Etkinlik_News-Detail

Ahmed Kalkan: Peygamber Sevgisi, O’na İtaatle Anlam Bulur

İstanbul Kağıthane’de faaliyet gösteren Eğitim-Der’de 15 gün de bir düzenlenen Kur’an Sohbetlerinin bu haftaki hatibi Ahmed Kalkan’dı… 

Ahmed Kalkan hoca, Kutlu Doğum etkinliklerinin konuşulduğu günümüzde sahih peygamber algısı üzerinde durdu.

Ahmed Kalkan hoca konuşmasında şunları söyledi:

“Bir kutlu doğum haftası daha geride kaldı. Artık gelecek sene Nisan ayına kadar Peygamber bu toplumun gündemine kolay kolay girmeyecek. Kutlu doğum haftasının hemen devamında 23 Nisan kutlamaları. “Dinî lider” anıldı, artık bundan sonra devamlı “millî lider”de sıra. Çağın Ebu Cehilleri övülüp durulacak bir yıl boyunca. Laiklik böyle bir şey olmalı: Çok dinli, çok peygamberli, çok tanrılı olmak…

Kendini İslâm’a nispet eden nice insan, dini bütünlüğüyle yaşamak yerine, düzenin kurbanı olduğunu gösterir tarzda statükonun din anlayışına uygun olarak parçacı şekilde dinin Atatürk ilkelerine ters düşmeyen bazı yönlerini bazı zaman dilimlerinde öne çıkartmayı Müslümanlık sayıyor. Düzen, düzenbazlarını yetiştirdiği gibi, Diyanet gibi kurumları aracılığıyla kendi Müslüman(!) tipini de yetiştirdi. Ramazan’da bir aylığına ellerine alıp sonra duvara asarak terk ettikleri Kur’an’a davrandıkları gibi, Rasûl’e de yılda bir hafta ayırıp o haftanın dışındaki zamanlarda onun düşmanlarına benzeyen şekilde yaşasınlar. Diğer zamanlarda Kur’an ve Sünnet kelimelerini bile ağızlarına almasınlar.  Biz ise, kutlu doğum haftaları bitse de Peygamber’i gündemleştirmeye devam edeceğiz. Hayatımızın her alanına Allah’ın ve Rasûlünün müdâhale etmesine zemin hazırlayacağız.

O kutlu elçi, sadece Mekke ve Medine’ye değil, âlemlere rahmet olarak gönderilmişti. Onun peygamberliği 63 sene içinde yaşanıp bitmiş, kendisi tarihe mal olmuş, öğretileri tarihte kalmış birisi değildir. Mekke’ye ve Medine’ye sığmaması, 7. asra hapsedilmemesi gereken Peygamber’in bizimle ilişkisi, kutlu doğum haftasıyla da sınırlandırılamaz. Öyleyse, haydi, Kur’an’ın tanıttığı Peygamber’i, Kur’an’ı da doğru tanımak açısından yeniden ve ısrarla gündemleştirelim:

Rasûle itaat, onun izinden gitmek, sünnetlerine sarılmak; belirli bazı şeylerle sınırlı değil, tüm hayatımızla ilgilidir. Onu on dört asır öncesine ve Mekke ile Medine’ye mahkûm etmek, âlemlere rahmet olan şahsın evrensel ilkelerine ihânettir. O bugün bu şehirde de örnektir. Sünnetleriyle burada yaşamalıdır. O yüzden “o bu gün yaşasaydı, ne yapardı?” sorusunu kendimize sormak ve cevabını imanımızın, vicdanımızın ve irfanımızın sesinden alabilmek gerekir. Ve aldığımız cevabı sünnet olarak yaşamak…

Günümüzde yaşasaydı o yüce insan, ne yapardı? Giyimi, evi, işi, aşı, putlarla ve putçularla ilişkisi, İslâm düşmanlarına tavrı, yani topyekün yaşayışı nasıl olurdu? Herhangi bir iş yapmaya karar verirken, “Rasûlullah olsa idi, bugün benim yaşadığım bu yerde yaşasaydı bu işi yapar mıydı, yaparsa nasıl yapardı?” diye sorsak ve kendi imanımızdan ve vicdanımızdan aldığımız cevap doğrultusunda yaşasak, işte o zaman sünneti yaşamış oluruz. İşte o zaman O’nun izinden gitmiş, O’nu örnek almış oluruz. Peygamberimiz bugün yaşasaydı sigara içmezdi, televizyon seyretmezdi, kahvede vakit öldürmezdi, kredi kartı kullanmazdı, bunlardan daha önemlisi; hiçbir şekilde putlara saygı duymaz, putperestlerle uzlaşmazdı. İslâm’a düşman olan düzenle mücadele ederdi. Tâğutlara yardımcı olmaz, tam tersine İslâm dışı düzenle mücadele ederdi… diyorsak o zaman bu doğrultuda, sünnet kavramını güncelleştirme konusunda bize çok iş düşüyor. Sünnet, meselâ sabah-akşam kabak yemek değildir. Sünnet, şekil yönüyle Peygamber’i taklit etmekten öte, onun din adına yaptıklarını günümüzün şartlarına uyarlamak, onun yaptıklarının gerekçe ve hikmetlerinden yola çıkarak Kur’an’ı günümüz hayatına geçirmeye çalışmaktır. “Bugün ve burada”yı Muhammed’ce yaşamak, “küçük Muhammed”, “Muhammedcik” olmaya gayret etmek, ashabla hayırda yarışmaktır. Sünnet, günlük hayatımızda Peygamberimiz’in yapacağından emin olduğumuz şeyleri yapmak, onun yapmayacağını değerlendirdiğimiz şeyleri terk etmektir. Evimiz, işyerimiz ve sokaklarımızdan tutun da, okullar, mahkemeler, kanunlar, devlet Peygamberin ilkelerine mi daha çok benziyor, yoksa O’nun düşmanı Ebû Cehil’lerin ilke ve uygulamalarına mı benziyor? Kimi örnek aldığımız, birey ve toplum olarak kimin sünnetine/yoluna uyduğumuz, kimin izinde olduğumuz bu soruların cevabındadır.   

