Yazılar

İSLAM CEMAATİNİN GEREKLİLİĞİ

İslami hareket 60’lı yıllardan sonra Seyyid Kutub, Mevdudi  vb. şahsiyetlerin yazdığı kitapların etkisiyle Türkiye’de bir varlık oluşturmaya başladı. Bugün bir çok Alim ve kanaat önderi o kitaplardan etkilenerek tevhidle tanışmıştır. İslam dininin temelinde Tevhid esası vardır. La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah şeklinde ifade edilen bu esas bizzat Allah’ın koyduğu hükümlerin özetini oluşturmuş, Rasulullah’ın pratiğiyle  yeryüzünde hayat bulmuştur. İslam dini hiçbir sistemle, ideolojiyle, düşünceyle birleşmez, bir araya gelmez. Eğer gelirse ortaya çıkan İslam’ın kendisi olmaz. Mesela günümüzde çokça duyduğumuz “Demokratik İslam”, “Laik İslam”, “İslam Cumhuriyeti” vb. ifadeler bambaşka dinleri ve inançları ifade etmektedir. Asla hakiki İslam değildir. Çünkü İslam dininde hakimiyet Allah azze ve celleye aittir. Kullarını yaratmakta, onlar için hüküm va’z etmekte ancak Rab olan, ilah olan Allah (cc)’a  aittir. Yani egemenlik kayıtsız şartsız millete, devlete veya herhangi başka bir varlığa değil yalnız ve ancak Allah azze ve celleye aittir. Bu Tevhidi hareketin ve islam cemaatinin vazgeçilmez ilk düsturudur. “Yaratmak da Hükmetmek de Yalnız Allah’a Aittir.” (A’raf, 54)

Burada tüm inananların akidesi sağlam ve net olmalıdır. Kalbinde şüphe olanların ise bu şüphelerini bir şekilde izale etmeleri gereklidir. Aksi halde tam anlamda mümin olmadıkları muhakkaktır.

İslami hareketin karakterinden bir tanesi de “Rabbanilik” tir. Bu dinin sahibi Allah’tır. Allah’ın koyduğu hükümler ve bu hükümlerin bizzat Rasul tarafından uygulanması müminler için bir örnek teşkil etmiştir. Bu nedenle İslam cemaati yalnız Allah’ın kanunlarına ve Rasulullah’ın uygulamalarına tabi olmaktadır.

“Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.”(Ahzab,36)

Güncel hayatın getirdiği yeni problemler ise ancak bu kanun ve uygulamalardan çıkarılacak hükümlerle çözülmelidir. Şüphesiz ki Kur’an ve sünnet ile rabbani alimlerin içtihadları İslam cemaatini yanlış düşünce ve uygulamalardan koruyacaktır.

İşte bu hareketin en önemli karakterinden biri tavizsizliğidir. Kula kulluk yapmayı reddeden, şeriat dışında hiçbir sistemi kabul etmeyen bu hareket aslında Mekkede Rasulullah’ın başlattığı hareketin devamıdır. Örnekliğini bizzat Rasul’den alır. Hatırlayın Rasulullah (s.a.s.) Mekke site devletinin her türlü talebini reddetmiş, inancından kıl kadar taviz vermemişti. Bu uğurda birçok çile çekmiş ama hepsine göğüs germişti. Aynen Rasulullah’ın (s.a.s.) güzide Ashabıda bu konu da muallimleri (s.a.s.) gibi davranarak Tevhid dininden dönmemişlerdi. Ve hatta Mekkeli aristokratların tekliflerini reddettiği zaman Rasulullah’a (s.a.s.) giderek “Ya Rasulallah, keşke onların teklifini kabul etseydin. Mekkenin reisi olurdun. Hem böylece biz de rahat eder islamı işkence görmeden yaşardık.” dememişlerdir. Değerli kardeşlerim Rasulullah’ın (s.a.s.) ve yetiştirdiği ashabın bu duruşları İslam’ın izzetini ortaya koymaktadır. İslam öyle sıradan bir din değildir. Getirmiş olduğu hiçbir hüküm boş yere veya keyfi değildir. O, bir hayat tarzıdır, yaşam biçimidir.

