Yazılar

KAMAL İLAH DEĞİLDİR!

Bu yıl on kasım törenlerinden birinde Edirne’de Tıp okuyan yirmi bir yaşındaki peçeli bir kız kardeşimiz “Atatürk İlah değildir. O kanunları Batı’dan getirdi.” dediği için göz altına alınmış daha sonra da Nöbetçi Mahkemeye çıkarılmış. Orada Hakim kendisine pişman olup olmadığını sorduğunda Tevhidi duruşunun bir gereği olarak pişman olmadığını söylemiş. Tabi sen misin pişman olmayan hemen tutuklama kararı çıkarılarak adı Emine olan bu kız kardeşimizi “Atatürke hakaret “ suçundan hapse atmışlar. Evet kardeşler bu olay alnı secdeli, ağzı dualı olan muhafazakar bir Cumhurbaşkanı’nın ve adı adalet kelimesiyle başlayan bir partinin iktidarı döneminde gerçekleşiyor. Güler misiniz ağlar mısınız bilmiyorum ama Mahkeme bu kararıyla Kamal’ın ilah olduğunu sanki tescillemiş olmaktadır. Bu konu da Chp bile bu kadar ileri gitmemiştir.

Olay akabinde gelişen bir takım olaylar gösteriyor ki bu ülke de Kamal’la ilgili düşünceler çok net değil. Cumhuriyetçiler, Kamal’ı bir ilah gibi görürken muhafazakar Halk onu vatanı kurtardığı için sevmektedir. Oysa vatan nasıl kurtulmuştur veya hakikaten böyle bir kurtulma var mıdır? Soruları havada kalmakta ve cevabını beklemektedir. Cumhurbaşkan’ından Milletvekiline, Askerlerden, Sivil Halka kadar milyonlarca insan anıtkabiri ziyaret ederek atalarına ta’zim’de bulunmuşlardır. Başta facebook olmak üzere birçok sanal ortamda da Tevhidi şuurda olan insanların “Atatürk ilah değildir.” dediği için hapse atılan kız kardeşimize sahip çıktığını gördüğümüz halde maalesef Akp’li halkın bu olaya duyarsız kaldığı ve hatta Chp ağzıyla konuşarak bir provakasyon olduğunu dillendirdiklerini görüyoruz.

Kamal’ın ilah kabul edilip edilmemesi bir yana bu ülkede doksan seneden fazladır Chp eliyle zorla sevdirilen, zorla korkutulan yani ilahlaştırılan bir Kamal var. Cumhuriyet’ten sonra hem İslam’a hem Osmanlı’ya hem de halkına ihanet eden Kamal yapmış olduğu inkılaplarla ajanlığını yaptığı İngilizlere borcunu ödemiştir. Halka zulmeden, Alimleri asan, İslami kanunları kaldıran, Halifeliği lağv eden gözü dönmüş İngiliz ajanı Kamal bunlarla yetinmeyip Osmanlı halkının alfabesini değiştirmiş ve belki de tarihte hiçbir liderin yapmadığı kötülüğü milletine yapmıştır. Artık insanlar geçmişleriyle olan bağlarını kaybetmiş, Kur’an’ı okuyamaz hale gelmiştir. Meclis kürsülerinde halkın dininin Hristiyanlık olmasıyla ilgili tartışmaları onlara karşı duran Kazım Karabekir Paşa’nın hatıralarında okuyoruz. Yine son meclis konuşması olarak tarihe geçen o meş’um konuşmada açıkça Kur’an’ı reddettiğini beyan etmiştir Kamal. O konuşmada “Gökten indiği sanılan dogmalar” diyerek aziz Kitabımıza hakaret etmiştir. Ve yine okullarda okutulması için yazdığı Tarih kitabında da Kur’an’ı Peygamber’imizin uydurduğu safsatasını gündeme getirmiştir. Koyduğu ve uyguladığı kanunlarla tam bir diktatörlük ile ülkeyi yöneten Kamal’ın en büyük hedefi İslam Dinini ortadan kaldırmak ve Müslüman halkı Batılılaştırarak İslamdan koparmaktır. Bunda da belli ölçülerde başarılı olmuştur.

Şimdiye kadar Kamal’la ilgili yazdıklarım Cumhuriyet tarihini bilenlerin malumudur. Bunları anlamamız mümkündür. Bir İslam düşmanının bunları yapması onun açısından normaldir. Ancak benim anlayamadığım bugün kendini Müslüman olarak kabul eden kimi çevrelerin bunları bildikleri halde, bile bile onu aklamaya çalışmaları ve cumhuriyet denen küfür sistemine sahip çıkmalarıdır. On kasım, yirmi üç nisan ve diğer törenlere koşa koşa gitmeleridir.

