Yazılar

İslâm Dışı Düzen! Övünebilirsin; Eylül’ün, Leyla’nın Başına Gelenler Senin Eserindir!

“Kız çocuğunun hangi suçtan ötürü öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman…” (81/Tekvîr, 8-9)

Ankara’nın Polatlı ilçesi Uzunbeyli Mahallesi’nde 22 Haziran’da kaybolan 8 yaşındaki Eylül’ün ölüsü, bir hafta sonra ortaya çıkarıldı. Eylül Yağlıkara’nın otopsisinde vücudunda kesici delici alet izlerine rastlanan küçük kızın cinsel istismar sonrası boğularak öldürüldüğü belirlendi.

Ağrı’nın Bezirhane köyünde bayramın birinci günü 14 Haziran’da kaybolan 3,5 yaşındaki Leyla Aydemir de kaybolmasından 18 gün sonra dereyatağında suya atılmış şekilde ölüsü bulundu.

Aradan uzun bir zaman geçtiği halde halk, Özgecan olayını unutmak üzere iken, dün Irmak Kupallar, Ceylinler, şimdi de Eylüller ve Leylalar çıktı. Kimse, sıranın kendi küçük kızına gelmediğinden emin değil. Halk, çocuk ve ninelere bile kendileriyle yatılacak, sonra öldürülecek cinsel obje olarak bakan ırz düşmanı katillere lânetler yağdırıyor. Ama, bu katilleri yetiştiren, bu sebepleri oluşturan düzeni, yönetimi destekliyor. Kur’an bu ırz düşmanı tiplere “hayvandan da aşağı” der. Hayvan böyle bir vahşet sergilemez çünkü. İyi, tamam da, bu ırz düşmanı katiller uzaydan gelmedi. Ve bu olaylar, Türkiye’de ilk olay değil. Anlaşılan o ki, vicdan ve fıtrat çok bastırıldı, çok kanadı, bu son olaylara tepkiyle çıkış yolu arıyor. Biz de vahşi katili şiddetle kınıyor, olaydan tiksinti duyuyoruz. 70’lik nineye de, üç yaşındaki bebeye de benzer saldırılar olan bir ülkede, akrabalar ve aile bireyleri arasında bile kesip biçmelerin sıradan bir ikinci sayfa olayı kabul edildiği bir ortamı, aslında Allah korkusu diye bir anlayış bırakmayan TC’ye, Atatürk ilkelerine borçluyuz. Devlete, okullara, mahkemelere, meclise, sokaklara, kamusal alana İslâm’ın karışıp müdahale etmesine izin vermeyin, bu şirk düzeni, bu câhiliye ortamı, daha ne Eylül cinayetleri, Leyla, Irmak, Özgecan vahşetleri ortaya çıkaracak. Devlet ve medya ektiğini biçiyor. “Bu gidiş nereye?” diye kimse sorgulamıyor. Sebepler aynı kalsın, bu sebebin doğal neticesine karşı çık! Böyle bir ucûbe yaşanıyor. Ciğerleri ortalığa saç, kediler ve aralarına karışmış köpekler ciğerlere saldırmasın, öyle mi? İslâm âlimlerinin hakkı anlatmasının önüne birçok engel konulurken; azgın köpek, eğer tedbir alınacağına, tam tersine, saldırması için tahrik edilirse, özgürlük adıyla istediğine saldırma hakkı verilirse…

Fıkra gibi kıssayı ya da kıssa gibi fıkrayı bilirsiniz: Nasreddin Hoca bir gün büyükçe bir köye gitmek için yola çıkar. Köye yaklaştığında, köyün dışında aç köpekler hocayı kendi usullerine göre “hoş geldin” karşılamasına çıkarlar. Hoca, üzerlerine doğru parçalayacakmış gibi gelen köpeklere “hoşt, hoşt, hoştbulduk” demeye çalışırken, elini yere uzatır, yerde kocaman taşlardan birini alıp korkutmak için köpeklere atacaktır. İyi de, büyük köyün yolları parke taşlarıyla kaplıdır. Hangi taşa uzandı ise, hiçbir taşı yerinden sökemez. Molla Nasreddin şöyle der: “Ne biçim köy burası, taşları bağlamışlar, itleri salıvermişler!” Hâlbuki taşları değil, itleri bağlamaları gerekiyordu. Evet, iki ayaklı hayvanlara alabildiğine hayvanî serbestlik, özgürlük devlet politikasıdır. Haramlara karşı nehy-i ani’l-münker yapıp bunu Allah’ın suç/haram saydığını söylemek ise kişilerin özgürlüğünü kısıtlamak kabul edilerek kanunen suç. Müslümanlara Müslümanca faâliyet konusunda nice zorluklar, yasaklar, kınamalar revâ görülürken; her türlü ahlâksızlığa, cinsel azgınlığa özgürlük veriliyor. Bir Müslüman, Müslümanca, günaha girmeden caddeye çıkamaz, denizden, deniz kenarından istifade edemezken; inlerinden çıkmış iki ayaklılar yatakta yapılacak şeyleri sokakta yapma özgürlüğünü doyasıya kullanıyor. Tevhid ehline, İslâm devleti talebiyle yürüyüş yapma hakkı verilmezken, o nursuz homolar, lezbiyenler “onur yürüyüşü” düzenleme hakkına sahiptir.

