşısında durmalarını kendilerince makul bir gerekçeye dayandırma gayretleri yatmaktadır. Halklar üzerindeki hakimiyetlerini sürdürmek, halkın Allah’ın elçilerine iman etmelerinin önünde durmak ve dolayısıyla da mevcut çıkarlarını kaybetmek gibi risklerden dolayı bu yolu tercih etmişlerdir. Bu isnatlar Hud (a.s) yönelik şu şekilde olmuştur; “…..”Şüphesiz, biz seni akıl kıtlığı içinde görüyoruz. Biz senin mutlaka yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz.”  A’raf, 66

6-             Kafir olan zümrelerin, vahye dayanan hak dinin emirlerine karşı tavırların da kendi inanç ve mantıklarına uymayan hakikatleri anlama gayreti göstermeden reddettiklerini görmekteyiz. Kendi mantıklarına veya inançları veya geleneklerine uymayan ilahi hakikatlerin insana kazandıracağı kazanımları değerlendirmeden, kör bir saplantının içerisine girerek reddettiklerini görmekteyiz. Bu da bize, kafir zümrelerin hak ve hakikatlere karşı nasıl bir tutum sergilediklerini göstermektedir. Kendilerini aydın, akıllı, çağdaş vb. nitelemelerinin gerçeği yansıtmadığını, aksine koyu bir taassubun içerisine saptandıklarını görmekteyiz. Gününüzde de islami değerlerin ve islami bir hayatın çağın gereklerine uygun olmadığı, dolayısıyla da akıl ve mantık işi olmadığını söyleyerek reddedilmesi gerektiğini söyleyen kimseler söz konusudur. Bu kimselere göre islami değerleri savunmak ve bunların uygulanmasını istemek akıllıca hareket etmemek anlamına gelmektedir. “…..”Şüphesiz, biz seni akıl kıtlığı içinde görüyoruz. Biz senin mutlaka yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz.”  A’raf, 66

7-             Hud (a.s) kavmi, kendilerinin içerisinde bulundukları ve Allah’ın dinini yalanlama gibi tutumlarını görmezden gelerek, hak davetçisi olan Hud (a.s)’a yalan isnat ediyorlardı. Bu yaptıkları şey bize şunu göstermektedir. Bu insanlar, asıl olan yalanın Allah’ın ve Allah’ın insanlardan istediği hayatın yaşanması gerçeğini yalanlayarak bunun yerine kendi hevalarından kaynaklanan bir hayatı yaşamayı asıl yalanlama olarak göremediklerini veya görseler bile bu tür bir yaklaşımı terk etmediklerini göstermektedir. “….Biz senin mutlaka yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz.”  A’raf, 66

8-             Hud (a.s)’ın hak davetini reddederek, Hud (a.s)’a yalancı diyen kavminin ileri gelenlerinin kendisi hakkındaki “senin yalancılardan birisi olduğunu inanıyoruz” gibi gerçeği yansıtmayan ithamları karşısında sessiz kalmayarak, bu konuda kendisine yönelik yapılan itham ve karalamaların gerçeği yansıtmadığını ifade etiğini görmekteyiz. Buda bize, hak davetçinin kendisine karşı yapılan asılsız ithamlara karşı, kendisine yapılan bu ithamların asılsız olduğunu kamuoyuna duyurması gerektiğini bildirmektedir. Davet ettiğimiz esasların batıl olduğunu ortaya koyamayan kimseler bunu davetçinin kimliği ve kişiliği üzerinden yapmaya kalkacakları için davetçi kimseler bu konuya çok dikkat etmelidir. Yusuf (a.s) gibi hapisten kurtulma gibi bir durumla karşı karşıya kalsa bile kamuoyu tarafından da suçsuz olduğunun ortaya çıkmasını sağlamalıdır. “Hûd şöyle dedi: “Ey kavmim! Bende akıl kıtlığı yok…..” A’raf, 67

