Duyurular

Kalem-Der ve Faaliyetleri İle İlgili Söyleşi

Derneğimiz ve Faliyetleri hakında hocamız Ahmed KALKAN ile yapılan röpörtaj!

Röpörtajı Yap: Ziya GÜNDÜZ

İstanbul Ümraniye’de faaliyetlerini sürdürmekte olan, Eğitim, Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Kalem- Der Başkanı Eğitimci Yazar Ahmed Kalkan ile derneğin faaliyetlerini, gayesini ve hedeflerini konuştuk.                                                                                                                                                      

Hocam öncelikle şu sorudan başlamak istiyorum.  Kalem-Der ne zaman kuruldu? 
Kalem- Der, açılımı ile Kalem-Der Eğitim, Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, 2007 yılının Şubat ayında Ümraniye’de kuruldu. Halen de Ümraniye’de yeni binasında faaliyetlerine devam etmektedir. 

Derneğimiz, her ne kadar 2007 yılında kurulmuş olsa da, Kalem-Der’de faaliyet yapan gençlerin birliktelikleri ve çalışmaları daha eski tarihlere dayanır. 2001 yılından 2007 yılına kadar Üsküdar’da Mavera olarak faaliyet göstermekte idi. Üsküdar’da Tevhid Vakfının son dönemlerinde çeşitli sebeplerle vakıftan ayrılan gençler tarafından kurulan Mavera, 28 Şubat sürecinde mahkeme kararıyla kapatılan Tevhid Vakfının boşluğunu doldurmaya çalıştı. Muvahhid gençler daha sonra, Ümraniye’ye taşınarak Kalem-Der ismi altında faaliyetlerine devam ettiler.

Derneğin temel hedefi, Allah’ın rızası için İslâm’ı, özellikle tevhidî anlayışı insanlara ulaştırmak ve bu konuda her türlü yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak olarak belirlendi ve bu hedefe doğru taviz vermeden ilerlemeye çalışıldığını söyleyebiliriz. 

Türkiye’de Müslümanlar tarafından kurulup daha sonra kuruluş amacına hizmet edemeyen, savrulup merkez sağa kayan emsallerinin düştüğü duruma düşmemeyi, derneğimiz temel bir İslamî sorumluluk olarak gördü. Nice sorunlarla karşılaştı ise de, bugün yine aynı sorumluluk bilinci içerisinde faaliyetlerine devam etmektedir. 

Sadece Allah’a kulluk yapmayı ve O’nun rızasını hedefleyen derneğimizde, seminerler, bazı dersler, sohbetler yapılmakta, sosyal faaliyetlere ve değişik etkinliklere yer verilmektedir.

AMACIMIZ ALLAH’A TESLİM OLMUŞ, ERDEMLİ, AHLÂKLI, DÜRÜST, KİŞİLİKLİ VE DAYANIŞMACI BİR NESLİN YETİŞMESİNİ SAĞLAMAYA ÇALIŞMAK.