Sünnet: O’nun yolu, tavrı, davranışları ve konuşmaları demek…  Bugün sünnet olarak bildiğimiz birkaç tane, o da şekilden ibaret şey kalmış. Namazların sünnetleri, yaşlı adamların sakalları, erkek çocukların küçük bir operasyonu, misvak kullanmak ve benzer bir-iki şey. Bunların dışında Peygamber’in yaşayışını, meselâ sünnet olarak on tane davranışını bile sayamıyor Müslüman. Hâlbuki sünnet; Peygamberimiz’in din adına yaptığı her şeydir, tavsiye ettiği, uyguladığı her şey. Oğullarını sünnet ettirmeyenleri kınıyoruz da, ondan daha kuvvetli sünnetleri terk edenleri niçin kınamıyoruz? Kendimizin de kınanacak birçok yönümüz olduğunu kabul edelim, çünkü nice sünnetleri terk etmişiz. Esas sünnet, Kur’an’ın hayata geçirilmesinde nebevî modeldir. O, canlı Kur’an’dı. Peygamberimiz’in putlarla ve putçularla nasıl mücadele ettiği, cihadları, savaşları, insanları nasıl eğittiği, toplumsal sünnetleri, nasıl devlete gittiği vb. bilinmeden sünnet kavramı da doğru anlaşılmaz.

Peygamberimiz, Kur’an’ı hayata taşıyıp Sünnetiyle tefsir edip uygulayarak o günkü câhiliye hayatını tarihin çöplüğüne atmıştı. Şimdi daha feci bir şekilde ortada duran sosyal ve siyasal câhiliyeyi yine yeniden uzaklaştırmak için Kur’an ve Sünnetin hayata geçirilmesinden başka yol yoktur. Bu görev, hem dünya kurtuluşu ve hem de âhiret ödülü için şarttır.

Peygamberimiz kimlerle, niçin mücadele etti? Biz de aynı kimselerle mücadele etmek zorundayız. Peygamber’in düşmanları sadece O’nun zamanıyla sınırlı değildi. Ebu Cehiller, Ebu Lehebler günümüzde belki daha etkin roldeler, ama onları tanıyacak ve gereğini yapacak Sünnet ehli insanlar aranıyor.O’nun düşmanlarını dost kabul edemeyiz. O’nun düşmanları “ben O’nun düşmanıyım” demeyebilir, sinsi olabilir, O’nun getirdiği vahye, Kur’an’a ve O’nun yaşayışına yani Sünnetine düşman olanlar, Müslümanlara bu konuda özgürlük hakkı vermeyenler, kim olurlarsa olsunlar bizim dostlarımız olamazlar.

Hayatımız Onun yaşayışına, evlerimiz Onun evine, sokaklarımız Onun Medine’sinin sokaklarına, okullar Onun Suffe okuluna, devlet Onun devletine ne kadar benziyor? Onun, nice zahmetlerle kurduğu devleti ne yaptık? Onun adını destanlaştırması gereken dillerimiz ne adlar belledi? Kimleri putlaştırdı? Artistleri, şarkıcıları, futbolcuları, tâğutları ezbere bilen, fakat Peygamberin hayatını onların yaşayışı kadar bile tanımayan, Peygamberin izi yerine başka izler takip eden nesiller nasıl onun ümmeti olacak?! Bugün yine câhiliye hayatı her şeyiyle hâkim.

Peygamberimiz’in hayata geçirdiği prensipleri bireysel, sosyal ve siyasal hayatımıza hâkim kılarsak, yaşanılan câhiliye asrı da mutluluk asrına dönüşecektir. İşte, sünneti gerçek anlamda o zaman yaşamış olacağız.  

Muhammed’siz ümmet, öndersiz vâris olunmaz. “Ilımlı İslâm” projesinin devamı olarak “Ilımlı Muhammed” şeklinde, küfre ve şirke müdâhale etmeyen bir portre sunuluyor. Suya sabuna dokunmayan, hiç kılıç kuşanmamış, putlarla ve putçularla hiç mücadele etmemiş, eli tesbihli, herkese gül dağıtan şeyh görüntüsünde bir peygamber… Hayır, bin defa hayır! Bu, benim peygamberim değil.” 

 

Eğitim-Der’de 15 gün sonraki Kur’an Sohbetleri programının hatibi inşallah Mehmet Pamak olacak.

Küremedya

İlgili Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close