Yazılar

Makale; Çoban Hemo! – Asım ŞENSALTIK

Hemo’nun hikayesi, Anadolunun bir köyünde yaşayan bir çocuğun, bir günlük hikayesidir. Kurgu değildir. Yaşadığı köyde herkes kendisini Hemo diye çağırsa da, biz yazımızda gerçek adı olan Ahmed’i kullanacağız.

Ahmed, annesinin “Hemo, Hemo hadi kalk geç kaldın” sözleriyle uykudan uyandı. Uykudan uyanmanın getirdiği şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışan Ahmed, birkaç saniye sonra sabah olduğunu anlayarak yattığı yerden kalkarak elbiselerini giymeye başladı.

Her gün olduğu gibi bu günde önce kahvaltı yapacak sonrada evin yaklaşık olarak üçyüz adet civarında olan koyunlarını otlatmaya gidecekti. Ahmed’in yaşı daha dokuz olmasına rağmen tek başına o kadar koyunu otlatabiliyordu.

Ahmed, İstanbul’daki akrabalarının eskidiği için gönderdiği eski pantolon ve gömleği giydi ve babasının almış oluğu kara lastiklerini de giydikten sonra elleri ve yüzünü yıkamak için evlerinin hemen önündeki çeşmenin başına gitti. Çeşmenin başına geçen Ahmed, suyun şırıl şırıl sesiyle akışı Ahmedi derin düşüncelere daldırdı. Her gün yaşadığı olaylar gözünün önünden film şeridi gibi geçiyordu.  Ahmed, yine annesinin sesiyle dalmış olduğu derin düşüncelerden silkilerek uyandı ve elleri ile yüzünü yıkamaya başladı.

Ahmed, yüzünü yıkadıktan sonra diğer abi ve kardeşleriyle birlikte, ektikleri bahçende yetişen domates, salatalık, yine besledikleri koyunların sütünden elde etmiş oldukları çökelek, peynir, kaymak ve annesinin sacın üzerinde pişirdiği saç ekmeği ile kahvaltısını yaptı. Tabi kahvaltının olmazsa olmazı olan çayla birlikte. Ahmed, karnını iyice doyurması gerekiyordu. Öğlene kadar koyunların peşi sıra gezerek iyice acıkacak çünkü.

Ahmed, kahvaltısını bitirince, değneğini eline alarak annesine dedesinin koyunları hangi tarafa götürdüğünü sordu. Ahmed’in dedesi, sabah namazına kalkar,  namazı kılar ve sonra da daha güneş doğmadan koyunları otlamaları için evin yakınındaki arazilere götürürdü. Annesinden dedesinin hayvanları götürdüğü tarafı öğrenen Ahmed, değneğini alarak o tarafa doğru ilerledi. Biraz ilerledikten sonra dedesini koyunları otlatırken buldu. Dedesinin kendisine, hayvanları nereye götürmesi gerektiği,  gün içinde nelere dikkat etmesi gerektiği konularında nasihatlerini dinledikten sonra, dedesi koyunları Ahmed’e emanet ederek, Ahmed’in büyük abileriyle birlikte çayırlıklardaki otları biçmek için eve geri döndü.

Ahmed, koyunlarını toparlayarak evden uzak, hayvanların karınlarını daha iyi doyuracakları arazilere götürmek için yola koyuldu.

Ahmed, yaşı küçük olmasına rağmen, hep abilerinin yaptığı işleri yapmak istiyor, bundan dolayı da aslında çobanlık yapmaktan pek hoşlanmıyordu. Gerek hergün yaptığından dolayı, gerekse de artık büyüdüğünü, abilerinin yaptığı işleri de yapabileceğini düşündüğünden çobanlıktan biraz sıkılıyordu. Ama bütün bunlara rağmen, her gün koyunlarını evlerinden uzak ve hayvanların karınlarını rahatça doyurabilecekleri arazilere götürmeyi de ihmal etmiyordu.