Kalem-Der niçin kuruldu, kuruluş amaçları ile şimdiki amaçlarınız arasında bir farklılık oluştu mu?
Hamdolsun amaçlarımız arasında en küçük bir sapma, bir farklılaşma söz konusu değildir. Derneğimizin kuruluşundan bugüne amacı maddeler halinde şunlardır:
a- Allah’ın tek rab ve tek ilâh olduğunun ve kendimizin O’nun kulu olduğunun bilinci içinde, her konuda ve mutlak şekilde O’na itaat etmeyi prensip edinmek ve bu ölçüye sahip insanların yetişmesi için her türlü gayret ve faaliyet yapmak,
b- İnanç yönüyle, şirkten tümüyle arınmış ve tevhidi bireysel, sosyal, ailevî, siyasî, hukukî, eğitim ve her yönüyle günlük hayata hâkim kılmayı kendine şiar edinmiş insanlar yetiştirmek,  
c- Dini, her türlü atma ve katmalardan uzak, klasik hurafe ve bid’atlerden arınmış, mezhep bağnazcılığına ve taassuba meyletmeyen, ham softa ve kaba yobaz tip olmaktan Allah’a sığınan, insanları küçük görerek halka tepeden bakan ukelâ vasfından tümüyle uzak; modern sapmalardan, tarihselcilikten, Batıya öykünmekten, laik ve düzenci yaklaşımlardan uzak; itidalli, ölçülü vasat ümmetin fertleri olma gayretini kendi üzerinde gösterdiği gibi bu özelliklere sahip şuurlu mü’minlerin yetişmesi için çalışmalar gerçekleştirmek,
d- Amel ve eylem yönüyle, Kur’an ve sahih sünneti her boyutuyla hayatının tüm alanlarında uygulamaya çalışan, öncelikle kendini yetiştiren ve başkalarına örnek olacak öncü nesiller, dâvâ adamı mü’minlerin yetişmesi için gayretlerde bulunmak,
e- Ahlâkî erdemlere sahip, olgun, mütevazı, güleryüzlü, fedâkâr, İslâm’ın prensiplerini her şeyden üstün tutan ve önce kendini güzelleştirip yetiştirmeyi hedef edinen genç nesillerin yetişmesi için çalışmak,
f- Yaşamaya çalıştığı İslâm’ı, nebevî usulle, gerekli yumuşaklık, hikmet ve güzel anlatımla insanlara ulaştırmak; küfür içinde bocalayan cehennem yolcularını itfaiyeci ve doktor hassasiyetiyle kurtarmaya çalışmak; cihad, ilim ve takvâ ehli şahsiyetlerin yetişmesi için her türlü dersler ve faaliyetler yapmak,
g- Allah’ın rızasını, sevgisini her şeyden önemli tutarak, O’nun dinini yaşamak ve yaşatmaya çalışmak için her türlü zorluklara göğüs geren, sistem içi çalışmalar yerine her konuda nebevî usûlü tercih eden, kınayanın kınamasından, çevrenin olumsuz tavrından ve tâğutların tehditlerinden korkup çekinmeden bireysel, sosyal ve siyasal değişim ve dönüşümü hayır istikametinde gerçekleştirmeyi hedef edinen şahsiyetli dâvâ adamları yetiştirmeye çalışmak,
h- Yukarıda özellikleri belirtilen insanların oluşması için derneğin her türlü imkânından yararlanmak, bu doğrultuda dersler, sohbetler, seminerler, konferanslar, geceler, etkinlikler tertip etmek, değişik hoca, yazar, cemaat önderi gibi şahsiyetlerden yararlanmak,
i- Tevhidî bilince sahip tüm mü’minlerle ve benzer çalışmalar yapan dâvâ adamı muvahhid mü’minlerle, cemaat ve öbeklerle vahdeti gerçekleştirmeye yönelik dayanışma ve ortak çalışmalar için her türlü adımı atmak, ilkeli yardımlaşma ve işbirliğini gerçekleştirme yolunda yeteneklerini ve gücünü ortaya koymak,   
k- Bütün bunları yerine getirmek için de olsa, hiçbir şekilde Kur’an ve Sünnetin ilkelerinden taviz vermemek, küfürle ve mevcut düzenle uzlaşmamak, bütün çalışmalarında Kur’an’ı temel ölçü kabul etmek, Kur’an’ı hayata en güzel şekilde yansıtıp onu kendine ve topluma hâkim kılma gayretleri demek olan sünneti tatbik edilecek temel usûl görüp bu çizgide faaliyetler yapmak. İşte başlangıçta da, şimdi de, sonunda da gayemiz bunlardır. 

Özetle, Hasan el-Bennâ’nın dediği gibi; “Gayemiz Allah, önderimiz Rasulullah, anayasamız Kur’an, yolumuz Cihaddır ve en büyük arzumuz Allah yolunda şehid olmaktır.” 

Peki,  Kalem – Der’in misyonu ve vizyonu nedir?
a)    Bütün âlemlerin rabbi olan Allahımıza kul olabilmek: Allah’tan başka ilah ve rab olmadığına iman etmek, hayatımızda tek ölçü olarak Rabbimizin emirlerine itaat etmek, hayatımıza başka temel ölçüler koymaya çalışanlara boyun eğmeyip onları reddetmek,
b)    Rasûlullah’ı tek önder kabul etmek: Tek örnek ve önder olarak Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’i (s.a.s.) kabul etmek, yaşadıklarını yaşamaya, meşru gördüklerini din olarak kabul etmeye, reddettiklerini hayatımızdan uzaklaştırmaya gayret etmek, 
c)    Dinimiz İslâm’ı tüm insanlığa ulaştırmak: İnsanlığa dünya ve âhiret saadeti; birey, aile, toplum ve tüm insanlığa her daim huzur ve mutluluk getireceğine iman ettiğimiz dinimizi, tüm insanlığın doğru tanıması ve tâbi olması için dâvet vazifemizi yerine getirebilmek,
d)    Kardeşlerimizi hakka dâvet etmek: Halkın önemli bir kesiminin içine düştükleri halde, farkında olmadığı; şirk, küfür gibi çirkinliklerden onları uzaklaştırmak ve çevremizdeki insanların da alternatif hayırları tanıtarak o şerlere meyletmelerine karşı çıkmak, gayrı İslamî hayatların pençesine düşürülmüş, hırsızlık, uyuşturucu, içki ve zina gibi Rabbimizin rızasına muhalif hayatlar yaşayarak dünyasını ve âhiretini zâyi eden gençleri bu tuzakların pençesinden kurtarmak için mücadele etmek, 
e)    Mazlumlardan yana olmak, zâlimlere tavır almak: Yeryüzünün hangi coğrafyasında, hangi ırk’tan olursa olsun, hakları gasbedilen, mağdur edilen, zulme uğrayan kardeşlerimizin yanında olmak, zâlimlere tavır alarak haksızlıkların ortadan kalkması için gayret etmek,
f)    İhtiyaç sahiplerine ulaşmak, dertlerine çare olmak: Yakınımızda veya uzağımızda imkânlarımızın yettiği ölçüde insanî ihtiyaçlarını temin edemeyecek durumda olan kişi ve ailelerin dertlerine çare olmaya gayret etmek, imkânları olanlarla ihtiyacı olanların arasında köprü olabilmek.