9-        İslami davetin söylemini amacından saptırarak, insanların dikkatini davetçi üzerinde oluşturmak istedikleri ithamlara çekmek isteyenlere karşı Hud (a.s)’ın, insanların dikkatlerini tekrar İslami davetin ana eksenine çektiğini görmekteyiz.  Hak davetin hiçbir şekilde yanlışlığını ispatlayamayan batıl ehli, her dönemde davetçiler üzerinde şüpheler uyandırarak kitleleri İslam davetçilerinden uzak tutarak kendi saflarında tutmak istemektedirler. İslam davetçileri, batıl ehlinin bu sinsi yaklaşımlarını bilerek hareket etmeli, hem kedi kişiliği üzerinde oluşturmaya kalkıştıkları şüpheleri izale etmeli, hem de davetin ana eksenini gölgeleyecek bir durum ortaya çıktığında insanların dikkatini hemen ana meseleye çekmelidir. “…..Aksine ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.” A’raf 67

10-         Yine, Hud (a.s)’ın, insanların zihinlerinde oluşabilecek “Bu söyledikleri kendi fikri midir?” Veya “Allah’a iftira mı atıyor?  vb.” düşüncelerinin izalesi için gündeme taşıdığı ve kendisine itaat etmelerini istediği hakikatlerin, Allah’ın vahiyle bildirdiklerinden ibaret olduğunu hatırlattığını görüyoruz. Allah’ın vahiy yoluyla bize bildirdiklerini, Allah’ın bildirdiği şekilde insanların gündemine taşımamız islam davetçisinin en temel görevi olmalıdır. Kendi doğruları, kültürel doğrular, üretilen doğrular olmamalı, vahyin hakikatleri insanların gündeminde taşınmalı. “Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum.” A’raf, 68

11-         Yine, davetçinin kimliğinin önemi Hud (a.s) üzerinden gündeme taşınmakta ve davetçinin güvenir olması gerektiği hatırlatılmaktadır. Davanın rabbani olmasının yanında, bu davetin taşıyıcısının da güvenilir olması olmazsa olmazdır. Allah’tan aldığı vahyi hiçbir şekilde değiştirmeden insanlara aktarması konusunda güvenilir olması, insanlar arası ilişkilerde güvenilir olması, davet için temel esaslardandır. Toplum tarafından güvenilir olmayanların kişisel problemlerinin daveti menfi anlamda etkileyeceği vahyin bu hakikatlerinden anlaşılmaktadır. ” Ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım.”  A’raf, 68

12-         Davetçinin insan olmasından dolayı daveti kabule yanaşmayanlara Hud (a.s), bu yaklaşımın doğru olmadığını ortaya koyduktan sonra, Allah’ın, kendileri üzerindeki nimetlerini hatırlatarak, kendilerine bu nimetleri verenin Allah olduğunu, dolayısıyla da Allah’tan gelen daveti kabul ederek ibadeti yalnız Allah’a yapmaları gerektiğini hatırlattığını görüyoruz. Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri Allah’tan bilmeyenlere bu nimetlerin Allah’tan olduğunu hatırlatmak risaletin önemli bir bölümünü teşkil eder. Hele de bu nimetleri Allah kendilerine verdiği halde, Allah’tan başkasında bilmek. Bu konuda toplumu uyarmak ve gerçeği topluma bildirmek, Peygamberliğin ana gönderiliş sebebi olarak karşımızda durmaktadır. “…Hatırlayın ki, Allah sizi Nûh kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılış itibariyle daha güçlü kıldı…” A’raf, 69  “Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah’a karşı gelmekten sakının.” Şuara 132-134

13-         Dünya ve Ahirette kurtulanlardan olmak ancak ve ancak Allah’ın verdiği nimetleri, bütünüyle Allah’tan geldiğini kabul etmekle, ve bu nimetlerin şükrünü eda etmeye gayret etmekle gerçekleşebilir. Müslüman bir davetçi, hem kendisi için hem de muhatapları için asıl kurtuluşun ancak Allemlerin Rabbi olan Allah’ın nimetlerine karşı şükür üzere olan bir hayat yaşamakla mümkün olduğunu bilmeli ve muhataplarına bildirmelidir. “…Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.” A’raf, 69