Siz Allah’tan korkmazlar, siz düzenciler, siz laikler, Atatürkçüler, Batıcılar! Sizin Irmak’ın, Eylül’ün, Leyla’nın, Özgecan’ın katli ile ilgili sızlanmaya, şikâyete hiç mi hiç hakkınız yok. Siz öldürdünüz bu kızları. Sadece bu kızları da değil, milyonlarca kız çocuklarını. Dünyasını da âhiretini mahvettiniz kızların. Eski Arap câhiliyesinde kızları diri diri toprağa gömerlermiş, sizler daha fecisini yapıyorsunuz, kızların âhiretlerini mahvederken. Dünyada iffetten, hayâdan, tesettürden, dinden-imandan soyarken. Düzenciler, laikler, Batılılar! Övünün eserlerinizle. Bu katiller sizin eseriniz. Sizin okularınızda okudu, Allah’ın kanunu yerine Atatürk ilkelerini öğrendi. Özgürlüğü öğrettiniz ama Allah’a teslimiyeti öğretmediniz onlara. Siz azdırdınız bu gençleri. Açıkta bırakılan yerlerinin örtülen yerlerinden daha çok olduğu sözüm ona giysilerle siz baştan çıkardınız bu gençleri. Gâvuru bile utandıracak TV. Programlarıyla, bakılacak yeri okunacak yerinden çok fazla olan boyalı basında siz özendirdiniz fuhşu. Ahlâk nutukları atmaya hakkınız yok. İmansız ahlâk mı olurmuş hiç? Olsa olsa ne idüğü belirsiz “etik” olur. İmanın olmadığı ahlâk, delik kaba su doldurmaya benzer. Niye ahlâklı olsun ki çağdaş insan?! Hem, çıplaklık, zina, içki ahlâksızlık mıdır ki? Ahlâksızlık olsa, devlet ve hükümet ahlâksızlığa müsaade eder mi hiç? İmanı, tevhidi, Kur’an ahlâkını gündeme bile getirmeyen hükümetin, İslâm’a kapalı ama küfrün her çeşidine açık Kemalist düzenin, laik ve karma eğitim sisteminin aslan (aslında sırtlan) payı var Eylül, Leyla, Irmak ve Özgecan olayında. Allah’ı hukuka, ahlâka, eğitime, devlete karıştırmayanlar, siz, evet siz suçlusunuz, katili siz yetiştirdiniz, onu bu hale siz getirdiniz, dolayısıyla katil sizsiniz.

Ey düzenin bekçileri! Siz nefsinize uyun, kendinizi temize çıkarmak için çabalayın. Suçu kendinizde aramayın, bu yazıdaki suçlamalarda suç unsuru var mı, onu arayın; olur mu? Atatürkçülük bunu gerektirir. Yoksa çarpar sizi Atatürkünüz. Hani ne idi onun ülkeye gösterdiği hedef: Muâsır medeniyet seviyesi. Günümüz Türkçesi ile çağdaş uygarlık seviyesi. Avrupa Birliğine kabul etmeseler de, Avrupa ve Amerika’daki cinsel suçlara hayli yaklaştı bu ülke. Tâciz ve tecavüzde, kadına karşı şiddet uygulamada Batı standartlarını yakaladı sayılır. İşte, çağdaş uygarlık hedefine ulaşıldı. Bir başlık da bu konuda açılmış olsaydı, Avrupa Kirliliğine hemen alırlardı. Girmek istenilen Batıda cinayetler tepki alsa da, namus kavramı olmadığından ırza tecavüzler artık pek yadırganmıyor. Amerika’da her 45 saniyede, bir kadının ırzına geçiliyor. Zina, karın doyurmak gibi kabul ediliyor.

Düzenin kanunları suçluya hak ettiği cezayı vermiyor, suçları önle(ye)miyor. Bunu gören bazı yazar ve yöneticiler Eylül’ün, Leyla’nın heyecanıyla “kısas”tan, şeriatın cezasından, idamdan bahsetmeye başladılar. İmana dayanmayan, günlük heyecana dayalı tepkilerin ifadesi olsa da, Kemalist laik düzenin çözüm üretmek yerine gençleri suça teşvik ettiğini görenlerin bir alternatif arayışı olarak okuyabiliriz bu tavırları. Evet, bu olay da gösteriyor ki, gayrı İslâmî düzen ve beşerî kanunlar suçları önleyemez, tam tersine; suç üretir, suçlu yetiştirir.

Kontrolsüz güç, belâdır. Kişi arzularını, hevâsını dizginleyemezse, hem kendini ve hem başkalarını mahveder. Allah korkusu olmayan insanı nasıl frenleyeceksiniz? Bugün özgürlük diye yüceltilen anlayış, aslında hayvanî özgürlüktür. Afedersiniz eşek, istediği zaman anırır, istediği yere pisliğini yapar; özgürdür çünkü. Günümüz gençliği de bu tür özgürlüğe can atıyor, Eylüllerin, Leylaların, Özgecanların canlarını alıyor.

İnsan, Allah’tan korkmazsa, azdıkça azar. Zevklerin sonu yok. Hükümet zinayı suç olmaktan çıkarsın, Ankara caddeleri, fahişe reklam afişlerinden geçilmez olsun, fuhuş bilgisayarda klavyenin tıkı kadar, telefonun âhizesi kadar yakın olsun; “ahlâksızlığın bu kadarı yeter” denilmeyecek, 3 yaşındaki Leylalar, 70 yaşındaki ihtiyarlar bu ırz düşmanlarından korunamayacaktır. Ha bire derslik sayısını arttırmakla iş çözülmüyor. Okullara Demokrasi dersi koymakla, özgürlükleri arttırmakla insanlar ahlâklı olmuyor, mümkün ki demokratik ve Kemalist özgürlükler insanı daha çok azgınlaştırıyor. Yollara, köprülere önem verildiği kadar Allah korkusuna da önem verilseydi, insanlar böyle yoldan çıkmazdı. Yol kenarlarına gül dikmek yerine, insanın gönlüne iman dikmeye çalışmış olsalardı, ülke bambaşka olurdu. Müslümanca yapılan bir iş kalmadı. Politikacı hırsız, memur rüşvetçi, futbolcu şikeci, esnaf hilekâr, sanatkâr sahtekâr olmasın diye hangi tedbir alınıyor, gelsin de biri bana anlatsın. Askere gidenin ağzı bozulur, çiklet çiğner gibi ağzında küfür geveler. Cebinde biraz parası olan karısını kızını halka teşhir eder. Televizyonlar, adamlara nasıl boynuz takılır, eşler nasıl aldatılır, onun yolunu gösterir. İnternet fuhşu ayağa getirir. Devlet bütün bunları teşvik eder, yetmiyor gibi, kapısına bayrak asıp bekçi dikerek geneleve gidenlere hizmet eder. Kanı kaynayan gençleri, liselerde, fakültelerde aynı sınıfta, aynı ortamda karma eğitime devam ettir. Nasıl eğitim aldıkları, hayatta uyguladıklarıyla ortaya çıkıyor. Takvâ, hayâ, iffet, ibâdet bilinci, hesaba çekilme endişesi, cehennemden çekinme, Allah’tan korkma, tesettür şuuru, âhireti hesaba katma gibi erdemler; okulların kapısından içeri giremez. Ama heykelsiz, törensiz okul olmaz; Besmelesiz, Kitap’sız eğitim olur da, Atatürksüz, laik ilkelerden bağımsız eğitim olmaz.