Özetle; Rabbimizin biz müslümanlara kulluk vazifesi olarak belirlediği her alanda gayret ve mücadele etmek ve böylece Rabbimizin rızasını aramak; derneğimizin, tek tek dernekte çalışan ve üye olarak faaliyetlere katılan hepimizin ana gayesidir.

Misyonumuz: Dinimizin güzel görüp bizden istediği tevhidî iman esaslarına iman etmiş, sâlih amelle inancını ispatlayıp dışa yansıtmış, takvâ ve cihad ruhuna sahip, ilimle mücehhez ve temel ahlâkî değerlere sahip insanlardan olmak ve bu tip insanların yetişmesini sağlamaya çalışmak. Şeffaflık, verimlilik ve üretkenliği temel ilke edinen komisyonlarla; huzurlu, güvenli ve yaşanılabilir bir Dünyanın imar ve inşası için; Allah’a teslim olmuş, erdemli, ahlâklı, dürüst, kişilikli ve dayanışmacı bir neslin yetişmesini sağlamaya çalışmak.
Vizyonumuz ise; Allah’a hakkıyla kul, Rasûl’e lâyık bir ümmet, çevresine huzur ve güven veren bir kişilik, tatlı dilli, güler yüzlü bir tebliğci vasfını yaygınlaştırmaya çalışan ve her ânını Allah’ı râzı edecek şekilde ibadet şuuru içinde geçirmek…

KALEM- DER OLARAK BİZİM EN ÖNEMLİ ÇALIŞMAMIZ SUFFE İSLAM OKULU FAALİYETİMİZDİR.

Kalem-Der’de ne gibi faaliyetler var? Bize biraz faaliyetlerinizden söz eder misiniz?
Baştan söyleyelim ki; Müslümanlar olarak “yapılması gerekenlerin tümünü eksiksiz olarak yaptık” diyebilecek ve dediğinde de doğru söylemiş olacak kimse olmadığını düşünüyoruz. Gayretlerimizi arttırmamız icap ettiği halde, bâtıl dâvâ insanlarının çabalarından çok daha fazla çaba sarf etmemiz gerektiği halde, gündelik işlerimizden arta kalan verimsiz zamanları İslâmî çalışmalarımıza ayırmakla yetiniyoruz. Müslümanlar ve teşkilatlar olarak bu bize yakışmıyor. 

Bu çevre şartları içinde, kendi yaptıklarımızı ve yapmaya çalıştıklarımızı gündeme getirebiliriz. Cuma namazını dernekte kalabalık sayılabilecek bir cemaatle edâ etme, vaaz ve hutbe gibi tebliğ çalışmaları. Bazı spor etkinlikleri, piknik ve deniz kenarı kampları, dernekte kahvaltı programları, gece toplu teheccüd ve duâ toplantıları, seminer ve konferans gibi etkinlikleri organize ediyoruz. Bunun yanında zaman zaman ev ziyaretleri, dernek ve hoca ziyaretleri, hapishane, hastahane ve mezarlık ziyaretleri yapıyoruz. Kermesler ve geziler düzenliyoruz. Özellikle Suriye’deki mazlum Müslümanlar için sık sık nakdi ve ayni yardım toplayıp bizzat kendimiz yerine ulaştırıyoruz. Etrafımızdaki kardeşlerimize ve dernek içindeki öğrencilerimize emr-i bi’l-ma’ruf ve dâvet uygulamalarını çok önemsiyoruz. Kalem- Der olarak bizim en önemli çalışmamız Suffe İslam Okulu faaliyetimizdir. Lise yaşlarındaki erkek çocuklarımıza Kur’an ve Sünnet ışığında naklî ve aklî ilimler öğretmeye, tevhidi bilinç ve dâvâ sevgisi vermeye gayret ediyoruz. 

