Yazılar_Article-Detail

Müslümanların Ahlak Anlayışı – 3

İslam ahlakı gündeme geldiğinde tabii ki bizim gündemimize ilk olarak, kendisini şuurlu olarak İslam’a nispet eden kinseler gelmelidir. Çünkü İslam’ın gereği gibi bilen ve yaşama gayreti içerisinde olanlar ancak bu kimselerdir. İslam’ı temsil ettikleri içindir ki bu insanların üzerlerinde bulundukları ahlakları çok önemlidir. Biz yazımızın bu bölümünde kendilerini İslam’a şuurlu bir şekilde nispet eden kardeşlerimizdeki, güzel ahlak örneklerini gündeme getirmeyeceğiz, çünkü bu örnekler sayılamayacak kadar çoktur. Biz yazımızın bu kısmında İslam’i davet sorumluluğunu üzerlerinde hisseden kardeşlerimizdeki kötü ahlak diye adlandıracağımız yönlerini gündemleştireceğiz. Bununla birlikte amacımız bu, bize yakışmayan ahlaki özelliklerden uzaklaşarak Rabbimizin biz kendisine iman eden kimselerden istediği ahlaki erdemlere ulaşırız.

Cahiliyenin tasallutu altında yaşamak zorunda olan biz şuurlu müminlerin güzel bir ahlaka sahip olmamız gerçektende zordur. Hayatın her alanında karşımıza çıkan ve bir şekilde bizim gündemimizi alan ve ondan uzak durmak neredeyse mümkün olmayan, evimize, işimize, sokağımıza, kitaplarınıza ve daha nice farklı mekan ve zamanlarda karşımıza çıkarak bizi etkileyen bu cahiliyeye karşı direnebilmek ve bundaki kirlerin ve pisliklerin bizlere sıçramaması gerçektende mümkün değildir. Biz Müslümanlarda bu cahiliyenin hüküm sürdüğü ve hayatımızı kuşatan, bizim ahlakı erdemlerimizi yok eden veya en azından etkileyen yaklaşıma karşı direnebilmeli ve Rabbimizin bizden istediği ahlaki erdenlere sahip olmalıyız.

Bunun içindir ki bazen üzerinize sirayet etmiş olan nice cahiliye kirlerini göremeyebiliyoruz. Farkında olmadan bazı cahiliye ahlaksızlıkları ve tavırları sergileyebiliyoruz. Böyle olduğu içindir ki, devamlı kendimizi, hal ve hareketlerimizi kontrol etmeli ve birbirimizi uyarmalıyız. Çokça samimi gördüğümüz, samimiyetinden zerre kadar şüphe etmediğimiz kardeşlerimizin de, bazen bu durumla karşı karlıya kaldıklarına şahit olmaktayız.

Bu durum fert bazında böle olduğu gibi şuurlu Müslümanların oluşturdukları toplulukların içerisinde de görmek mümkün. İslam’ı kaygılarla kurulan nice topluluklar bu toplulukların içerisinde yer alan bireylerin bu tür ahlaksızlıkları yüzünden benzer durumlara karşı karşıya kaldıklarını görmekteyiz. Nice Müslümanların oluşturdukları cemaatlerin müntesiplerinin nefsani (hevai) problemlerinden dolayı birbirilerine karşı İslam hukukunun ve ahlakının gereği olan bir yaklaşımı sergilemek yerine, İslam’ın kötü ahlak diyerek yasakladığı bir yaklaşım sergilediklerini görmekteyiz. Fındık kabuğunu doldurmayacak sebeplerden ötürü, nice cemaatlerin bölündüğünü, nicesinin birbirilerini kıyasıya eleştirecek bir duruma geldiklerini, nicesinin de birbirilerini karalamak için fırsat kolladıklarına ve tekfir ettiklerine şahit olmaktayız. Bütün bunlar şuurlu Müslüman’ların kötü ahlaklarına örnek olarak verebileceğimiz yaklaşımlarıdır.