Ahmed, koyunlarını götürdüğü arazide öğlene kadar otlatacak sonrada öğlen olunca sütlerinin sağılması ve öğlen yemeğini yemek için hayvanları evin yakınında, suların ve ağaç gölgeliklerinden oluşan adına “ber” dedikleri yere getirmesi gerekiyordu. Koyun çobanlığı yapmak çok zor bir iş değildi. Çünkü koyunlar kolay kolay birbirlerinden ayrılmıyor, çok hızlı hareket etmiyor, güneş ortalığı sıcaklığıyla kavurduğu zamanlarda ise genellikle ya ağaçların gölgelerine hep beraber giriyor veya kafalarını birbirlerinin gölgelerine sokarak oldukları yerde kalıyorlardı.

Ahmed’in saati yoktu. Vakitleri ise, ya ağaçların gölgelerinden veya kendi gölgesinden yada güneşin hareketlerinden tespit ediyordu. Kendi gölgesi kısalarak kendisine en yakın olduğu zaman anlıyordu ki öğlen olmuş ve hayvanları evin yakınında ki “ber” denilen yere sütlerinin sağılması için götürmesi gerekiyor. Yüksekçe tepelerin olduğu arazide esen rüzgarın  da etkisiyle dağılarak otlayan koyunlarını toparlayarak berin yolunu tuttu. Hayvanlar birazda susamış oldukları için hızlı hareket ederek kısa zamanda berin bulunduğu yere vardılar.

Ahmed, “berin” bulunduğu yere varıp hayvanlarını suladıktan sonra Annesi ve Ablası koyunların sütlerini sağmak için Ahmed’in bulunduğu yere doğru hareket ettiler. Annesi eline koyunların sütlerini sağdığında koyacağı “beroş” dedikleri kovaları aldı, Ablası da Ahmed’in öğlen yemeğini aldı. Berin bulunduğu yere vardıklarında Ahmed, getirdikleri öğlen yemeğini yerken, Annesi ve Ablası da koyunların sütlerini sağmaya başladılar.  Yemeği erken biten Ahmed, annesi ve ablasına sağmaları için koyunların başlarını tutarak yardım etti.

Bahar aylarında sütleri bol olan koyunlar, sıcakların başlamasıyla birlikte artık sütleri her geçen gün biraz daha azalıyordu. Bütün koyunların sütlerini sağan annesi ve ablası bir miktar dinlendikten ve Ahmed’le muhabbet etikten sonra süt kovalarını taşıyarak evlerine döndüleer. Ahmed ise, bir müddet daha orada kalacak, sıcağın azda olsa etkisini kaybetmesini bekleyecekti.

Nitekim, sıcaklığın azda olsa etkisini kırıldığında Ahmed, koyunlarını hemen otlamaları gereken arazilere götürmesi gerekiyordu. Bunu zamanında yapmazsa koyunları aç kalabilir ve buda sütlerinin yeteri kadar olmamasına sebebiyet verebilirdi. Bunun farkında olan Ahmed, koyunların gölgelerin ve otlakların bol olduğu arazilere doğru götürmek için “ber” bulunduğu yerden ayrıldı.

Ahmed, bir taraftan koyunlarını Kurdun saldırmasından koruması gerektiği gibi, bir taraftan da koyunların birbirlerinden ayrılarak dağılmalarına da engel olması gerekiyordu.

Ahmed, koyunlarını korumayı ve onların dağılmadan karınlarını doyurmaları sağlamaya çalışırken, bir taraf dan da, doğal bir ortamda bulunmasının getirdiği saf ve temiz duygularla hayaller kuruyor, derin düşüncelere dalıp dalıp gidiyordu. Bezen gözü gökyüzündeki bulutlara takılıyor, bazende rüzgarın salladığı yapraklara takılıyor derdin derin düşüncelere dalıyordu. Yaşının küçük olmasının getirdiği temiz fıtrata sahip olmak kurduğu hayallerin de kendisini gösteriyordu. Günlerini hemen hemen hep bu şekilde geçiren Ahmed, akşam olduğunu anlamak için yine gölgelere ve güneşin hareketlerine bakmak zorundaydı. Güneşin batma noktasına yaklaştığı, gölgelerin alabildiğine uzadığını gören Ahmed, akşamın yaklaştığını anlıyor ve hava kararmadan hayvanlarını eve getirmesi gerektiğini biliyordu.