BİLİNDİĞİ GİBİ, TEVHİDLE VE VAHDET AYNI KELİMEDEN TÜRERLER. BİRİ BİRLEMEK DİĞER BİRLEŞMEK DEMEKTİR. BİRİ OLMADAN DİĞERİ EKSİKTİR. 

Derneğinizin diğer İslami derneklerle ortak çalışmaları var mı? 
Elbette var, İslâmî derneklerle zaman zaman bir araya geliyoruz. İstişareler yapıyoruz. İşbirliği yaptığımız bazı alanlar var. Ama bütün bunların yeterli olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Gönül istiyor ki, tevhid ehli insanlar bir çatı altında toplanamıyorsa bile, ümmet bütünlüğüne doğru adımlar atsınlar, daha çok ortak çalışmalar gerçekleştirsinler. Ümmeti bir araya getirmek niyetiyle kendileri bir araya gelip büyük organizeler, ciddi çalışmalar yapsınlar. Bilindiği gibi, tevhidle ve vahdet aynı kelimeden türerler. Biri birlemek diğer birleşmek demektir. Biri olmadan diğeri eksiktir. 

DAVETÇİ/TEBLİĞCİ YETİŞTİRMEYE ÇALIŞIYORUZ.    

Toplum olarak gençlerimiz için neler yapabiliriz?  Dernek olarak gençlere ve çocuklara yönelik projeleriniz var mı?
İki sorunuzu birleştirerek cevaplamaya çalışalım: Cumartesi günleri ve yaz tatillerinde hemen her yaştan çocuklarımıza eğitim vermeye gayret ediyoruz. Ama esas çalışmalarımız, son günlerin popüler deyimiyle 7×24, 12×30 çocuk ve genç yaştaki öğrencilerimize örgün eğitim vermeye çalışıyoruz. Dâvetçi yetiştirmeyi hedefleyen, Kur’an-ı Kerim ve Arapça ağırlıklı, dünyayı iyi tanıyan, ama âhireti öncelikleyen ve genel kültür sahibi davetçi/tebliğci yetiştirmeye çalışıyoruz.    

Toplum olarak gençlerimiz için çok şeyler yapabiliriz. Ancak, Kemalist, laik düzenin ve onun oluşturduğu cahiliyye toplumunun hem vermek isteyenlere, hem de verilmek istenen şeylere apaçık düşman olduğunu unutmamak gerekiyor. Pis bir bataklıkta ne kadar ve nasıl gül yetiştirebilirsiniz? Yetiştirmiş olsanız bile, o çiçek, doğal gül gibi mi kokar, pisliğin kokusu mu üzerine siner? Gençlik çalışması da, diğer çalışmalar da bu rejimin gölgesinde bereketsiz kalmaya mahkûmdur. O yüzden, şirki izâle edip tevhidi ikame etmeye öncelik vermeden hiçbir çalışma İslâmî olamaz ve Rabbimizin yardımına paratonerlik yapamaz. Cevaplarımızın bu anlayış içinde değerlendirilmesini rica ediyoruz. 

Asr-ı saâdette eğitimin merkezi olan câmilerimizin bugünkü şartlarla bu alanda bir boşluğu doldurabileceklerini sanmıyoruz. Elif be öğretiminden (öğretir gibi yapmaktan) ibâret olan câmi kursları, hiçbir şekilde alternatif özelliklere sahip değildir; “yetersiz” bile değildir. Kur’an eğitimini, tüm açılımları ve Kur’an’a ters düşmeyecek diğer ilimlerle takviye ederek daha farklı mekânlara taşımanın şu ortam için daha doğru olduğunu düşünüyoruz. İşte derneğimize de tam bu arada büyük işler düşmektedir.

Çocuklara gerçekleri göstermenin yolu, onlara Allah’ı sevdirmek ve âhiretin güzelliklerinden bahsetmekten geçer. Çocuklara ebedî âlemin güzelliklerinden bahsetmek çok yararlıdır. Onlara bu yolla, direnç gücü ve kadere rızâ yolu açılır. Çocukların teselliye, iyi muâmeleye, güce, neşeli olmaya, mutluluğa herkesten fazla ihtiyacı vardır. Âhiret düşüncesi, küçükken çocuklara iyi bir tarzda yerleştirilirse, hayatın güçlüklerine karşı direnme gücü ve sabır elde etmesinin yolu açılmış olur. 