Her şeyi paraya, kendi çıkarlarına âlet etmek için, duyguları da sömüren Batı tarzı siyasal ve sosyal yapı, hem kadını hem erkeği cinsel yönden sömürmeyi onlara “hak” olarak, “özgürlük” olarak kabul ettirdi. Bu yönlendirme ile erkekler teknolojik aygıtların kendilerini kullanmasının da katkısıyla, bayanların kıyafet ve davranışlarındaki tahriklerin kurbanı oldu. Cinsel özgürlük denilen şey erkeği hep kışkırtır. Kışkırtılan, tahrik edilen genç çıldırır ve saldırır. Doğaldır, tahrik edilen tatmin yolu arayacak. Cehennemden hapishane kadar bile korkmayan, günahı suç ve ayıp kadar önemsemeyen insan, beş dakikalık bir zevk için masum canları, küçücük kız çocuklarını, ihtiyar babaanneleri, Özgecanları kıtır kıtır kesecek. İslâm olsaydı hayatımızda, Kur’an’da belirtilen Allah’ın hükmü, cezası uygulanacaktı. Ama önce okullarıyla, İslâmî yayınlarla, Müslümanca bir hayatla suça giden yollar tıkanacaktı. Erkeği kışkırtan çirkinlikler ortaya çıkmayacaktı. “Asalım, keselim, idam edelim” deniliyor. Bunlar beşerî düzenin iflasını gösteren imdat çığlıkları. Bu pis caniler, vahşi katil düzenin zavallı kurbanlarından sadece birkaç tanesi. Esas bunları yetiştirenleri asmak, bu düzeni öldürmek gerekiyor. Bu genci öldürsen ne olacak? Bundan sonra bu sebepler duruyorken bu neticeler olmayacak mı? Sigaranın üzerine “öldürür, süründürür” yazınca sigarayı vatandaş terk mi ediyor? Okullar, internet, sokaklar, çarşı-pazar; özgür genç tabii ki azar. Çözüm İslâm’dır. Sadece ahlâkıyla değil; hukukuyla, insana ve hayata bakışıyla, evliliği kolaylaştıran özellikleriyle, inanç ve ibadet sistemiyle, hanımların yüzünde haramların isi, erkeklerin gözünde haramların izi bulunmayacak şekilde yetiştiren takvâ bilinciyle İSLÂM.

Kız-erkek ayrı okullarda okumalı, isteyen bayanlar için sadece hanımlara ayrılmış Belediye otobüsleri ve dolmuşlar olmalı. Erkekleri kışkırtıp tahrik eden fesat unsurlarına izin verilmemeli… Tamam da, bunlar da çözüm getirmez. Her şeyden önce insanı ve devleti İslâmlaştırmalı, insanlara Allah korkusu ve sevgisi aşılanmalı. Allah’tan korkmayanların her türlü zararından korkulur çünkü. Ama, herkes Batılı olmaya can atıyor; hükümet kurtuluşu hâlâ Avrupa Birliğine katılmakta görüyor. Avrupası ve Amerikasıyla Batı bu konularda nasıl, Amerika örneğiyle bir bakalım:

Amerika’da Her 45 Saniyede, Bir Kadının Irzına Tecavüz Ediliyor

www.arsivbelge.com’un verdiği habere göre; Amerika Federal Sağlık Bakanlığı’nın resmi raporuna göre 18 yaşındaki kız öğrencilerin yüzde 28’i bakire, % 72’si fuhuş içindedir. 15 yaşındaki kızların yüzde 40’ı fuhşa bulaşmıştır. Ve 25 öğrenciden biri AIDS ya da cinsel hastalıklardan birine yakalanmıştır. ABD Tecavüzlerle Mücadele Merkezi’nin resmi raporuna göre ABD ülke dâhilinde dakikada, 1,3; günde 1900 ve yılda 683 bin kadın ve kızın ırzına tecavüz edilmektedir. Bu rakam polise intikal eden kayıtlardır. Şikâyet etmeyenler bunun dışındadır. Her 8 kız ve kadından biri tecavüze uğramaktadır. Tecavüze Uğrayanların yüzde 62’si 18 yaşından küçük. Bunun yüzde 29’u ise 11 yaşından küçüktür. ABD’de günde 9077 civarında çocuk doğmakta olup bunun 1282’sinin babası belli değildir” Evlilik dışı doğum en az yüzde 30 ya da bazı kaynaklara göre yüzde 45’dir. Doğan her 10 çocuktan en az 4’ü evlilik dışıdır. Evlilik dışı doğum ile babası belli olmayan doğum ayrıdır. ABD Başkan Yardımcısının konuşmasına göre 250 milyon ABD nüfusunun 64 milyon 250 bini evlilik dışı doğum neticesidir. Kayda geçen ve geçmeyen cinsi taciz (ırza tecavüz) yılda 5 milyon sayısını bulmaktadır. Erkek çocukların yüzde 22’sinin küçükken ırzlarına tecavüz edilmektedir (www.arsivbelge.com).