14-         Hud (a.s)’ın davetini reddeden oligarşik sınıf, davetçinin insan olmasını ileri sürerek bir insana itaat edildiği taktirde insanların yoldan sapacakları iddia ediyorlar. Aslında bu bir itiraf niteliği taşıyor. Allah bu hakikati, o hakkı inkar eden kimselerin dilinden söyletiyor. Yine halktan kendileri için istedikleri itaati kendileri gibi bir insan olan Hud (a.s) için doğru görmüyorlar. Kendileri beşer oldukları halde halkın kendilerine itaat etmelerini isterken, Hud (a.s) da kendileri gibi bir beşer olduğu halde ona itaat edilmesini doğru görmüyorlar. Evet bir beşere, mutlak bir itaat dinin doğru görmediği bir yaklaşımdır. Mutlak itaat, ancak Allah’a ve Allah’ın gözetiminde olduğu için Peygamberlere yapılır. Bu gerçek Kur’an ve Sahih Sünnette apaçık ortada olduğu halde, kendilerini bu dine nispet eden, Alim! Şeyh! Hoca! Yönetici! vb. kimselerin, bağlılarından mutlak itaati istediklerini görmekteyiz.     “…O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor.” “Andolsun, kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz mutlaka ziyana uğrarsınız.” Muminun 33-34

15-         Hud (a.s), kavmimin ataları tarafından süreç içerisinde uydurularak din haline getirdikleri inanç ve ritüelleri gündemleştirerek, bunların batıl olduğunu ortaya koymuştur. Din, yalnız Allah’ın sınırlarını belirlediği ilke ve prensiplerini ortaya koyduğu nizamın adıdır. Kişilerin kendi yorum ve anlayışlarından ortaya attıkları şeylerin din ile bir alakası yoktur. Nice yoruma dayalı düşünceleri dinin aslı halene getirip bunlarla insanların imanlarını ve Müslümanlıklarını değerlendirmek gibi bir yaklaşımda, bu eksende değerlendirilmesi gereken bir konudur. “Allah’ın, haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu bir takım isimler (düzmece tanrılar) hakkında mı benimle tartışıyorsunuz?” A’raf,  71.

16-     Hud (a.s) kavmi arasında, ahiret hayatını reddeden bir yaklaşımın olduğunu şahit olmaktayız. Allah’ı inkar etmedikleri halde, Ahiret hayatını inkar eden bir inanca sahip olan insanlar günümüzde olduğu gibi ilk olarak o tarihte karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde de Ahiret hayatını tümüyle reddeden kimseler olduğu gibi onun çok uzak olduğuna da inana kimseler mevcuttur. Bu anlayışa sahip olan insanlar ile karşı karşıya kalmamızın mümkün olacağını bilerek hareket etmeli, bu anlayışa sahip olan insanlar ile karşılaştığımızda Hud (a.s) gibi hakikatleri haykırarak Allah’tan yardım istenmeliyiz. “Halbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!” “Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz.” Muminun, 35-36

17-      Hud (a.s) kavmi birbirleriyle yarışmak, gösteriş yapmak, insanlara üstünlük taslamak, ve dünyada ebedi kalmak arzularından dolayı yüksekçe yapıtlar inşa ediyorlardı. Dünyaya Allah’a kulluk yapmak için geldiğini unutan insanların içerisine saptandıkları bataklığa güzel bir örnektir Ad kavminin bu yaptığı. Ahiret diye bir derdi olamayan, dünyayı esas yurt olarak kabul eden kimseler, dünyada icad ettikleri ve ancak dünyada insanın işine yarayacak şeyler ile meşgul olurlar. Bu gün dünyanın süper devletlerinin bilimsel buluşlar için çok büyük bütçeler ayırarak, dünyanın geri kalan ülkelerine bu buluşlarıyla üstünlük taslamaları Ad kavminin bu yaklaşımıyla ne kadarda benzeşiyor. Ahiret yok sayan insanların bu icadlarına hayran kalan sözde Müslümanlar bu hakikati görmeleri gerekmektedir. Müslüman, Ahirete insanın işine yaramayacak şeylerden ve bunlar ile uğraşarak Ahiretini ihmal edemez. “Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?” Şuara 128