“Çocuk büyüsün, inanıp inanmayacağına kendi karar versin” şeklindeki modern diyebileceğimiz bir düşünce yapısı bazı aileye hâkim oluyor ki, bu doğru bir yaklaşım değildir. İngiliz şair Coloridge “çocuk büyüsün neye inanacaksa kendi seçsin.” diyen bir adama hiçbir şey söylemeden bahçesine götürür. Karmakarışık yabani otlarla dolu, çirkin bir bahçedir burası. Adam gülümser ve müstehzi bir edayla “sen buna bahçe mi diyorsun?!”der. Coloridge cevap verir: “Kendi haline bıraktım, seçimini yaptı.” Günümüzde okullarda öğretilenlerin de, öğretilmesi gereken doğrular olup olmadığı müslümanca değerlendirilmeli, kalplerin tatmin olacağı alternatifler üretmeye çalışılmalıdır. 

Çocuğumuza sesimizi duyurmayı başarmanın yolu onu duymaktan ve ilgisine seslenmekten geçiyor. Çocuklarımıza İslâm’ı sevdirmeli, çok küçük yaştan itibaren Allah sevgisi, Peygamber sevgisi vermeli; her sevgiden önce ve en büyük sevgi olarak. İlâhî emirleri, ibâdetleri niçin yapması gerektiğini anlatmalı, her konuda şuurlandırmaya çalışmalı, okuduğu Kur’an’ın ne olduğunu, ne emirler içerdiğini, anlamını, namaza niçin ihtiyacı bulunduğunu… öğretip sevdirmeli. Bir yandan cihad sevgisi ve hazırlığı, diğer yandan sanat sevgisi kamçılanmalıdır. Balık avlayıp vermek yerine, balık tutmayı öğretmeli, Allah sevgisi ve belirli yaştan sonra da Allah korkusu ve takvâ bilinci verilmeye çalışılmalıdır. Sorumluluk ve görev şuuru aşılanmalıdır. Kız çocuklara küçük yaşlardan itibaren tesettür ve hayâ bilinci, kız ve erkek çocuklara ibâdet ve özellikle namaz şuuru kazandırılmalı ve bu konuda çok titiz olunmalı. 

Eğitimle ilgili düşüncelerimizin bazıları bunlar. Gücümüz nispetinde bunları hayata geçirmeye çalışıyoruz. Medreselerin, Kur’an Kursu ve İmam-Hatiplerin muhtevâ/içerik ve usûl/metod yönüyle güzel taraflarını alıp kendimizden de bazı şeyler katarak harmanladık; böylece Suffe İslâm Okulu ortaya çıktı. Kur’an-ı Kerim’den Arapça’ya, Tefsirden Hadise, Türkçe’den Bilgisayara geniş yelpazede derslerle öğrencileri kuşatmaya çalışıyoruz.

DERNEK VE VAKIFLAR BELİRLİ ORANDA TAKVÂ MESCİDLERİNE BENZEYEBİLİR

Derneklerin, düzenin kurumu olarak gayri meşru olduğu ve nebevî usûle uymadığı gerekçesiyle reddedilmesi icap ettiğine dair görüşlere ne cevap verirsiniz?
Dernekler, Modern Avrupa’nın toplumu yönetime belirli oranda katmak ve halkın muhalefetine belirli ölçüler içinde izin vermek ve aynı zamanda onları kontrol altında tutmak için ortaya attıkları sivil toplum kuruluşlarıdır. Yani, küçük birer siyasal parti. Partilerle dernekler arasında resmî yönden benzeyen yönler vardır. Ama, İslâmî ölçülere tümüyle uyulmaya çalışılan, tevhidî ilkelere riâyet edip tavizsiz biçimde çalışmalar yapan dernekleri bu genel ölçüler içinde değerlendirmek insafsızlık olur. Biri şerre, diğeri hayra hizmet eden iki farklı yapıyı aynı kategoride ele almak doğru değildir. Biri tümüyle devlet dairesi hükmündedir. Diğeri belirli oranda camilere, hatta asr-ı saâdet mescidine benzeyebilir ve o mescidlerin fonksiyonlarını icrâ edebilir. Müslümanlar tarafından İslâmî ölçüler içinde faaliyet yapmak üzere kurulan dernek, İslâmî eğitim ve kültürel çalışmalar yönüyle hizmeti öne çıkaran resmî sayılması doğru olmayan bir kuruluştur. Birini tümüyle reddetmek gerekir. Diğeri, sadece metod olarak Rabbânî metoda uygun olup olmadığı tartışılabilecek bir çalışma alanıdır.  