BBC Türkçe sitesinin verdiği bilgiler de şöyle: ABD’de kadınların yaklaşık yüzde 20’si yaşamlarının bir noktasında tecavüze ya da tecavüz girişimine hedef oluyor. Amerika’da dakikada 24’den fazla insan tecavüze, şiddete veya ısrarlı izlemeye maruz kalıyor. Bu nitelikte 12 milyon suç duyurusu yapıldığı belirtildi. Araştırmaya göre, önceki bir yıl içinde Amerika’da 1 milyonu aşkın kadın, tecavüze uğradığını bildirdi. 12 milyonu aşkın kadın ve erkek, geride kalan bir yıl içinde, cinsel partnerlerinin tecavüz ve fizikî şiddetine hedef olduklarını bildirdiler. Irza geçme denilen bu tecavüzden erkekler de paylarını alıyorlar. Tahminen her 71 erkekten birinin hayatlarının bir noktasında tecavüze uğradığı ortaya çıktı. Erkek tecavüz kurbanlarının yüzde 25 kadarına, 10 yaşında veya daha da küçükken tecavüz edildiği belirlendi (BBC Türkçe Sitesi).

UNFPA, Dünya Nüfusunun Durumu raporuna göre,15 ile 24 yaşları arasındaki kız çocukları ve genç kadınların %11’i 15 yaşına gelmeden partnerleri dışında bir kişi tarafından kendi iradeleri dışında cinsel ilişkiye ya da diğer cinsel fiillere zorlandıklarını bildirmişlerdir, 15 yaşının üzerinde bu oran %6’dır.

Türkiye Batı Uygarlığına Yaklaştı, Hatta Geçiyor Bile…

Hurriyet.com.tr’nin, Zonguldak Cumhuriyet Savcısı Veli San’ın açıklamalarına dayanarak verdiği bilgilere göre; 2002’de Türkiye genelinde cinsel saldırı suçuyla ilgili mahkemelerde 8 bin 146 dosya açılırken, 2011’de bu rakamın 32 bin 988’e ulaştı. Yani, yüzde 400 civarında bir artış var. Kim demiş Türkiye ilerlemiyor diye. Bakın her geçen gün Çağdaş Batı uygarlığına yaklaşıyoruz. Atatürk, hükümetin çağdaş Batıya yetişmek için gösterdiği gayretlerini unutmayacaktır. Cinsel suçlar yönüyle de Batı ile entegre olmak, Avrupa Birliğine esas bu yönüyle katılmak için, hedef 2023. Atatürk’ün kurduğu rejimin yüzüncü yılını Atatürk’e uygun, onun ilkeleri doğrultusunda, onun gösterdiği hedefe ulaşarak kutlamak gerekir elbet. 2023’te, Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin 100. yılı, Atatürk’ün izinden giderek cumhuriyete ve ataya lâyık ve laik bir şekilde İstiklal Mahkemelerini yeniden kurup bazı irticacıları sehpalarda sallandırarak, elde rakı ile, balolarla, Ata rızâsı için kutlanır. Yoksa, şeriatın kaldırılıp yerine Batı tarzı cumhuriyetin ilanının yüzüncü yılı, herhalde Kur’an okuyarak, namaz kılıp oruç tutarak, şükrederek kutlanmaz.

Cinsel İstismarlarda Artış, Tutuklamalarda Azalış

Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü 2016 yılı adli istatistiklerine göre cinsel saldırı ve çocukların suça yönelimi alanlarında büyük artış yaşandı. Ancak cinsel istismar ve saldırı alanlarındaki artışa rağmen mahkûmiyet kararlarındaki azalış yaşanması dikkat çekiyor.

Özellikle son 3 yıllık döneme bakıldığı zaman cinsel taciz suçlarında verilen kararlar artış gösterirken, mahkûmiyet sayılarındaki düşüş ise dikkati çekti. 2007’de cinsel taciz davalarının yüzde 47,7’sine mahkûmiyet kararı verilirken, 2016’da ise bu rakam 36,5’e düştü.

Çocuklara yönelik cinsel istismarlarda özelikle son 4 yılda bir artış yaşandı. 2006 yılında toplamda çocuklara yönelik cinsel istismar suçundan 3 bin 778 karar verilirken, 2016 yılında ise 21 bin 189 karar verildi.

Devlet Görevlilerine, Resmî Makamdakilere Taciz ve Tecavüz Suç Değil!

Türkiye’de son 10 yılda ciddi oranda arttığı belirtilen taciz ve tecavüz vakaları her gün yeni bir olayla karşımıza çıkıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı verilerine göre son 15 yılda 241 polis, 91 asker, 17 özel timci, 15 korucu, 45 gardiyan tecavüzden yargılandı. Fakat hiçbiri ceza almadı. Ayrıca kadınları istismar eden erkeklerin yüzde 83’ünü de eşler oluşturuyor.

TÜİK verilerine göre tecavüz ve taciz gibi cinsel saldırı suçlarında son beş yılda yüzde 30 artış meydana gelmiştir.

Fiziksel şiddet yaşayan kadınların oranı yüzde 42’dir.

Her Yıl 10 Binden Fazla Kadın Tecavüze Uğruyor

2009-2011 yılları arasında toplamda 29 bin 980 tecavüz suçu işlendi. Bu tablo her sene ortalama 10 bin kadının tecavüze uğradığını ve bu tecavüzlerin çoğunun toplu tecavüzler olduğunu göstermektedir.

