Yazılar_Article-Detail

Müslümanların Ahlak Anlayışı – 1

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla.

Hamd alemlerin Rabbi olan, bütün övgülere layık ve her türlü eksikliklerden münezzeh olan Allah’a mahsustur. Selât ve Selam yegane önderimiz olan, Hz Muhammed (a.s.v.)’e, O’nun ehline, ashabına, bütün peygamberlere ve onların izinden yürüyen müminlerin üzerine olsun.

Ahlak:Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davranış kurallarını saptayan ve inceleyen bilim… Bir insanın yaradılışı gereği gerçekleştirdiği davranış’ı dile getiren Arapça hulk sözcüğünün çoğulu olan ahlak terimi, huy, seciye, mizaç anlamlarını çoğul olarak kapsar. Dilimizde kişisel ahlak olarak aktöre, toplumsal ahlak olarak töre ve bilim olarak törebilim terimleriyle karşılanmıştır.

Bu tanımlarda yola çıkarak şunu ifade edelim ki, bir insan sahip olduğu ahlakını zaman içerisinde değiştirebilmekte ve de mükemmele doğru bir yönelişi sağlaya bilmekte veya, bunun tam tersi, ahlaki olarak aşağıların en aşağısı konumuna düşebilmektedir. Yani insanlar doğduğunda getirdiği huy ve seciyelerini zamanla değiştirebilmektedirler. Genel itibari ile insanlar içerisinde yaşadıkları toplumların yaşam tarzlarını benimsemekte ve o, insanların hayata değer kabul ettikleri bir hayatı benimseyip sürdürmektedirler. Bu çerçeveden baktığımızda insanlar toplumlarının dini, yada diğer bir ifade ile ahlakları üzeredirler.

Bunlarla birlikte Allah’ın ahseni takvim üzere yarattığı insandan istediği yaklaşım bu değildir. Alemlerin Rabbi olan Allah, yarattığı kulları olan insanlardan, içerisinde yaşadıkları toplumların yaşam anlayışlarını, inanç ve düşüncelerini, ahlak anlayışlarını değil de, kendisinin insanlar için koyuş olduğu ve insanların dünya ve Ahirette ancak bunlar ile muttu olabilecekleri, ilke ve prensipleri benimseyip, hayatlarını bunlar çerçevesinde sürdürmelerini istemektedir. Bundan yola çıkarak diyebiliriz ki, güzel ahlak, insanların gerek dünyada huzurlu ve rahat yaşamalarını sağlayan, gerekse de Ahirette kendilerini ilahi azaptan kurtaracak ve ilahi ödül olan cennete ulaştıran yaşam tarzının adıdır ve bu ancak Allah’ın dini olan İslam ile mümkündür.

Ahlâk terimi Müslümanların her zaman kullana geldikleri bir kavram olup, bu kavramın yüklendiği anlamaları, Müslüman bireylerin üzerinde bulundurulmasına çok büyük önem verdikleri dinin temel bir yönünü ifade etmektedir. Bununla birlikte günümüz Müslümanlarının bunu ne kadar başara bildiklerini, daha doğru bir tabir ile başaramadıklarını maalesef görmekteyiz.

Ahlak terimi, bu toplumda da bolca kullanılan bir kavram olup çok farklı düşüncelerden beslenen insanların gerek kendilerinin gerekse de, kendilerine tabii olan insanların kabul etmelerini istedikleri, bireysel ve sosyal hayat anlayışları vardır, işte bu algı bir ahlak anlayışıdır. Laikliği benimseyenlerden tutun da, sosyalizme inanan insanlara, liberalizmi benimseyenlerden tutunda, ateistlere kadar ve tabii ki Müslümanların, kendi değerlerine özgü bir ahlak anlayışları vardır. Yeryüzünde, varlığını devam ettiren bütün düşünceleri benimseyen insanların, kendilerince bir ahlak anlayışları olduğunu görmekteyiz.

Ahlak kelimesi nötr bir kavramdır. İslam’ın benimsediği ahlak anlayışını benimseyen insanlar ahlak sahibi olduğu gibi, İslam’ın kabul etmediği bir düşünce ve yaşayışı benimseyen insanlar da ahlak sahibi insanlardır. Bu insanların yapıp ettikleri de bir ahlaktır.

Ahlak konusunda ancak şunu söyleye biliriz ki, ahlakın bir güzel olanı vardır, birde kötü ahlak olanı vardır, ama bu kötü ahlak da bir ahlaktır. Yani Laiklik ahlakı, Sosyalizm ahlakı, Liberalizm ahlakı, ateizm ve benzeri ahlaklar vardır ve bunlar kötü ahlaktır. İslam’ın temel ilkelerine ters olan bütün hareket ve davranışlar İslam’a göre kötü ahlaktır. Ahlaksız tabiri İslam’a göre doğru bir tabir değildir, çünkü bütün insanlar bir ahlak sahibidirler. Kur’an’a baktığımızda da görmekteyiz ki, Allah, bu konuyu gündeme getirirken yalın olarak ahlaktan değil de, büyük, güzel ve en güzel ahlaktan bahsetmektedir. Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin. Kalem 4.