Dernek ve vakıflar belirli oranda takvâ mescidlerine benzeyebilir ve mescidlerin fonksiyonlarını icrâ edebilir. Dernek ve vakıflar, Asr-ı saadetteki mescide benzediği oranda makbul, parti veya resmî kurumlara benzediği ve sivil toplum kuruluşu olduğu oranda dışlanması gereken yapılardır.    

Câmilerin üstlenmesi gereken bazı icraatlarını farklı şekilde, derneklerin üstlendiğine şahit oluyoruz. Nice dernek, günümüz camilerinden daha özgür şekilde ve daha kapsamlı olarak dine hizmet içeren faaliyetlere mekân ve imkân sağlamaktadır. Dernekler, camilerden daha özgürdür, daha sivildir, daha fonksiyoneldir. Asr-ı saâdetteki cami fonksiyonunu icrâ edebilecek bazı fırsatlara sahiptir. Bugün camilerde şeriatten, tevhidden, şirkten, çağdaş putlardan, devletin İslâm dışı uygulamalarından bahsetmek, tâğutlara tavır almak mümkün değilken, bu tür faaliyetler rahatlıkla derneklerde icrâ edilebilmektedir. Yapılabileceklerin tam olarak derneklerde de yapıldığını iddia etmek mümkün değildir. Derneklerin büyüdükçe, üyelerini de merkeze doğru çekmesi, sağcılaştırıp muhafazakârlaştırması görmezlikten gelinemez. 28 Şubat sonrasında nice savrulmalar, kaymalar ve saf değiştirmelerde derneklerin suçu inkâr edilemez. Derneklerde yapılması gerekenlerin tümü yapılmıyorsa, bu mekânlar Mescid-i Nebevî’nin çok fonksiyonlu ibadet ve hizmet alanı haline getirilmiyorsa; bu, bugünkü derneklerin değil, dernekleri yönetenlerin ve yöneticileri de sevk ve idare eden hoca ve kanaat önderlerinin suçudur. Bir iş, ne kadar namaza benziyorsa o kadar ibâdet yönü ağır bastığı gibi; hür mescidlere benzediği oranında kurumlar, dernek ve teşkilatlar hayır ve ibadet kurumu olacak, Allah’ın râzı olduğu mekânlar haline gelecektir. 

Gayri İslâmî kurallar içerisinde hareket etmeyen, çok sayıda değilse bile, hayli dernek olduğunu söyleyebiliriz. Sistemin izni ile açılmak elbette bir züldür, Müslüman dâvâ adamlarının izzet ve onurlarına terstir. Ama, hilful fudul da böyleydi. Günümüzde bir ticarethane açmak isteyen bir kimse, ehliyet veya pasaport almak isteyen bir kimse de sistemin izni olmadan bunları yapamaz; bu böyledir diye, bu işlerin küfür ve şirk olduğu, hatta kesin haram kategorisine girdiği anlamına gelmez. 

İdeal olan; dernek ve vakıf çalışmalarını, sistem içi faaliyetleri tasvip etmemek, ev çalışmalarını öne çıkarmaktır. Dernek ve vakıfların durumu da gözden geçirilmelidir. Dine hizmet iddia ve amacıyla ortaya çıkan İslâmî eğitime ve İslâm kültürüne katkı hedefindeki kurumlar, giderek bu araçların amaçlaşması ve motor olmak yerine fren görevi üstlenmeye başlaması riskine karşı çok uyanık olmalıdırlar. 

Bu tip legal görünümlerin bir diğer handikapı da, ümmet oluşturma bilincini ihyâ etmekten ziyade, gruplaşma güdüsünü harekete geçirmekte, bütünleyici ve kuşatıcı olmaktan öte; parçacılığa daha fazla güç katmaya prim vermektedir. Her dernek, kendi üyeleriyle ve imkânlarıyla övünmekte, ümmet ve vahdet yerine, kendi derneğinin büyümesini önceliklemektedir. Vahdetin de daha çok kendi derneklerine katılmakla gerçekleşeceğini boş yere beklemektedir.

Fanatik bir dernekçi olmak kadar, içeriğine ve faaliyetlerine bakmadan tümden dernek düşmanı olmak da aşırılıktır. Tavizsiz çalışma yapılan dernek faaliyeti ise (azîmet değilse bile ruhsat anlamında) orta yol olarak görülebilir. Kalem-der’i İslâm’a tavizsiz hizmet edilen yer olduğu müddetçe sahiplenmeyi ve (Allah korusun) “Dırar Mescidi” gibi zararlı hale dönüşürse kapısına kilit vurmayı üzerimize borç biliyoruz.    