Kadınlar, Korktukları İçin Şikâyetçi Olmuyor

Türkiye, gerçekten ilerliyor, Batılara yetişiyor. Bakın istatistiklere: Beş yıl içinde, 100 binin üzerinde kadın cinsel saldırıya maruz kaldı ancak kadınların yüzde 40’ı şikâyetçi olmadı. Kadınların korktukları için şikâyetçi olamadıkları da istatistiklere geçen bilgiler arasında.

Yukarıdaki sayılar ve oranlar, sadece adli mercilere yansımış olanlardır. Kadınların taciz ve tecavüz sonrası korkup sustuklarını, susturulduklarını, faillerin cezasız kalacağını bildiklerinden dolayı çoğu zaman intihar ettiklerini düşünüldüğünde ise, bu sayıların aslında en az ikiye katlanması gerektiğini görmek mümkün.

Acil yardım hattını arayan kadınlardan yüzde 57’si fiziksel şiddete, yüzde 46,9’u cinsel şiddete, yüzde 14,6’sı enseste ve yüzde 8,6’sı tecavüze mâruz kaldı.

Hele, işin anlatılması bile çok zor olan tarafları da var. Ensest ilişki.

İşin En Tiksindirici Tarafı; Saldırganların % 75’i Yakın Akraba

İşin en feci tarafı; kız ve erkek çocuklarına yönelik cinsel istismarın önemli bir kısmı, çocuğu bu tür pisliklerden koruması gereken ağabeyleri ve babaları ya da yakın akrabaları tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu ensest ilişki konusunda T.C. kanunları arasında tek bir kanun bile yoktur. Evet, tuz yiyecekleri kokmaktan korur. Tuz kokarsa o yiyeceklerin hali ne olur?

Çoçukların yarısı ensest mağduru. Ensest olaylarında faillerin yüzde 50’si öz baba, sırasıyla da amcalar enişteler, ağabeyler, dedeler ve dayılar.

Tecavüze uğrayanların yüzde 50’si 18 yaş altında ve bunlardan yüzde 10’u erkek çocuktur. 5–10 yaş arası çocukların yüzde 55’i, 10–16 yaş arası çocuklarınsa yüzde 40’ı ensest mağdûrudur. Cinsel saldırganların yüzde 75’i tanıdık biridir. Ensest olaylarında fâillerin yüzde 50’si öz baba, sırasıyla da amcalar enişteler, ağabeyler, dedeler ve dayılar.

Çocuğa karşı cinsel sömürünün de çok farklı yönleri ve yöntemleri var. Tâciz, tecavüz, fuhuş, pornografi, internette sömürü, cinsel amaçlı çocuk ticareti, seks turizmi gibi akla hayale gelmeyecek daha nice çirkinlikler…

Ortaokul öğrencileri %6,4; liseye giden kızlar da %13,4 oranında cinsel saldırıya uğruyor. Üniversite öğrencileri arasında yapılan çocukluk dönemi olumsuz deneyimler araştırmalarının birinde çocukluk çağında cinsel istismar yaşayanların oranı %28 olarak bulunmuştur.

Lezbiyen, gey, biseksüel ve transgender sözcüklerinin baş harflerinden oluşan LGBT, yani eşcinseller, o nurdan uzak olanlar, “onur yürüyüşü” adıyla kendilerini tanıtan ve topluma eşcinselliğin gayet normal olduğunu ilan eden şekilde toplantılar, yürüyüşler yapıyorlar. Tuvaletlerin iç kapılarında kapalı devre “tosun edebiyatı”, artık aleniyete döküldü; internet ekranlarından sırıtan, dilini uzatan şeytan, hayatı da şeytanî özgürlüklerle doldurmaya başladı. Haziran sonunda bunların yürüyüşlerine ve gösterilerine şahit olundu.

Türkiye’yi sarsan vahşetle ilgili hükümet kanadından Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ açıklama yaptı. Bozdağ Eylül’ün ölüsünün bulunması üzerine şöyle dedi: “Vahşice bir cinayet. Türkiye olarak bu tür cinayetleri önleme konusunda ciddi tedbirler aldık bugüne kadar hükümet olarak. Önümüzdeki dönemde bu tedbirleri tekrar gözden geçirip cezaları daha da artıracak adımlar atacağımızı daha önce açıklamıştık. Ancak, seçimin araya girmesiyle bu düzenlemeler yapılamadı.” Bozdağ, ‘Cinsel kastrasyon dediğimiz tedbiri de bütün yönleriyle yeni dönemde devreye sokacağız’ dedi. Yani, kimyasal hadım cezası koyacaklarını söyledi. Ama gençler nasıl bu hale geldi, hükümetin ve düzenin bu suçlardaki rolü ne, bunlardan hiç bahsetmedi.

Bu suçu işleyenleri hadım edin, tamam da, bütün bu taciz ve tecavüzcüleri hadım ederseniz, kadınların evleneceği gerçek erkek bulmakta zorlanacaklarını ve Türkiye nüfusunun nasıl hızla düşeceğini de hesap edin. Düşünebiliyor musunuz, her vilayet, her köy “Hadım köy” olacak. Bıçakla cinayet işleniyor diye bıçaklara ceza vermek gibi bir şey bu. Problem âlette değil, onu yanlış kullanan insanın kafasında, gönlünde. Sen, iman nedir, haram nedir bilmeyen veya önemsemeyen nesil yetiştir, sonra netice böyle çirkin olunca, suçu kendinde arama ve yetiştirme tarzını değiştirme; ceza ile meseleyi halledeceğini düşün. Hani bir deyim vardır; biraz değiştirerek söyleyeyim: “Gök görmedik bir şoförün arabası olmuş, tutmuş egzozunu koparmış.” Bunun gibi, gök(ten inen vahyi) görmezlikten gelmiş düzenin, bir oğlu olmuş, fıtratını bozup ahlaksızca yetiştirdiği oğlunun, tutmuş şeyini koparmış. Halk da diyor ki, “iş kafada başlıyor, kafada bitiyor; öyleyse şeyini değil, kafasını kesin, idam edin.” Halk bu; namaz kılarken ve bu tür suçlara tepki olarak şeriat ister; Sokakta, çarşıda özgürce açık saçık giyinmeyi savunur, özgürlük ister; Demokratik usûlle Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyecek yöneticileri seçer, demokrasi ister. Din ayrı, siyaset ayrı der, laiklik ister; Para kazanmak için hiçbir kural tanımaz, kapitalizm ister. Bir kısmı da çocuk katillerine idam ister. Bir kısmı ise idam isteyenleri idam edercesine cezalandırmak ister. Allah’ın dinini istemeyen halk, bilmem ama belâsını ister.