Hadisi şerif rivayetlerinde de benzer durum söz konusudur. “Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim’’ Malik.

‘’İman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlakça en güzel olanlar ve ailesine en güzel davrananlardır.’’ Tirmizî.

‘’ Kıyamet günü, müminin terazisinde, güzel ahlaktan daha ağır bir şey yoktur. Allah Teala, çirkin konuşan ve ne konuştuğunu bilmeyenlerden nefret eder.’’ Tirmizî.

“İçinizden en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde mevki bakımından bana en yakın olanlarınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdırEn nefret ettiklerim ve kıyamet gününde benden en uzak olanlarınız ise, gevezeler, lafazanlar ve yüksekten atanlardırOnlar büyüklük taslayan kimselerdir”Tirmizî

Ayet ve hadislerdeki vurguların ahlaka değil, güzel ve en güzel ahlaka yönelik olduğunu görmekteyiz. Bu da bize İslam’ın biz iman edenlerden herhangi bir ahlakı değil de, en güzel ahlaka sahip olmamız gerektiğini hatırlatmaktadır.

İçerisinde yaşadığımız toplunda görmekteyiz ki, ahlaksızlık denilince ki, (ahlaksız hiçbir insan yoktur) sadece zina eden ve bunun bütün yollarını kullanan insanlara ahlaksız denilmekte, bunun haricindeki yanlışlar ise bu kategoride değerlendirilmemektedir. Yani bir insan veya kadın zina ettiğinde ahlaksız olarak kabul edildiği halde, hırsızlık yapan kimseler, faiz yiyen kimseler, uyuşturucu satan ve kullanan kimseler ahlaksız olarak değerlendirilmemektedirler. Bu şekilde olmakla birlikte, istisnai bir durum olarak bu alanı biraz daha genişletebilen ve bu saydığımız yanlışların dışında olan bazı masiyetlere de bu tabiri kullanan birtakım anlayışlarda söz konusudur.

Müslümanların ahlak anlayışlarına baktığımızda da birbirinden farklı bir ahlak tasavvuruna sahip olduklarını görmekteyiz. İslam’i guruplar veya düşünce ekollerinin ahlak anlayışlarının farklılık arzettiğini, birden fazla ahlak anlayışına sahip olduklarını görmekteyiz. Kimi İslam’i ekollere göre ahlak dar kapsamlı bir olgu olarak gündeme getirilmekte ve hayatın bazı alanlarında etkisi görünen bir olgu olduğundan bahsetmektedirler. Kimi ekoller ahlakı kesin bağlayıcı olarak görmezken, kimileride teferruat olarak değerlendirmektedirler.

Her şeye parçacı olarak bakma hastalığına yakalanan Müslümanlar, ahlak konusunda da benzer bir yaklaşım içerisindedirler. Kimileri ahlakı, yapılsa da olur yapılmada olur gibi algılarken, kimileri de, ahlak ile dinin diğer emirlerinin ve yasaklarının ayrı ayrı şeyler olduğunu ifade edilmekte, kimileride kişinin iyi niyet sahibi olmasını güzel ahlak olarak görmekte, kimileride pratik hayatta insani ilişkilerini düzgün yapan kimselerin güzel ahlaklı olduklarını ifade etmektedirler.

Biz gerek Allah’ın kitabı olan Kur’an da, gerekse de O’nun Resulünün sahih sünnetine baktığımızda ahlak, yada daha düzgün bir tabirle güzel ahlakı, dinin bütün emir ve yasakları, hayatın bütün alanlarında uygulanması gereken dinin temel yaklaşımları, insanların yapıp yapmamakta serbest oldukları şeyler değil de, mutlaka yerine getirmek zorunda olduğu veya en azından böyle bir gayreti ortaya koyması gereken dinin bütün ilke ve prensipleri olarak görmekteyiz.

Bireysel ilişkilerinde iyi olan bir kimse, şayet toplumsal ilişkilerinde aynı iyiliği ortaya koyma gayreti göstermiyorsa bu kimseye, güzel ahlaklı bir insan diyemeyiz. Bu kimse bireysel hayatında dini güzelce yaşayan takva ölçülerine riayet eden bir kimse olsa, ama bunu bütün hayata yayma gayreti yoksa, biz bu kimseye güzel ahlak sahibi bir insan diyemeyiz. Ancak güzel ahlakın bazı parçalarını üzerinde bulunduruyor diye biliriz.