Amelde ahlaklı olmak demek hayatı ve hayatın üzerine kurulduğu tüm değerleri vahyin ölçüleri çerçevesinde oluşturmak ve yaşamaktır. Allah’ı hayatının merkezine koyamaz ve vahyi içselleştiremezsek bu ve benzeri durumları daha da çokça yaşayacağız. Müslüman’lar kendi aralarındaki hukuklarını vahyin ölçülerine uygun bir hale getirmek zorunda oldukları gibi kafirlerle olan ilişkilerini de yine vahyin ölçüleri içerisinde gerçekleştirmelidirler. İslam’a karşı olan kafirlere karşı sert olmak, İslam ve Müslüman’lara kaşsı düşman olmayan kafirlere karşı ise adaletli olmak ve iyilik yapıp ama kesinlikle dost olmamak gibi dinin prensiplerine uygun hareket etmemiz gerekmektedir.

Yine insan hayatında ki bütün yönleri Allah’ın istediği düzeyde yaşamak ve bunun gereklerini yerine getirmek için bir mücadele ortaya koymak gibi bir zorumluluğumuzun olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Gerek siyasi olarak Rabbimizin belirlediği ölçülere, gerek ekonomi ile alakalı ölçülere, gerekse de toplumsal hayatla alakalı prensiplere, gerek yasama ve yürütme ile alakalı ölçülere kısacası hayatı ilgilendiren her ne alan varsa bütün bu alanları vahyin belirlediği ölçüler içerisinde yaşamak ve bütün dünyaya bir İslam’i örneklik sergileyebilmeliyiz. Batıl kültürlerin Müslüman’lar üzerindeki etkilerinin farkında olmalı ve bunları üzerimizden atabilmek için azamı gayret göstermeliyiz.

İslam ahlakı denilince sadece, yapsakta olur yapmasakta olur gibi bir olgu olarak kabul etmememiz gerekmektedir. İslam bir bütün olarak Rabbimizden bize inzal olmuştur ve inzal olan vahyin tamamına İslam denilmektedir. Bütün yönleri ile vahye tabi olmadığımız sürece, kamil bir Müslüman olamayacağımızın farkında olmalıyız.

Güzel ahlak sahibi nasıl olunur diyen bir Müslüman’a, Rabbimizin Kitabın da bizlere örnek olarak gösterdiği bütün peygamberleri ve özelde de Hz Peygamberin hayatını Hz Aişe annemizin yaptığı gibi göstere biliriz. Hz. Aişe r.anha validemiz, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in ahlâkı hakkında soru soran kişiye, “O’nun ahlâkı Kur’an’dı.” (Müslim, Ahmed b. Hanbel)

Bütün bunlarla beraber bizim asıl üzerinde durmamız gereken ve bizleri yakından ilgilendiren Türkiye deki şuurlu Müslümanların içerisinde bulundukları ahlaki problemlerdir.

Evlerimizde ki ahlaki problemlere baktığımızda görmekteyiz ki, genel çerçeve ile gerek eşlerimize karşı gerekse de çocuklarına karşı olan sorumluluklarımızı yeterince yerine getiremediğimiz, bu konuda İslam’ın koyduğu ahlakı ilkelere bağlı kalamadığımızı üzülerek de olsa görmekteyiz. “Mü’minlerin iman bakımından en kusursuzu, ahlâkı en güzel olanıdır. Ahlâkı en güzel olanınız da, kadınlarına en güzel davrananınızdır.” (Ebû Dâvud, Tirmizî, Dârimî)

“Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz.”Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s.512. Daha çokça nakiller yapıla bilinir ama bizim genelde sorunumuz özellikle şuurlu Müslüman’ların bilgi eksikliği değil de bildiklerimizle amel etmememizdendir. Yine evlerimizde yeteri düzeyde Allah’ın dinini eş ve çocuklarımızla birlikte öğrenme ve öğretme gayretimiz söz konusu değildir. Yine evlerimiz de geçirdiğimiz zaman diliminde ya televizyon seyredilir veya bilgisayarın başında zaman geçirilir veya da uyunarak geçirilir. Bizin nasıl ki diğer Müslüman’lara olan ilişkilerimiz var ve sorumluluklarımızı yerine getirme gayretimizin olduğu, olması gerektiği gibi kendi ailemize karşı da sorumluluklarımızın olduğunu ve bunları yerine getirmeden kamil mümin olamayacağımızı bilmemiz gerekmektedir. İki sayfa kitap okuyamayan Müslümanların saatlerce internet başında gereksiz gezintiler yaptığı, oyunlar oynadığı vb. konularda kötü ahlak örnekliği sergilemektedirler.

Benzer durum ticaret hanelerimizde de söz konusudur. Allah’ın vahyi ile bize bildirdiği ilkeleri teori olarak bildiğimiz halde bunu pratiğe geçiremiyoruz. Müslüman bir ticaret adamı nasıl olunur, bunun örnekliğini maalesef topluma uygulayarak yansıtamıyoruz. Ticaretimize haram para karıştırmadan, yalan ve hile karıştırmadan ki bunlar din tarafından yasaklanmıştır Müslüman’ca hareket edemiyoruz. Genel de elde edeceğimiz küçük bir maddi gelir için veya kaybedeceğimiz birtakım imkanlar için yalana başvurabiliyoruz. Yalansız ticaret olmaz temel ilkesini tek doğru kabul ederek, insanları bundan men edeceğimize buna teşfik edebiliyoruz.

Yapılan ortaklıklar güven üzere kurulmadığı için kısa bir zamanda son bulabiliyor ve bu konuda da kötü bir ahlak ortaya koyabiliyoruz. Yine bu devirde ticaret bankasız olmaz diyerek, faizle işlemler yapabiliyoruz ki, aynı zamanda da insanlara faizin haram olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Yine kazandığımız paraları yeterince bu imkanları bize veren Allah yolunda, yeteri düzeyde kullanamıyoruz. Belki de, daha sayamadığımız saymamızın da mümkün olmadığı nice ahlaksızlıklarımızın bilincinde olmalı ve bunlardan kurtulmak için ciddi bir çaba ve gayretin içerisine girmemiz gerekmektedir. Dinin bu konuda koyduğu kuraların sadece Peygamber dönemini kapsamadığını evrensel olarak bütün zaman ve çağlarda uygulanması gereken ilke ve kurallar olduğunu bütün insanlara ulaştırabilelim.

Allah için yaptığımız faaliyetlerde de benzer ahlaksızlıkları görmek mümkündür. Bu konuda üzerinize düşen ve bize görev olarak verilen sorumluluklarımızdan kaçmak için fırsat kollamamız, işimizi, aşımızı, eşimizi bahane veya mazeret uydurarak savsakladığımızı üzülerek de olsa görmekteyiz. Bununla birlikte yan yana yürüdüğümüz kardeşimizin hakkına hukukuna riayet etmeyerek, çeşitli nefsani (hevai) problemlerimizden dolayı birbirimizle uğraşmamız vb. ahlaksızlıklarımız gündeme gelmektedir. Yine İslam ahlakını yeterince içselleştirmediğimiz için neden benim görüşümü kabul etmediniz, en doğru görüş benim görüşüm gibi yaklaşımlarla huzursuzluklar çıkartıp hata bölünmelere sebep olduğumuzu ve bütün bunlarında kötü ahlakın birer yansımaları olduğu, içimizdeki bizi hala Müslüman’laştıramadığımızın bir yansımasını müşahade etmekteyiz.

Oysaki Hz Peygamberin Uhud’da yaptığı gibi vahyin ölçüleri ile sınırları belirlenmemiş konularda, ashabın kanaatine göre hareket ettiğini her daim gündeme getiririz ama buradan yola çıkarak kendi doğrumuz olmasa da, kardeşlerimizin çoğunun İslam’ın sınırlarını aşmayan doğrularını kendi doğrularımıza tercih etmemiz gerektiğini nedense anlamıyor veya anlasak da uygulayamıyoruz.