Bir tv. dizisi varmış bir zamanlar: “Fatmagül’ün Suçu Ne?” diye. Bir arkadaş onu hatırlatmış ve ilave etmiş: Onun suçu ne, tartışılır ama bu diziyi izleyenlerin suçu tartışılmaz. Bu dizilerin canlılarını Türkiye adlı ekranda izleten düzen adlı film şirketinin suçu gündeme gelmeli, esas olarak. Dizinin adı Aşk-ı Memnû, yani yasak aşk olunca meselâ; içeriğini tahmin etmek zor değil. Böyle dizi dizi diziler… Ortadoğu ülkelerinin ahlâkını da yok etmek için bu tür diziler, filmler o ülkelere de pazarlanıyor. Bu ahlâkî erozyonun en büyük etkenlerinden biri, hatta birincisi televizyon programlarıdır. Sonra internet ve cep telefonları…

Bu suçun işlenmesi için her türlü altyapıyı oluşturan, yol kenarlarını çiçekle süslemeye verdikleri önem kadar inanç ve ahlâka önem vermeyen, İslâmî istekler dışında, halka her istediğini yapabilme hak ve özgürlüğünü veren, kendisinde de bütün halkı tâciz etme yetkisi gören ve o yüzden olsa gerek adına düzen denilen sistemi, devleti nasıl hadım edeceğiz? Böyle ahlaksız düzeni sürdüren, bataklığı kurutmak için hiçbir şey yapmayan devlet adamlarına ne yapacağız? Televizyonlara, internete, akıllı denen aklı çelen telefonlara hadım etme cezasını nasıl uygulayacağız?

Çocuklara tâciz ve tecavüz, çocukları öldürmek; bunlarla sınırlı değil çocuklara karşı ihanetler. Bonzai çeken, küçük yaşta uyuşturucu batağına saplanan, evden kaçmak zorunda kalmış sokak çocuklarına, kalabalık trafikte mendil sat(tırıl)an 8-10 yaşlarındaki kız çocuklarına kim sahip çıkacak? Dünyanın dört bir tarafına erzak yardımı yapan yardım kuruluşları, önce hemen ayağınızın ucundaki sürünen çocukları görmüyor musunuz? Bunları kime terk ediyorsunuz?

Zina Suç Kapsamından Çıkarıldı; Hem de Bu Hükümet Döneminde

Zaten bir zamanlar seçim vaadlerinde kapatma sözü verildiği halde, genelevlerine kimse dokunmamıştır. Kapılarına Türk bayrağı çekilip vergisini vererek o işi devletten izinli olarak yapanların emniyeti için Emniyetten bekçilerin bulunduğu şekilde devlet güvencesiyle insanlar rahatça zina etsinler diye oluşturulan bu mekânların kapatılması hakkında hiçbir adım atılmazken, ayrıca otellerde, evlerde yapılan zinayı da serbest kıldılar. 11.5.2005 tarihinde kabul edilen 5349 nolu evli kadın ile erkeğin zinası hakkındaki kanunda değişikle zina suç kapsamından çıkarıldı.

Bekir Bozdağ’ın, yukarıda alıntıladığım ifadesine göre, bu tür cinayetleri önleme konusunda hükümet olarak ciddi tedbirler almışlar; bu söze gülelim mi ağlayalım mı? Hâlâ konuşmaktan ve ipe un sermekten çekinmiyor düzenciler. Bu olayların yarısı Japonya’da olsaydı, yetkili bakan veya başbakan, halkın karşısına geçer, suçlu olduğunu itiraf ederek özür diler ve eline aldığı kılıçla harakiri yapardı. Yapar mıydı, yapardı.

Düzenin Düzensizliği

“Böyle vahşi olayların fâillerinin Kur’an’a göre, Allah’ın şeriatına göre cezası nedir?” Düzenin ceza diye verdiği bir-iki sene hapishanede yatıp çıkmayı, vatandaş âdil bir ceza kabul etmediğinden, çok daha ağır bir ceza ile hükmedilmesini istiyor. Tabii, İlâhî ölçüye teslim olmadığı için ifrattan tefrite yöneliyor. Düzeni(n cezasını) beğenmeyenler bile, Allah’ın hükmettiği cezayı araştırmıyor, “böyle önemli bir suçun cezasını da Allah’ın kitabına göre verelim” diyen yok. Hadım etmeyi İslâm bir ceza çeşidi olarak görmez ve bu tür suçlara böyle bir ceza öngörmez. Halk da Kur’an’daki cezayı görmez.

Yöneticiler, Rasûl ve Ashâbın Olmadığı Kadar Dindardır

Dindarlık mı dediniz? Yöneticiler, Rasûl ve ashâb dâhil, hiçbir kimsenin sahip olamadığı kadar dindardırlar. Rabbimiz “sadakadan kaybolan malı arttırırım, fâizden gelen geliri mahvederim” (2Bakara, 276) desin, fark etmez, bunlar fâizde bile bereket arayacak kadar mübarektirler(!) Allah, fâizi haram kıldığını söylesin (2/Bakara, 275), T.C.’nin başbakanı verdikleri fâiz için “helâl u hoş olsun” der. Ahmet Davutoğlu, başbakanlık yaparken, bir konuşmasında şöyle diyordu; “2002’de faiz kullanan… eee… şey… kredi kullanan esnafımızın sayısı 63 bin civarındaydı ve gittikçe düşüyordu, şimdi 317 bin geçen sene kredi kullanan esnafımız. Toplamda da 1 milyon 100 bin esnafımız kredi kullandı bizim dönemimizde. Helalı hoş olsun. Allah sayısını, bereketini arttırsın…” Buna, içki içerken besmele çekecek kadar dindar(!), faizde bile bereket arayacak kadar mübarek(!) denir.