18-      İnsanın genel bir eğilimi, Ad kavminde karşımıza çıkmaktadır. İnsan bir gün öleceğini bildiği halde biriktirmek ve daha fazla kazanmak ister. Şeytanın Adem (a.s)’ı yoldan saptırmak için verdiği vesvesede de bu yoldan yanaşmaya çalıştığını görmekteyiz. Ahireti ve hesap vereceğini unutan insan ve toplumlar dünyada daha büyümek için, kendilerinin rahat bir hayat yaşamaları için kendilerinden olmayan insanları sefalete duçar olmalarını hatta yok olmalarını da önemsemezler. Bu gün dünya kaynaklarının %80’nini kullanan ve bundan dolayı da milyonlarca insanın ölmesine sebep olan zihniyetin, Ad kavminin halefleri olduğunu bilmeli, tıpkı Ad kavminin başına gelen bir akıbetin kendilerinin de başına geleceğinin, Allah’ın mutlak adaletinin tecelli ederek hak ettikleri cezaya uğrayacaklarını bilmeliyiz. “İçlerinde ebedi yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?” Şuara, 129

19-         Ad kavminin kendisine verilen dünyevi nimetleri dikkate alarak bundan dolayı bu nimetleri verene şükretmeleri gerekirken, bu nimetlerden dolayı kibirlenerek kendilerini cezalandıracak bir gücün olmadığını iddia etmeye kakıştılar. Günümüzde de Allah’ın çeşitli şekilde dünyevi imkanlar verdiği nice topluluklar, kendilerindeki bu nimetlerden dolayı kendilerini yenilmeyecek süper güç olarak görmektedirler. Kur’an’da Ad kavminin durumunu okuyan ve ne hale getirildikleri bilen yada bilmesi gereken nice Müslümanlarda bu ülkeleri yenilemeyecek süper güçler olarak görmekte, Allah’ın gücünü unutuvermektedirler. “Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, “Bizden daha güçlü kim var?” demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı.” Fussilet 15

20-         Dünyada kibirlenerek kendilerini yenilmez gören kimselerin ve toplumların cezası ahirette verileceği gibi dünyada da avans cinsinden verilecektir. Allah’ın hakki olan azamet sıfatını kendilerinde gören insan ve toplumlar Allah’ın azametinin ne demek olduğunu Ahirette görecekleri gibi ölmeden önce dünyada da görecekleridir. Allah’ın yüce kurdretinin farkında olmayanlar, çeşitli nesneleri yenilmeyecek kurdetli varlıklar olarak görmektedirler. Kimilerini kavimlerini “Bir Türk bir dünyada bedel” gibi, veya takımlarını, ordularını, ekonomilerini, sahip oldukları bilim ve teknolojileri vb. güçlü ve kudretli görmeleri gibi. Allah’ın kudretini idrak edemeyip kendilerini kudretli sayan insan ve toplumlar dünyada zillet ile cezalandırılırlar. “Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o mutsuz kara günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azâbı elbette daha rezil edicidir…” Fussilet 16

