Yazılar_Article-Detail

O ve Ben

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd, O’nun Resûlüne de salat ve selam olsun.

Alemlerin Rabbi olan Allah, tarihin her döneminde insanlara rahmetinin bir gereği olarak, insanları zulümatın karanlığından çıkartıp hakkın aydınlığına ulaştıracak peygamberler göndermiştir. Bu kutlu görev ile görevlendirilen elçiler, kendi gönderildiği toplumları hakkın aydınlığına ulaşmalarını sağlamak için Rablerinin kendilerinden istediği Rabbani yol ve yöntemleri kullanarak görevlerini en güzel bir şekilde yerine getirmişlerdir. İlk insanla başlayan bu süreç, nihayet M.S. 610 yılında Arap yarımadasında ki Mekke’de, Abdullah’ın yetimi olarak dünyaya gelen Muhammed bin Abdullah’ın peygamber olarak Hıra Mağarasında seçilmesi ile sona ermiştir.

23 yıllık bir mücadele sürecinde, kendisine verilen peygamberlik görevini en güzel bir şekilde yerine getirerek, kendisine vahyedilen hakikatleri batıla karıştırmadan, batılla uzlaştırmadan, eğip bükmeden tebliğini yapmış ve yaptığı bu tebliğin en güzel örnekliğini “Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab,21) ortaya koymuştur. İslam nizamını hayatın bütün alanlarını kuşatacak bir boyutta ortaya koymuş, gerek kendi dönemindeki, gerekse de kendinden sonraki Müslümanlar için örnek alacakları modelliği gerçekleştirmiştir.

 

O’nun tebliğini yaparak en güzel şekilde örnekliğini gerçekleştirdiği İslam nizamını, kendisinden sonra sürdüren, kendileri için takip edilecek yol olarak gören takipçileri olmuştur. O’nun kutlu yolunda yürüyen ve o yolu eğip bükmeden, batıla ile uzlaştırmadan, o yoldan başka yollara sapmadan yürüyen Müslüman alimler ve dava adamları kendisinden sonra miras aldıkları bu görevin hakkını vererek, kendi zamanlarında şahitliği ortaya koymuşlardır. Başta kendi arkadaşları (selam onların üzerine olsun) olmak üzere, onlardan sonraki bir çok alim ve Müslüman dava önderi bu yolun yolculuğunu sürdürmüştür.

 

O’nun ahirete irtihalinden sonra Müslüman toplum, çok kısa bir zaman sonra nebevi çizgiden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladılar. Müslümanların nebevi çizgiyi dikkate almayarak ihlal edildiği durumlarda, O’nun yolunun yolcuları bu kimselere karşı iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma görevini, kendilerine karşı uygulanan her türlü zulme ve baskılara rağmen sürdürüp nebevi çizgiyi sürdürdüler.

 

Günümüze geldiğimizde, cahiliye toplumu içerisinde yaşayan ve bir vesile ile İslam ile şereflenen kimseler olarak bizler, O’nu tanımaya, O’na indirilen vahyi tanıyarak anlamaya başladık. O’nu tanıdıkça O’na olan sevgimiz daha fazla arttı. Bundan önceki hayatınızda, O’nu gerçek manada sevmediğimizi, yolundan gitmediğimizi, kendimize önder ve örnek edinmediğimizi de anladık. Ve yıllarca ondan habersiz ve mahrum yaşamanın ıstırabını yüreğimizde hissettik. Tanıdıkça O’nun dindeki ulaşılabilir ama kimsenin ulaşamadığı ve hiçbir kimsenin asla geçilemeyeceği yüce mertebesini fark ettiğimizde hayranlığımız biraz daha attı. “Allah’a yemin ederim ki, ben Allah’ı onlardan daha iyi bilir ve Allah’a karşı onlardan çok daha fazla haşyet duyarım.” (Buharı, İ’tisam, 5; Edeb 72; Müslim, Fedail 128; Ahmed b. Hanbel, VI,45,181.)

 

O’nu yüce hayatı ile kendi yaşadığımız hayatı karşılaştırdığımızda O’nun ne kader yüce bir insan olduğunu, kendimizin ise ne kadar cüce olduğunun farkına bir kez daha vardık.

 

Bildiği şeyler, onu çok gülmekten alıkoyup Rabbi ile baş başa kaldığı zamanlarda devamlı hüzünlü, çok zamanda ağlatırken, bizler ise bildiğimiz şeyler takvamızı, Rabbimiz ile baş başa kaldığımız zamanlarda, hüzünlü ve gözyaşı döken bir göze sahip olmamızı da ne yazık ki sağlamamaktadır. “Allah’a yemin olsun, benim bildiğimi siz bilse idiniz az güler, çok ağlardınız…[Tirmizî, Zühd 9, (2313); İbnu Mâce, Zühd 19, (4190).] O’nun bildiği şeyleri yani, dünyada Müslümanların durumu, insanı bekleyen hesap günü, cehennemin dehşeti, Rabbimize kulluğumuzdaki kusurlarımız vb. daha nice şeyi biliyorken çok gülüp hemen hiç ağlayamıyoruz.