Benzer bir kötü ahlak örneği de hiç kuşkusuz Allah için yapıldığı ifade edilen çalışmalarda bir dünyevi beklenti içerisine girmemizdir. Bu beklentiler kişilere göre farklılık arzetmekle birlikte birkaç tanesine vurgu yapalım.

Birinci olarak şu tür bir yaklaşımı örnek verebiliriz. İslam’ı çalışmalar içerisinde olan bazı kardeşlerimizin belirli bir birikim ve tecrübe kazandıktan sonra bu tecrübelerini kendisinin bir üstünlüğü olarak telakki etmekte ve çalışmanın içerisinde bulunan insanların kendilerine konum olarak Başkan, Reis, Abi vb. bir statü vermelerini beklemektedirler. Bu beklentileri gerçekleştirilmediği içinde çalışmalara fiili destek vermeyerek veya ayrılarak ortaya koymaktadırlar. Aslında bu problemin tarihte de benzer şekillerde ortaya çıktığı ve Müslüman’ların bu anlayıştan dolayı binlercesinin kanlarının döküldüğünü, mezhep ve cemaatlerle Müslüman’ların bölünüp parçalandığına üzülerek de olsa görmekteyiz. Bu ahlaksızlıkların Müslüman’lara çok pahalıya mal olduğunu gördüğümüz halde bu ahlaksızları terk edememekteyiz. Asıl olanın yapılan faaliyetler Allah’ın istediği doğrultuda ise faaliyetin yapılmasıdır ve bizinde buna destek vermemizdir. Bunu benim düşündüğüm gibi veya benin başkanlığımda vb. olması gerekir yaklaşımının İslam ahlakı ile bağdaşmadığının altını çizmeliyiz.

İkinci olarak da şu yaklaşımı gündeme getirelim. Yaşadığımız çağa Kur’an’ın istediği bir hayat ve mücadele ortaya koyarak şahitlik yapmamız gereken biz Müslüman’lar, ortaya koyduğumuz veya koyacağımız faaliyetlerden uzak durmak, bu faaliyetlerin içerisinde bulunmak, aldığımız görevleri en güzel şekilde yerine getirmemiz gerekirken, bizler yapılan faaliyetlerin içerisinde bulunarak, herkesten fazla gayret göstereceğimiz yerde, sudan mazeretler oltaya koyarak veya kendi bireysel menfaatlerimizi öncelikleyerek Allah için yapılan faaliyetleri geri plana atmak bu konuda vereceğimiz kötü ahlak örneklerindendir.

Üçüncü olarak da şu yaklaşımı gündeme getirebiliriz kanaatindeyim. İslam’ı davet ve tebliğle insanlara ulaştırırken kendilerine bol miktarda İslam’i ilimleri tahsil etmeye, kitap okumaya, Kur’an okumaya teşfik ittiğimiz halde kendimiz kendi gelişimimiz için ve yanı zamanda da bu konuda insanlara örnek olmak için gerek kitap okuma, gerek Kur’an okuma, gerekse de ders ve sohbetlere katılma konusunda gevşek davrana biliyoruz. Bununla birlikte biraz ilim tahsil edince artık tamam benin aldığım ilim bana yeter diyebilmekteyiz. Oysaki ilim dediğimiz ve bizim en temel bir özelliğimiz olması gereken vede Rabbimizin bir emri olan ilimi belirli bir zaman tahsil ettikten sonra artık bu benim için ihtiyaç değil demenin de ciddi bir ahlaksızlık olduğunu ifade etmek isteri. Saatlerce gerek internet başında, televizyon karşısında, geyik muhabbetlerinden sıkılmayan günümüz dava erleri bir saat sohbet dinlemekten sıkıla biliyor. Biz biliyoruz ki, tarihte bu davaya hizmet etmiş ve İslam’ın bize ulaşmasında öncülük etmiş insanların ilim tahsil etmek için yıllarca bir alimin dizinin dibine oturduklarını bilmemize rağmen bu kötü ahlaka örnek olan davranışlarımızı terk edemiyoruz.