Koyunlar, serinliğin de etkisiyle arazide dağılmış otluyorlardı. Ahmed, çobanlıkta ki tecrübelerinden dolayı çok zorlanmadan hayvanları toparladı ve evin yolunu tuttu. Eve vardığında artık güneş batmıştı. Hava kararmadan Annesi ve Ablası koyunların sütlerini tekrar sağmaları gerekiyordu. Koyunların geceyi geçirmeleri için hazırlanan, etrafı kesilen ağaç parçalarıyla çevrili olan “hevşe” dedikleri yere kapatılıyorlardı. Ahmed ve diğer kardeşleri de, anne ve ablasına yardım ederek kısa zamanda süt sağma işini bitiriyorlar. Ahmed’in annesi sağılan sütleri yakılan ocağın üzerine koyarak ısıtmaya koyuyor. Sütler kaynamaya koyulurken aile hazırlanan yemekleri beraberce yiyorlar.

Daha karanlık iyice bastırmamış olduğu için Ahmed ve diğer kardeşleri evin hemen yanındaki harmanda top oynayarak eğleniyorlar. Ancak karanlığın hızlı bir şekilde çökmesinden dolayı, top oynamayı fazla tadını çıkararak oynayamadan bırakarak evlerine geçmeleri gerekiyordu.

Ahmed’in oturduğu evde elektrik olmadığı için, yakılan gaz lambasının ışığında bütün aile beraberce oturuyorlar. Annesinin hazırladığı çaylarını yudumlarken, bir taraftan da gün içerisinde yaşadıklarını paylaşıyorlar ve yarın yapacakları işleri planlıyorlar.

Ahmed ve ailesinin dünyadaki olaylardan haberdar oldukları tek bir araçları var oda, siyah renkli, pille çalışan ve devlete ait olan bazı radyo kanallarını çeken siyah radyoları. Ahmed’in dedesi genellikle haberleri hiç kaçırmaz, haberler çıktığında bütün ailenin susmasını ister ve haberleri pür dikkat dinlerdi. Ahmed ise, yaşının küçük olmasından dolayı haberlerden hiç hoşlanmazdı. Kara radyolarından, bazen maçları dinler, bazen türk halk müziği dinler bazen de, seslendirilen filmleri dinlemekten hoşlanırdı.

Alile yapılan muhabbet ve planlamadan sonra yarın erkenden kalkıp işlerinin başına geçmek için uyuyacakları odalarına çekiliyorlar.

Besledikleri koyunların yünlerinden yapılmış yataklar yere boylu boyunca serilir Ahmed ve kardeşleri de odanın bir köşesine serilen yataklarda uyurlardı. Kardeşleriyle birlikte uyuyacakları yataklarına geçen Ahmed, yanan gaz lambasının da kapatılmasıyla birlikte bir müddet yine hayallere daldı, yarın tekrar kalkıp koyunlarını otlaklara götürmek için yatağında uyuya kaldı.

Annesi çocukları uyduktan sonra odalarına girip bir taraftan yavrularının üstlerini örterken bir taraftan da onlar için dua ediyordu. Ahmed’in annesi, kızdırdığı sütler biraz soğuduktan sonra sütleri mayalamak için biraz daha uyumadan beklemesi gerekiyordu. Gün içinde yaptığı koşuşturma Annesini de yorgun düşürmüştü. Bir taraftan sabah kalkıp hayvanların sütlerini sağmak, daha sonra çocuklara kahvaltı hazırlamak,  hayvanların yattığı yerleri süpürmek, evin temizliği, yaktığı ocakta beyaz elbiseleri kaynatarak temizlemesi, ocakta sacın üzerinde ekmek pişirmesi, öğlen olduğunda tekrar hayvanları sağması, öğlen ve akşam için yemek hazırlaması, hayvanların sütlerini peynir ve çökelek yapması, yoğurdu yayarak tereyağı elde etmesi, günlük sebze ihtiyaçlarını karşılaması için ektikleri bahçeyle ilgilenmesi, gibi kendisini yoran çokça işin üstesinden gelmesi gerekiyordu. Bütün bu yaptığı işler kendisini bayağı yoruyor ve akşam da kızdırdığı sütün soğumasını beklerken bazen uyuya kalıyordu. Daldığı uykudan hemen sıçrayarak uyanıyor sütü kontrol ediyor, azıcık soğuduysa mayalayarak evin kapısını kilitleyerek uyumak için odasına gidiyordu.

İlgili Paylaşımlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close