 

O’nun elinde birkaç kuruşu olduğu zaman, bunlar kendisini rahatsız eder ve eline geçen herhangi bir malı toplumdaki fakir ve fukara için harcayıp gerisini ailesine bırakırken, biz kendi ailemizi her daim öncelikleyip hatta sahip olduğumuz para ve malları toplumda ihtiyaç sahipleri için harcamak bir yana biriktirme yarışına girebiliyoruz. Bir kere Hz. Fâtıma (r.a.), el değirmeni ile un öğütmekten yorulduğundan şikâyet ederek bir hizmetçi istediğinde Efendimiz kızının bu isteğini reddetmiş ve şöyle buyurmuştu: “Kızım! Sen ne söylüyorsun? Ben henüz Ehl-i Suffa’nın mâişetini yoluna koyamadım.” (Tabakât, 8/25)

 

Yine O, Rabbinin kendisine bildirdiği hakikatleri insanlara anlatmak için gecesini gündüzüne katıyor, yakaladığı ve oluşturduğu her fırsattı mutlaka değerlendiriyor, başta toplumun önde gelenleri olmak üzere herkese anlatıyordu. Başta toplumun önde gelenlerinden olmak üzere, insanlardan gelen her türlü baskı, kınama, zulüm, dayatma, kısıtlama, yalanlama, alay etme vb. engelleme girişimlerine rağmen bu gayretinden geri adım atmıyor, şu söylediği cümlede, mücadelesi için nihai hedefi gösteriyordu. “Allah bu dini ya hakim kılar ya da ben bu uğurda ölürüm” (Ibnü’l Esir, el-Kâmü fı’t-Târih, 11/64; Zehebî, Tarihü’l islâm 11/85.) O, bütün dayatmalara rağmen sürdüreceği bir davaya sahipken, bizler ise sahip olduğumuzu iddia ettiğimiz davamızı daha komşularımıza bile götüremiyor, toplumdan gelecek tepkileri gözümüzde çokça büyütüyor, kendi çapımızda/mekanlarımızda yaptığımız çalışmaları tebliğ ve davet için yeterli görüyoruz.

Hayatın hangi alanına bakarsak bakalım O’nun gerçekten ulaşamadığımız yüce ahlakını ve gayretini görüyor, kendimize O’nu örnek ve önder iddiamızın pratiğe geçirilemeyen bir teori boyutunda kaldığını görüp, bunun ıstırabı ile kıvranıyoruz. Biz her ne kadar O’nun yüce hayatını kendi hayatımıza yansıtamıyor ve birer küçük Muhammedcikler olamıyorsak da, önder ve örnek olarak O’nu kabul ettiğimizi, bu konuda O’nun yerine başkasın koymadığımızı, başka önder ve örnek dayatmalarına rağmen bunları elimizin tersi ile iterek reddettiğimizi de ifade etmeliyiz.

Ey nebi, senin o muhteşem hayatını kendi hayatımız edinemiyor, seni başta kendi nefsimiz olmak üzere, anne-babamızdan, çocuklarımızdan, eşlerimizden ve sahip olduğumuz bütün değerlerden çok fazla seviyor ve hiçbir beşeri bu konuda senin yerine koymuyoruz. Hani sen bu konuda soru soran bir sahabeye şu şekilde buyuruyordun, Bir adam Peygamber(S)’e:  Yâ Rasûlallah! Kıyamet ne zaman (olacak)? diye sordu. Oda: “Sen onun için ne hazırladın?” buyurdu. O zât: Ben kıyamet için çok namaz, çok oruç ve çok sadaka hazırla­madım. Lâkin ben Allah’ı ve Rasûlü’nü seviyorum, dedi. Rasûlullah:  “Sen sevdiklerinle beraber olacaksın” buyurdu. (Buhari, Edeb, 196) Bir başka seferde ise söyle buyuruyordun; “Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96; Müslîm, Birr, 165)

Ey Allah’ın Resûlu bizde belki seni yeteri kadar örnek ve lider edinemedik, ama seni çok seviyoruz ve kıyamet gününde sininle birlikte olmayı Rabbimden umuyoruz. Sana karşı duyduğumuz sevgiyi, saygıyı kelimeler ile ifade etmek mümkün değil. Nasıl ki, sen bizleri için Rabbimizin ifadesi ile “Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir.” (Tövbe, 128) bizlere isabet eden sıkıntılar senin üzüyor ise, bizlerde sana karşı sevgi besliyor ve senden başkasını kendimize önder ve lider edinmiyoruz.

Kıyamet gününde seninle birlikte olmanın ancak senin getirdiğin davaya sahip çıkarak, o dava için gayret gösterme zorunda olduğumuzu, Rabbimizin kitabında ve senin sahih sünnetinde ortaya koyduğun Rabbani metot üzere mücadele etmekten geçtiğinin farkındayız.

Ey Allah’ın nebisi, senin liderliğinden başka lider edinmeyeceğimizi, senin sevdiğimiz gibi başka bir beşeri sevmeyeceğimizi, sana olan imanımızdan ve bay’atımızdan dönmeyeceğimize Rabbimize söz veriyor ve bu konuda Rabbimizden yardım istiyoruz. Binlerce salat ve selam senin üzerine olsun.

Asım Şensaltık

asimsensaltik@gmail.com

İlgili Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlginizi Çekebilir

Close
Close