21-         Allah’ın yardımına muhatap olmak için dünyada kişi ve toplumların Allah’ın gücü ve kudretini esas alması, bu güç ve kudret karşısında kendi aczi yetini itiraf etmelidir. Müslümanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar bu gücü kendilerine verenin Allah olduğunu, Allah’ın sonsuz anlamda bir güç ve kudrete sahip olduğunu bilmelidirler. Elde ettikleri başarıların kendilerinden değil, Allah’ın kendilerini bir ikramı olduğunu bilerek, Allah gereği gibi şükretmelidirler. Hz Süleyman (a.s)’a kendisinden başka kimseye verilmeyecek nimetleri Allah verdiğinde, “…Bu Rabbimin bir imtihanıdır. Acaba şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü?…” (Neml, 40) dediği gibi. Veya Hz Peygamber (a.s) gibi, Yıllarca kendilerine her türlü zulmü reva gören Mekke’yi feth ettiği zaman, Mekke’ye devesi üzerinde girerken kendisine bu fethi nasip eden Rabbine şükreden bir pozisyonda olması. Çünkü onun yardımı ve inayeti olmazsa kulun yaptıkları başarıyı yakalamak için yeterli değildir. Dünya ve Ahirette kişinin kurtula bilmesi için Allah’ın yardımına ihtiyacı vardır. “…Onlara yardım da edilmez. Fussilet 16

22-         Hud (a.s) da, yaptığı davet ve gayretin karşılığında insanlardan dünyalık bir ücret ve beklenti içerisine girmemiştir. Yaptığı İslami mücadeleyi bir çıkar sağlama aracına dönüştürmemiş, ortaya koyduğu fedakarlık ne oranda olursa olsun bunun karşılığını sadece Alemlerin Rabbi olan Allah’tan beklemiştir. Allah ile insanların verecekleri ücreti karşılaştırıp, daha hayırlı olanı tercih etmiştir. Dinini ve mücadelesini çıkar sağlama aracı olarak görmemiştir. Müslüman dava adamları için burada çok önemli bir prensip vardır. Çünkü daveti ulaştırmakla görevli olan kimseler, yaptıkları davet karşılığında bir dünyevi beklenti içerisine girdiklerinde, muhataplar, davetçilerin kendi üzerlerinden çıkar sağlamak istediklerini düşünebilirler. Bu gün ne yazıktır ki, nice din adamı! Olarak kabul edilen kimseler yaptıkları sözde İslami ritüellerden dolayı insanlara el açabilmekte, hem kendi izzetini kaybetmekte, hem de davasının bir çıkar aracına dönüştürmektedir.“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”  Şuara, 127

23-         Ad kavmi, Hud (a.s)’ın azap tehdidi ile alay ettiklerini görüyoruz. Allah’ın her hangi bir konuda ortaya koyduğu tehdidi ile alay eden kimselerin tavrı ile Ad kavminin tavrı aynıdır. Ad kavmini yalanlayarak alay ettikleri şey kuşatarak helak etmiştir. Allah’ın mutlak adaletinin bir gereği olarak, niceliği farklı da olsa kendi vaat ve vaidini yalanlayan ve alay eden kimseleri helak edecektir. “Doğru söyleyenlerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir” dediler.” Ahkaf, 22

24-    Kendilerine yardım edilmeyecek kimseler olarak nebevi davetin karşında duran kimseler olduğu ifade edilmektedir. Allah, kafir olan, hakkın karşısında duran kimselere, dünyada da, ahirette de yardım etmez. Peki kime yardım eder? Hud (a.s) örneğinde olduğu gibi, hakkın taraftarı olan, nebevi çizgiyi sürdüren ve ona tabi olan kimselere Allah’ın yardımı gelir. Allah şu an neden kedilerini İslam’a nispet eden kimselere yardım etmiyor? denildiğin de, şu şekilde cevap verilebilir. Ne yazıktır ki, genel manada nebevi çizgiyi sürdüren, Hud (a.s)’ın örnekliğin de hareket etmeyen, veya en azından Hud (a.s)’a tabi olarak, safını haktan taraf koyamadığı için bariz bir şekilde Allah’ın yardımına muhatap olamıyorlar. Oysaki adili-i mutlak olan Allah, Hud (a.s)’a ve ona tabi olan kimselere yardım ettiği gibi, o çizgiyi sürdüren kimselere de yardım eder. Bunun için üzerinde bulunduğumuz çizgiyi, usul ve metodu gözden geçirmemiz gerekmektedir. “…Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık…” A’raf, 72