Sonra (Ey Muhammed) seni din hususunda apaçık bir Şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma.” (Casiye,18)

İslami hareket “Bağımsızdır”. Yani kendine özgüdür. Hiçbir sistem ve hareketten neş’et etmemiştir. Ayrıca ne tağuti sistemden ne de onun kurumlarından beslenmemiştir. Müslüman cemaat problemlerini ve sorunlarını kendi aralarında Kur’an ve sünneti esas alarak çözmelidir. Bu cemaati ayakta tutan Allah’a olan şeksiz iman ve itaatleridir.

İslam cemaatinin tek örneği vardır. O da Allah’ın Rasul’üdür. O’nun dışında örnek kabul etmez. Allah Rasul’ünün uyguladığı İslami hareket metodu, İslam cemaatnin de metodudur. Bu metodun kaynağı bizzat Kur’an ayetleri ve sünnettir. Bu nedenle muvahhid müminler bu cemaatin içerisinde yer alarak tek vücut olmalıdırlar. Aksi halde ümmet zilletten kurtulamayacaktır.

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.”  (Al-i İmran, 104)

İslam cemaatinde lider, sonsuz bir yetkiye sahip değildir. O Kur’an ve sünnete uymakla me’murdur. Hata yaptığında cemaatin onu uyarma ve düzeltme yetkisi vardır. Şeriat’ten ayrılmadığı müddetçe İslam cemaatinin başında yer alan lider güzel bir ahlaka sahip olmalıdır. Çünkü güzel ahlak imandandır diye buyurmuştur, Rasulullah (s.a.s.).

Bu cemaatin ayrıca ilmi yönü kuvvetli olmalıdır. İçerisinde Rabbani alimler bulunmalıdır. Yöneticiler yanlış yaptığında şüphesiz ki alimler onları düzeltmelidirler.

Yine bu cemaatin özelliklerinden birisi de istişare ruhuna sahip olmasıdır. Bilindiği gibi İslami hareketin Lideri Hz. Muhammede (s.a.s.), Allahu Teala müminlerle istişare yapmasını emretmiştir. Bu nedenle İslami hareket ancak sağlıklı istişareler ile menziline ulaşabilir. Bu istişarede bulunan şahsiyetlerinde ilim, takva ve amel boyutunda ehil kişiler olmaları mühimdir.

Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar.” (Şura,38)

Değerli kardeşlerim buraya kadar sizlere bir İslam cemaatinde bulunması gereken özelliklerin bazılarından bahsettim. Daha birçok özellikte bulunmaktadır. Şüphesiz ki bu yazılan özellikler Rasulullah’ın başlatmış olduğu İslami hareketin ve ilk öncü neslin özellikleridir.

Günümüzde böyle bir cemaatin ortaya çıkması ve müminleri kanatları altına alması gerekmektedir. Bunun önemi şüphesiz ki çok büyüktür. İslam coğrafyalarına baktığımızda ırkçılık, mezhepçilik, cehalet, kör şiddet, bencillik, ulusculuk, ben merkezcilik, taassub, ahlaksızlık vb. birçok kötü ve şeytani özellik Müslümanları sarmış durumdadır. Amerika, İngiltere ve İsrail’in uşağı haline gelmiş yöneticiler, Allah’tan hakkıyla korkmayan, profesör,doktor ve imam etiketli tağutun emrinde alim müsveddeleri müminlerin vahdetinin önünde kocaman bir engel oluşturmaktadırlar. Tabii ki bu Allah’ın rahmetinin tecelli etmesine de manidir.

Müminler, Rasulullah’ın bize öğrettiği İslami hareket metoduna sarılmalı ve bu konu da bir araya gelerek halkalar halinde fevc fevc İslam cemaatini oluşturmalıdırlar. Bu, başta alim ve kanaat önderleri olmak üzere tüm müminlerin birinci görevi olmalıdır. Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp, ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” (Al-i İmran, 103)

Unutmayın eğer müminlerin eliyle tağuti sisteme karşı güçlü bir İslam cemaati oluşturulabilirse hem bölge de hem de dünya üzerinde İslam’ın hakimiyeti sağlanabilecektir. Aksi halde ise İslam topraklarındaki kan, gözyaşı, işkence ve zulümler devam edecektir.

“Allahın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki Allah, kafirler istemese bile nurunu tamamlayacaktır.” (Saff,8)

Rabbim! bize İslam cemaatinin eliyle İslam’ın ve müminlerin yeryüzüne adaletle hakim olduğu günleri görmeyi nasip eyle! amin…

İlgili Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close