Bir dernek, her şeyiyle “kendinden muharrik”, kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi yağıyla kavrulabilen bir uygulama içinde olmalıdır. Dernekler, inanç, dâvâ, amaç, yönetim, davranış ve finans konularında sivil ve kendi kendine yeter, ayağını yorganından fazla uzatmayan konumda olmalıdır. Ancak bu bağımsızlığı sürdürebilen örgüt, varlık amacına sâdık kalabilir. Doğru hedeflerine doğru araçlarla gidenler ancak İlâhî rızâya ulaşma anlamında neticeye ulaşabilir. Vazgeçilmesi gerektiğinde Allah için terk edilemeyen bir araç, artık araç olmaktan çıkmış, amaçlaşmış ve bir puta dönüşmüş olur. Huzur yuvası ve ilim-irfan merkezi olması gereken dernek, fitne yuvası haline gelip etrafını da ifsad ederse, düzeltilmesi bütün ilgili mü’minlerin görevidir. Eğer düzelemeyecek kadar fitne batağı olmuş ise, o batağı kurutmak, onu yok ederek zararsız ve etkisiz hale getirmek, öncelikle bir zamanlar bahçe olan o bataklığın sahiplerine ve bahçıvanlarına düşer.  

Biz derneği, ayağımızdaki ayakkabı gibi görüyoruz. Ayakkabı, ayağı pislenmekten, dış etkenlerin zararından koruyan bir kılıftır. Ayağına giymek yerine, onu başa geçirenler, her şeyden önce gülünç olurlar. Daha rahat yürümek için ayağa giyilen ayakkabı, eğer dar gelir, ayağımızı sıkarsa kaldırıp atarız. Gerekirse bizi menzile daha çabuk ulaştıracaksa yalınayak yürümeyi tercih ederiz. Hiçbir muvahhid için dernekler, Allah için feda edilemez, putlaştırılıp kapatılamaz mekânlar değildir. Eğer derneğin müslümanca faaliyetine kısıtlamalar getirilirse, dinimizden tâviz vermemize dernek bizi mecbur tutarsa, o zaman düzenin kapatmasını beklemeyip Müslümanlar olarak, dernek faaliyeti yürüten bizler kapısına kilit vurmaktan çekinmeyiz. Ama yolumuza bizi daha rahat götürecek olan ayağımıza uygun ayakkabımızı, gereksiz yere çıkartmayı da düşünmeyiz.  

BİRBİRİMİZİ SEVMELİ VE GÜVENMELİYİZ

Kalem-der Derneğine herkes üye olabiliyor mu? Üye olmak için ya da çalışmalarından haberdar olmak, çalışmalarda aktif rol almak için vatandaşlar ne yapmalı?
Bu konuda derneğe gelmek veya iletişim araçlarından yararlanıp dernek yönetimiyle irtibata geçmek gerekir. Birbirimizi tanımak ve İslâmî çalışmalar açısından ne tür katkıda bulunabileceğimizi değerlendirmek gerekiyor. Yeter ki karşılıklı olarak birbirimizi sevelim, birbirimize güvenelim, yardımlaşmanın hem din ve hem akıl açısından onsuz olunamayacak önemini kavrayalım. 

DERNEKLERİN NİCE FAZİLETLİ İŞLERE SEBEP OLDUĞUNA VE HAYIRLARDA ÖNCÜLÜK YAPTIĞINA TOPLUM ŞAHİTTİR

Hocam Son olarak, çalışmalarınız ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Derneğimizin benimsediği slogan şeklinde bir söz var: “İyi ki yaptım!” Yani, yarın öldüğümüzde ve her yaptığımızdan hesaba çekildiğimizde ya “keşke yapmasaydım!” diyeceğiz veya “iyi ki yapmışım.” Biz “iyi ki yapmışım” diyenlerden olmak istiyoruz. İmanlılar, imansızlar kadar gayretli ve sistemli olmadıkça, mü’min olduğunu iddia edenler en az kâfirler kadar dâvâları için bedel ödemeye hazır olmadığı müddetçe ümmet, izzeti yanlış yerde aramanın cezası olarak zillet içinde zillet yaşayacak… Bunun farkında olan Müslümanlara çok iş düşüyor. Her taraf cehennemî alevler içinde iken, bizim rahatımızı düşünmemiz ihanet sayılmaz mı? Dünya kaynıyor. Fitne ve fesat her tarafı kasıp kavuruyor. İnsanımız cehenneme doğru hızla koşuyor. Öyleyse bize çok iş düşüyor. Gülmeye değil, ağlamaya bile vaktimizin olmadığı bir zamandayız. Kayıplarımızı telafi etmek için iki kişilik, üç kişilik performansla çalışmamız icap ediyor. Bir şeyler yapmak değil, en doğru şeyi yapmak gerekiyor. Gelişi güzel değil, gelişi de gidişi de güzel yapmak gerekiyor. Kara düzenle değil, sistemli faaliyetler içinde olmalıyız.