Dördüncü olarak da şu yaklaşımı örnek verebiliriz. Ahidlerimizi yerine getirmedeki ahlaksızlıklarımız ifade edilebilir. İslam’i çalışmalarda bir görev dağılımı söz konusudur ve bazı faaliyetler ancak birden fazla insan ile gerçekleştirilebilmektedir. Tabii ki buda faaliyetleri meydana getirecek kişiler arasında birtakım sözleri ve ahidleri beraberinde getirmektedir. Müslüman’ların yaşadığı önemli bir problemde bu problemdir ki, belirli birtakım sözlerle başlanan faaliyetler bazı kardeşlerin verdiklerin sözleri yerine getirmedikleri için bu faaliyetler yarım kalmakta veya birilerinin üzerine kalarak sekteye uğramaktadır. Tabii ki bu tür kötü ahlak örneklerinden Müslüman’lar kendilerini kurtaramadığı içindir ki, Allah bu çalışmalarımıza bereket vermemektedir. Ve bizler sözde durmamanın yani ahde vefanın bir Müslüman için olmazsa olmaz olduğunu bunun tersinin nifak olduğunu da gerek kendimiz gerekse de din anlattığımız kimselere de anlattığımız halde. Ve birde bu konuda insanlara kötü örnek olarak yansıtmamız çok ciddi bir ahlaksızlık örneğidir.

Beşinci olarak da şu yaklaşımı örnek verebiliriz. Sözlerimiz ile amellerimizin birbiri ile örtüşmemesidir. Biz Müslüman’lar olarak insanlara ahde vefayı yerine getirmelerini isterken bir ahdimizde durmamaktayız. Biz insanlardan faizi terk etmelerini isterken biz gerek kredi kartı gerekse de kredi alabilmekteyiz. Yine biz insanlara televizyonun, internet ve oyun oynamak için bilgisayar karşısına geçip, Allah’ın size büyük bir nimet olarak verdiği bu nimeti heba etmeyin derken bir bu nimeti heba etmekteyiz. Biz inanları derlere ve sohbetlere katılmalarını teşfik ederken, biz ders ve sohbetlerden sıkıldığımız için kendimiz için gerek görmemekteyiz. Yine biz insanları gerek kitap okumaya, gerek ticaretlerine hile karıştırmamaya, yalan söylememeye vb. güzel ahlaklı olmaya çağırdığımız halde biz kendimiz bu erdemlerden uzak durarak kötü ahlak sergileyebiliyoruz.

Bunun gibi daha nice ahlaki kirliliklerimiz mevcuttur maalesef. Tabii ki bunun birden fazla sebebi var. Ama en temel sebebi bence Allah’ın dini olan İslam ile olan ilgi ve veya ilgisizliğimizdir diyebiliriz. Veya Allah’ın kitabın da ve Resulün sahih Sünnetin’de ortaya koyulan bütün ilkeleri tam bir teslimiyetle teslim olamadığımız için, bu tür bir problemle karşı karşıyayız. Bütün olumsuz sebepler olsa da biz müminlerin Rabbimizin bizden istediği bir ahlakı ortaya koymalıyız. Koymalıyız derken yaparsak iyi olur demiyorum, yapmamızın bir zorumluluk olduğunu bunu gerçekleştirme gayretimizin olması gerektiğini söylemek istiyoruz. Şuurlu Müslüman’lar için kendi ahlaki eksikliklerimiz için Allah’ın kitabını ve Resulün sahih sünnetini devamlı oluyor olmamız yeterdir zaten. Allah bizi bütün ahlaki erdemlere sahip olan ve Hz Muhammed’in (a.s.v.) ahlakıyla ahlaklanan geçek müminlerden olma duasıyla.

İlgili Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close