25-     Ad kavmi, Allah’ın kendilerini azap için gönderdiği bulutu kendilerine hayır getiren bir şey olarak gördüler. Allah’ı inkar eden ve İslam davetini reddeden kimseler, kendileri için hayır olarak gördükleri nice olaylarda, aslında Allah’ın azabı olduğunu görememektedirler. Batının, aklı putlaştırarak ulaştığı şuan ki hayatın, aslında kendileri için bir yıkım olduğunu göremediler.  Belki teknolojik olarak, siyasi, iktisadi, kültürel olarak elde ettikleri kazanımların kendilerini sürüklediği çukurun farkına varamadıkları gibi. İnsandaki ırz ve namus ve dolayısıyla da Ailenin bittiği bir toplum olmanın getirdiği azabın farkında bir değiller. Kendilerine fayda getireceğini zannettikleri hayatın kendilerinden neleri götürdüğünün farkında olamadılar. Türkiye’de batı tarzı bir hayatın, laik bir devletin kendilerini uygar medeniyetler! seviyesine ulaştıracağını bekleyen kimseler, batı tarzı bir hayatın kendilerinden neleri götürdüğü hala anlayamadılar. Ad kavmi de Allah’ın kendilerini helak etmek için gönderdiği bulutu, kendilerine yağmur getiren bir bulut olarak görmeleri gibi. O azabı vâdilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, “Bu bize yağmur getiren bir buluttur” dediler. Hûd, “Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir.” Ahkaf , 24

26-     Rüzgar, insanlar için bir rahmettir. Allah’ın yaratıp insanları için yaşama elverişli kıldığı yer yüzünde bitkilerin üremesi ve bulutların onlar vasıtasıyla yürütülmesi için, Allah rüzgarı var etmiştir. Bu şekilde insanlar ve tabiattaki işleyiş için Allah’ın rahmeti olan rüzgar, Allah dilediği zaman kendisinin bir askeri oluyor ve Allah, düşmanlarını onunla yok edebiliyor. Allah dilediği zaman yarattığı varlıklarla, kendi yolunun yolcularını destekleyip kafirleri helak edebiliyor. Müminler kafirler ile mücadelede kendi üzerlerine düşeni hakkıyla yerine getirdikleri zaman güçlerinin tükendiği yerde Allah yarattığı askerleriyle yardım ediyor.  “… İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgârdır” dedi.”  Ahkaf , 24

27-         Ad kavmi, işlediği cürümlerden dolayı helak ediliyor. Allah iman eden kimseler hariç, bütün insanları yok ediyor. Kendilerini yenecek gücün olmadığını iddia eden, peygamber ile alay eden, peygamberin azap tehdidini alay konusu yapan kimseler, helak ediliyor. Yalnız helakın yaşandığı yerde, kendilerinden sonra gelenler ibret alsınlar diye kalıntıları bırakılıyor. Ad kavmimin yaşadığı helak üzerinden Rabbimiz, insanları bir mesaj vererek, aynı sucu işleyen kimseler ve toplumlar aynı şekilde cezalandırılırlar.   Geçmiş ümmetlerin yaşadığı yerleri gezip dolaşarak buralardan ibret almamız bizlerden istenmektedir. Allah kendisine karşı suç işleyen kimseleri cezalandırır. Suçların en büyüğü, Allah’a karşı işlenen şirk cinsinden suçlardır. “O, Rabbimin emriyle her şeyi yerle bir eder.” Derken evlerinden başka hiçbir şeyleri görünmez hâle geldiler. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız. Ahkaf , 25

Hud (a.s)’a, O’na tabi olanlara ve onun yolunun yolcularına selam olsun.                                                              

İlgili Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  • Sign up
Lost your password? Please enter your username or email address. You will receive a link to create a new password via email.
Change
Close