Derneklerin nice faziletli işlere sebep olduğuna ve hayırlarda öncülük yaptığına toplum şahittir. Ancak, bazı dernek ve benzeri kurumların İslâmî harekete çok ciddi zararlar verdiğini de görmezden gelemeyiz. Daha önce zorla ayıkladıkları pirinçleri ciddi hiçbir ikrah olmadan çamurun içine döktükleri gibi, bunu savunup fazilet olarak gören anlayışlar çoğunlukta. Tevhidi mesajları terk edip demokrasi türküsü çağıranlar revaçta. Dün “tevhit!” diyenler, bugün “tehdit!” diyor; dün “tekbir!” diyenler, bugün “tedbir!” diyor. Âyet ve hadisten delil yerine, akıl ve mantık oyunlarına yönelen bir tavır var. İnsanımızın ciddi bedeller ödeyerek kazandıkları, çok çabuk harcanabiliyor. “Lâ ilâhe” diye başlayan İslâm, her şeyle uzlaşan, “lâ”sı olmayan bir din haline dönüştürüldü. Bütün bunlarda (hakkını yemeyelim), derneklerin büyük katkısı vardır. 

Mayınlı tarlada yürüdüğümüzü unutmamalıyız. Tevhidî hakikatleri gizlemenin lanetlik bir suç olduğunu, Allah’ın ayetlerini dünyevi karşılıklarla satmanın ne kadar tehlikeli olduğunu bilmezden gelemeyiz. Savrulan, tükürdüğünü yalayan, dün bâtıl dediğine bugün hak diyen anlayışlar daha çok derneklerden ve cemaatlerden besleniyor. Çarpık din anlayışı için sadece kökü Amerika’da olan kuruluşu görmek, doğrunun bütününe ihanettir. Yarım doğru çoğu kez tam bir yalandır. Hakla bâtılı karıştırıp hak diye sunmak, sadece bâtıla davet etmekten çok daha büyük cinayettir. Bunlara karşı hem cemaatlerin ve hem dernek faaliyetlerinde bulunanların çok uyanık ve tedbirli olmaları gerekiyor. 

Dernek çalışmaları yapmak, kaygan bir zeminde yürümeye benzer. Gözünü dört değil, on dört açmaya, düşmemek için, ayağını yere sağlam basmaya, dengeli adım atmaya, tedbirli olma ve korkak şekilde yürümemeye, kararlı olma, kendine güvenme ve Allah’ın yardımını talep etme gibi gayretlerin tümünü yerine getirmeye ihtiyaç var. Korkak olmayalım, ama cesaretle deliliği de karıştırmayalım. Hakkı gizlemeyelim, ama kime hangi üslûpla hakkı anlatmamız gerektiğini iyi bilelim.  

Ümitsiz miyiz? Müslüman hiç ümitsiz olur mu? Allah’tan ümit kesmek, ancak kâfirlerin işi. Allah’ın mü’minlere rahmetinden, yardımından da ümit kesemeyiz. Ama bunun tahakkuku için mü’minliğini ispatlayan ve yardıma hak kazanan, her çeşit şirkten uzaklaşan muvahhid mü’minler olmak gerekiyor. Kendini “mü’min” sayanların yeniden “iman” edip tevhid eri olmaları, “Kitabım Kur’an” diyenlerin başka kutsallardan ve kitapsızlıktan kurtulup “Kur’an”a sarılmaları, tüm “tâğut”ları reddedip cihad bilincine ulaşmaları gerekiyor öncelikle. Yoksa bu zillet artarak devam edecek ve korkarız ki, âhiretteki azâbın keffâreti değil; bir avansı olacaktır.  Unutmayalım; bize, hepimize çok iş düşüyor.   

Kıymetli hocam, bize zaman ayırdığınız için size teşekkür ediyorum. 
Bende sizlere teşekkür ediyorum, Allah’a emanet olunuz. 

Kaynak: www.teknokule.com / www.akasyam.com  / www.hur24.com

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir




Enter Captcha Here :

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Başa dön tuşu