Müslümanlar içerisindeki tasavvufi anlayış bir taraftan İslam’ın ahlaki yönünü temsil ettiklerini söylerken, bir taraftan da, bu yaklaşımı ile ahlakı, gerçek maksadından uzaklaştırarak mistik bir algıya dönüştürmüştür. Bugün, bu halkın ahlak anlayışı nasıldır dediğinizde, bu halkın zihinlerinde genelde, her şeye boyun büken, gelene ağam gidene paşam diyen, Celaleddin Rumi gibi herkesin karşısında iki büklün duran, her türlün anlayışla iyi geçinmeyi temel ilke edinen, daha çok Hıristiyanlardan miras alınmış bir ahlak anlayışını, güzel ahlak olarak gördüklerine şahit olmaktayız. Bu tür ahlak anlayışlarını İslam’ın kabul edeceği güzel ahlak örnekleri olarak kabul etmek mümkün değildir, çünkü eğer bumlar güzel ahlak için örnekse haşa, Hz Peygamber güzel ahlaklı değildir gibi bir yaklaşım ortaya çıkmaktadır ki, böyle bir şey kesinlikle kabul edilebilir değildir. Çünkü Hz Peygamberin hayatına baktığımızda görmekteyiz ki, müminlere karşı yumuşak olduğu gibi kafirlere karşı da, sert bir tavır sergilediğini Kur’an bize bildirmektedir.

Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler… Fetih 29.

Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kafirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir. Maide 54.

Bu ayeti kerimelerle birlikte başka ayeti kerimelerde de, Rabbimizin Hz Peygambere kafir ve münafıklara sert davranmasını emrettiğini bilmekteyiz.

Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne de kötüdür! Tahrim 9.

Bütün bu ayetlerden de görmekteyiz ki herkesle iyi geçinmeyi, güzel ahlak olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Aksine İslam düşmanlığı yapan kimselere karşı sert olmak, onlarla mücadeleyi esas olan bir düzeyde bulunmak güzel ahlaktır. Bu kategoride olan kafirlerle yaptığımız mücadelede tabii ki ahlaki ölçülerden soyutlanmış olamaz, çünkü Rabbimiz olan Allah, kendisine iman eden biz Müslümanlardan kafirlerle yaptığımız veya yapacağımız savaşlarda bile ahlaki ölçüler koymuştur ve bütün Müslümanlar bu ölçülere uymak zorunda oldukları ifade edilmiştir. Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez. Bakara 190. Bunun gibi daha nice ayetler ve Hz Peygamberin örnekliği, bize kafirlere karşı izzetli olmakla beraber, ahlaki erdemlerden ödün vermeyen bir duruşumuzun ve mücadelemizin olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bütün bunlarla beraber İslam’a düşmanlık beslemeyen, Müslümanlarla barışık yaşamak isteyen kimseleri bu kategoride, yani sert davranmak, mücadele ve savaş halinde olduğumuz kimselere davrandığımız gibi değerlendirmek istemiyoruz, çünkü Rabbimiz bizim bu insanlara iyilik etmemizi yasaklamadığı gibi bu insanlara iyilik ve adaletle muamele etmemiz gerektiğini ifade etmektedir.

Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever. Müntehine 8.

Ahlak, bir Müslüman’ın hayatının bütün yönlerinde hissedilen ve hayatın merkezinde olması gereken bir olgu olmalıdır. Hayatın bazı kısımlarında görünen ama bazı kısımlarında görünmeyen bir olguya dönüştürülmemelidir. Dinin emir ve yasakların gösterilen ilgi aynı zamanda emir kipi ile gelmeyen kısımlarına da gösterilmelidir.

Ashabın hayatına baktığımızda görmekteyiz ki, onlar Rabbimizin ayetlerini bu emir, bu haram, bu tavsiye,(yani yapsam da olur yapmasam da), bu sünnet, bu müstehap gibi kategorize etmemişlerdi. Daha sonraki süreçlerde (yaklaşık olarak hicri 3.asırdan itibaren) fakihlerin yaptıkları bu tasnifler, (faydası ile beraber) Müslümanların Kur’an’a karşı böyle bir parçacı yaklaşımlarını beraberinde getirmektedir. Bu parçacı yaklaşımda dinin bütün yönleri ile toplumsal hayatta bir örnek ve model ortaya koyamamamızın ve bu konuda örneklik misyonunun hakkını, gereği gibi yerine getiremediğimizin temel sebeplerinden birisi olmaktadır.

Bu gün Müslümanlar olarak bizler, Rabbimizin ayetlerine karşı hiçbir ayırın yapmaksızın bütününü uygulama gayreti ortaya koyarak, ancak İslam ahlakını en güzel şekilde uygulayıp insanlara İslam’ın nasıl yaşana bilir ve modern çağın ihtiyaçlarına en güzel çözümler getirdiğini bütün dünya halklarına gösterebiliriz. Bütün dünya insanları İslam’a muhtaç bir durumda iken biz Müslümanların güzel ahlakı kuşanan ve bunu hayatının bütün evrelerinde uygulama gayretini ortaya koymalıyız. Hele böyle bir durumda İslam davasına omuz vermiş biz

vebal ve problemleri düşünmemiz gerekmektedir. Bu her dönemde genel itibari ile böyle olmuştur ki, insanlar bir dini değerlendirirken o dinin müntesiplerine bakarak ve bu müntesiplerin yaşamlarından yola çıkarak o dine karşı bir kabul gerçekleştirmektedirler.

İlgili Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close