Son başbakan Yıldırım da, içki içer veya içirirken besmele çekecek kadar dindardır(!) Allah, “hakla bâtılı karıştırmayın” (2/Bakara, 42) desin, bu işi ustalıkla yapar. İzmir’de seçim konuşmasında şunları söylemişti: “Beceriksizliklerini örtmek için bunu çok iyi kullanıyor. Ama ideoloji karın doyurmuyor. İstanbul’da Nişantaşı, Beyoğlu, Çiçek Pasajı var. İstanbul’daki yaşam tarzının İzmir’den ne farkı var? Rakısını içme, balığını yeme, eğlenceye gitmede bir farkı var mı? Tekirdağ’da iki rakı fabrikası vardı, bizim dönemimizde şimdi 18 tane. Ben hayat tarzına karışacağım ama nasıl? İzmirlilerin daha iyi şartlarda yaşaması, Kordon’da rakısını içen, balığını yiyen hemşehrilerimin kokudan burnunu tutmaması için çalışacak, orayı tertemiz hale getireceğim. Öbür türlü karışmam söz konusu olmaz. Evimin içinde yapmadığım şeyi İzmir’e neden yapayım?” Hâlbuki Kur’an, İçkinin, kumarın ve tapınmak için dikilmiş taşların, yani heykellerin ve fal oklarının (şans oyunlarının) şeytan işi birer pislik (şeytanın çıkardığı pislik) olduğunu söyleyerek, onlardan kaçınmadan kurtuluşun olmadığını ifade eder (5/Mâide, 90).

Başbakanlığı kendi uhdesine alıp resmen fesheden eski başbakan da Kur’an hükümlerini güncelleştirme, laiklikle İslam’ı bağdaştırıp birleştirme çabasındadır.

Balık baştan kokmakta; düzen, resmî kurumlar, kapitalistleşmiş çevre sivrisinek üretmektedir. Bataklık kurutulmadan fâhişe sivrisineklerle mücâdele sonuç getirmeyecektir. Tevhîdî iman hâkim kılınmadan ahlâkî öğütler, delik kabın içine su doldurmak için çalışmaya benzeyecektir. Fuhşa bulaşmış insanların zührevî hastalıklar yanında rûhî hastalıklar, psikolojik anormallikler içine düşüp her konuda sapıklaştıkları ve çevrelerini de her yönden rahatsız ettiklerini göz önünde tutmak gerekir.

Dindarlık mı, Rasûl ve ashâb dâhil, hiçbir kimsenin sahip olamadığı kadar dindardırlar. Rabbimiz “sadakadan kaybolan malı arttırırım, fâizden gelen geliri mahvederim” (2Bakara, 276) desin, fark etmez, bunlar fâizde bile bereket arayacak kadar mübarektirler(!) Allah, fâizi haram kıldığını söylesin (2/Bakara, 275), T.C.’nin başbakanı verdikleri fâiz için “helâl u hoş olsun” der. Ahmet Davutoğlu, başbakanlık yaparken, bir konuşmasında şöyle diyordu; “2002’de faiz kullanan… eee… şey… kredi kullanan esnafımızın sayısı 63 bin civarındaydı ve gittikçe düşüyordu, şimdi 317 bin geçen sene kredi kullanan esnafımız. Toplamda da 1 milyon 100 bin esnafımız kredi kullandı bizim dönemimizde. Helalı hoş olsun. Allah sayısını, bereketini arttırsın…” Buna, içki içerken besmele çekecek kadar dindar(!), faizde bile bereket arayacak kadar mübarek(!) denir.

Son başbakan Yıldırım da, kendisi içki içmez herhalde, ama içki içirirken besmele çekecek kadar dindardır(!) Allah, “hakla bâtılı karıştırmayın” (2/Bakara, 42) desin, diğer politikacılar gibi bu karıştırmayı ustalıkla yapar. İzmir’de seçim konuşmasında şunları söylemişti: “Beceriksizliklerini örtmek için bunu çok iyi kullanıyor. Ama ideoloji karın doyurmuyor. İstanbul’da Nişantaşı, Beyoğlu, Çiçek Pasajı var. İstanbul’daki yaşam tarzının İzmir’den ne farkı var? Rakısını içme, balığını yeme, eğlenceye gitmede bir farkı var mı? Tekirdağ’da iki rakı fabrikası vardı, bizim dönemimizde şimdi 18 tane. Ben hayat tarzına karışacağım ama nasıl? İzmirlilerin daha iyi şartlarda yaşaması, Kordon’da rakısını içen, balığını yiyen hemşehrilerimin kokudan burnunu tutmaması için çalışacak, orayı tertemiz hale getireceğim. Öbür türlü karışmam söz konusu olmaz. Evimin içinde yapmadığım şeyi İzmir’e neden yapayım?” Hâlbuki Kur’an, İçkinin, kumarın ve tapınmak için dikilmiş taşların, yani heykellerin ve fal oklarının (şans oyunlarının) şeytan işi birer pislik (şeytanın çıkardığı pislik) olduğunu söyleyerek, onlardan kaçınmadan kurtuluşun olmadığını ifade eder (5/Mâide, 90).

Başbakanlığı kendi uhdesine alıp resmen fesheden eski başbakan da Kur’an hükümlerini güncelleştirme, laiklikle İslam’ı bağdaştırıp birleştirme çabasındadır.

“Mü’minler arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (24/Nûr, 19)

“Kötülüğe delâlet eden (yardımcı olan, yol gösteren) onu yapan gibidir.” (Deylemi). Bu düzen ve düzeni sürdürenlerin, bu kötülüklerin yaygınlaşmasında büyük katkıları olduğunu, biz de destek olursak, o kötülüklerin yayılmasına katkı sağlamış olacağımızı unutmamak şarttır.

Çözüm Önerisi Olarak Tavsiye Edebileceğim Bazı Hususlar

Cennetin Allah’a iman ve itaatle elde edileceğini, Allah’a isyanın, haramlardan sakınmayanın da içinde ebedî kalacağı cehenneme atılacağını inanmak ve inanca uygun yaşamak,

Allah’a teslim olunmadan Müslümanlığın olmayacağını, O neyi yasakladıysa bizim ve toplumun zararına olduğu için yasakladığını kabul ederek bunun şuuruna ermek,

Her sâlih amelin imanı güçlendireceğini, her günahın imana zarar verdiğini unutmamak,

Allah’a isyandan, büyük günahlardan kaçınmak,

Kur’an’ı anlayarak okumadan, okuduklarımızı baş tacı edip uygulamadan problemlere çözüm bulunmaz.

Kendimizin güzel ahlâklı olmamız yetmez; en az isyankârlar kadar cesur olmadığımız ve kötülüklere engel olmaya kalkmadığımız müddetçe bu problemler çözülmez.

Toplumsal problemlere çözüm getirmek için İslâmî bir devlete ihtiyaç vardır. Böyle bir devlet için çalışmak,

Güzel ahlâk: Ahlâkı güzelleştiren İslâm’dır. İslâm’ın kurallarını yerine getirmeden güzel ahlâklı olunmaz.

Takvâ şuuru: Allah’tan, O’nun azâbından korkup sakınmak,

İhsân bilinci: Her yaptığı şeyi en güzel şekilde yapmak, güzellik sergilemek, ibadetleri de Allah’ı görür gibi, O’nun razı olacağı tarzda hem şeklini ve hem ruhunu güzelleştirmek,

Kendisini İslâm’a nispet edip Müslüman olduğunu söyleyen her insan, toplum nazarında az veya çok İslâm’ı temsil ediyor kabul edilir. O yüzden yaptığımız bir kötülüğün İslâm’a fatura edilmesi vebâlini hesaba katmak,

Teknolojik aygıtların şu veya bu şekilde toplumun ifsadına katkıda bulunduğunu unutmamak, televizyon, internet, akıllı (insanların akıllarını çalan) cep telefonu gibi araçların zararlarının ve veballerinin farkında olmak,

Şehvet gibi insanî duygularımızı kontrol etmek zorunda olduğumuzu unutmamak,

İslâm’ın mükemmel bir şekilde ancak İslâm devletinde yaşanabileceğini, gayrı İslâmî bir rejimin çirkin ahlâkın ne demek olduğunda bile İslam’a ters olduğunu, onları engelleyecek ortamı oluşturmayacağını bilmek gerekir.

Fuhşa karşı ahlâk terbiyesi, güçlü âile yapısı, toplumsal kontrol gibi mekanizmaları canlı tutması yanında kesin hukukî ve sosyal önlemler de alan İslâmiyet, fuhuş sektörünü özellikle rahatsız etmektedir. Fuhşu günah, ayıp ve en sonunda yasak olmaktan çıkarma eğiliminde olan modern zihniyet, sözde özgürlük adına fuhuşta sadece zor kullanma ve zarar vermeyi reddetmekte, fuhşun fert ve toplum üzerindeki yıkıcı etkileri bu düşünce sahiplerini fazla ilgilendirmemektedir.

Zinâ ve fuhuş sektörü denilince sadece genelevler ya da sosyetenin tercih ettiği lüks randevu evleri akla gelmesin. Bavul ticareti kılıfıyla iş yapan Nataşa’lar, nice oteller, turistik yerler, plajlar, masaj salonları ve akla gelebilecek hemen her şey bu sektöre âlet edilebiliyor. Arkadaşlık ve sevgili adıyla nikâhsız birliktelikler, metres hayatı, çıkmalar, müstehcen filmler, pornografik görüntüler, internet üzerinden kadın pazarlamalar, telekızlar, televole kültürü, gece klüpleri, akla gelebilecek seksle ilgili her şeyi pazarlayan sex-shoplar, zengin kadınlara hizmet veren jigolo denilen erkek fâhişeler, travestiler, transseksüeller, eşcinseller, mankenler, o biçim sanat anlayışı, uyuşturucu kullanımı gibi konular düşünüldüğünde fuhuş fitnesinin boyutu değerlendirilebilir. Seks turizmi, fuhuş otelleri, plajlarıyla meşhur turistik yerlerdeki üstsüz ve altsızların cirit atmaları, beyaz kadın ticareti, uyuşturucular ve daha neler neler… Bütün bunlar devlet himayesinde ve kanunların onlara tanıdığı özgürlük sayesinde hak olarak verilirken, karşı çıkanlar suçlanabilmektedir. İnternette, pembe dizilerde, sinema filmlerinde cinsellik ve gayr-ı meşrû ilişkiler, ahlâksız bir hayat alabildiğine normalleştirilir ve hatta özendirilir.

Evinde kıbleyi gösteremeyen, İslâm ahlâkından tümüyle yoksun bugünkü neslin yetiştireceği nesli düşünün bir de. Yirmi yıl sonrasını gözünüzün önünde bir canlandırın. Aman Allahım…

Leylaların, Eylüllerin, Özgecanların canına kast edilmesin diyorsanız; “ben İslâm’ı, İslâm Devletini istiyorum” demiş oluyorsunuz. Çünkü başka hiçbir sistem, hiçbir dünya görüşü bu gibi konulara çözüm getiremez.

İlgili Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close