Osmanlı toplumu o yıllardan sonra hızla Chp’nin uygulamış olduğu öğütüm programlarıyla hızla İslami özelliklerini kaybederek laik demokrat bir cumhuriyet toplumuna evrilmiştir. Doğan her T.C. vatandaşına  altı yaşından itibaren Kamal sevdirilmiş, Ulu Önder olarak kabul ettirilmiş ve hatta bu iman şartı gibi dayatılmıştır. Okul hayatı yetmemiş insanlara askeri hayatlarında ve daha sonra iş hayatlarında da Kamal’ı sevmek, heykellerinin önünde ta’zim’de bulunmak dayatılmıştır. Son on altı yıldır Akp’de selefleri gibi bu icraatleri sürdürmüştür. Hatta Cumhurbaşkanı son dönemlerde bir konuşmasında “Atatürk’ü anlamaya çalışmak gerektiğinden bahsetmiş ve onu övmüştür.” Ve yine bir konuşmasında da “Atatürk’e hakaret edenlerin bu ülkede nefes almamaları gerektiğinden bahsetmiştir. On kasım töreni için Anıtkabir’e giderek ta’zim’de bulunmuş, mozoleye çelenk bırakmış, hatıra defterine yazı yazarak Kamal Atatürk’e rahmet okumuştur. Aynı Cumhurbaşkanı biraz sonra namaz kılacak ve Ata’nın huzurunda durduğu gibi Allah’a karşı da kıyamda duracaktır. Yine Kadiri Tarikatı’nın şeyhlerinden biri olan Haydar Baş, Atatürk’ün Allah’ı zikrederken terlediğinden bahsetmiş ve bir defasında da Anıtkabir’e abdestsiz gidilmemesi gerektiğini ifade etmiştir. Bir başka örnekte Saadet Partisi genel başkanı Temel Karamollaoğlu’nun yayınladığı mesajdır. (https://www.milligazete.com.tr/haber/1745261/saadet-lideri-temel-karamollaoglundan-10-kasim-mesaji)

Bir yanda Allah’a ibadet diğer yanda Atatürk’e ibadet edilecektir. Diller söylemese bile tavır ve davranışlar meseleyi açıkça ifade etmektedir. Biz insanların kalplerinden geçene göre değil, fiil ve davranışlarına göre hüküm veririz.

وَقَالَ اللّهُ لاَ تَتَّخِذُواْ إِلهَيْنِ اثْنَيْنِ إِنَّمَا هُوَ إِلهٌ وَاحِدٌ فَإيَّايَ فَارْهَبُونِ 

“Allah, buyurmuştur ki: İki ilâh edinmeyin. O, ancak bir ilâhdır. Onun için yalnız benden korkun.”     (Nahl, 51)

Bu da şunu gösteriyor ki okullarda uygulanan bu Chp zulmü yöneticisinden partilisine, Cemaat’indan Tarikat’ına, Asker’inden sivil Halkına, sanatçısından tüccarına kadar insanlar üzerinde çok büyük tahribatlar yapmış, onlarla hak yol İslam arasına barikat kurmuştur.

Bu düşüncelerden sonra yaşanan bu son olaya geri dönersek herşey insanların Atatürk’ün ölüm yıl dönümünde heykelinin önünde namazdaki kıyam gibi hazır ol da tutularak ona ibadet ettirilmesine Müslüman’ca yapılan bir itirazla başladı. Neydi bu itiraz? Neden yapıldı? Peki saygı duruşunda bulunmak gerçekten bir ibadet midir?

Şöyle cevap bulmaya çalışalım inşaallah. Biz, Müslümanlar olarak Rabbimize ta’zim’de bulunuruz. Yalnız O’nun huzurunda kıyam (ayakta hazır ol da durma) ederiz. Yalnız O’nun önünde eğiliriz. Yalnız O’nun huzurunda vücudumuzun en şerefli yeri olan alnımızı yere değdirerek secde ederiz. Bu tüm Müslümanların günde beş vakit yaptığı bir ritüeldir, ibadettir. Bunu bizden Rabbimiz istemiş, nasıl yapacağımızı da Hz. Muhammed (sas) göstermiştir. Biz tabii ki bu hareketleri Allah dışında hiçbir varlığa karşı yapamayız. Yaparsak ne olur? İşte yaparsak Hem Allah’a hem de diğer varlığa ibadet etmiş oluruz. Bunun İslam’daki adı Şirk koşmaktır. Evet Allah cc’na şirk koşmak. Ve bunu yapan kişiye de müşrik denir. Yine bir insan varlığını Allah’tan bilmelidir. Çünkü tüm mahlukatı Allah var etmiş ve dilediği şekilde de yaşatmış sonra da tekrar yok edecektir. Bu iş Allah’u Teala’ya ait bir iştir. Kimse çıkıp varlığını Allah dışında bir varlıktan bilmemelidir. Eğer bilirse o varlığı ilah olarak kabul etmiş olur. Velev ki diliyle söylemese bile. Mesela bir zamanlar Fethullah Gülen’in gazetesi olan Zaman’ın son sayfasında tam boy olarak Mustafa Kamal için bir reklam verilmiş ve o reklamda “Olmasaydın olmazdık 1881/1938” diye yazılarak insanların varlığını Atatürk’e bağlamışlar ve böylece onu Allah’a ortak koşmuşlardır.

Cumhuriyet döneminden beri uygulana gelen “Andımız” töreni hakkında da birkaç kelam edelim. Düşünün sizi bir heykelin başına getiriyorlar. Siz bu heykelin karşısında konuşamaz, sağa sola dönemezsiniz. Kollarınızı iki yana salarak hazır ol vaziyetinde hareketsiz bir şekilde durmak zorundasınız. Eğer hareket edipte öğretmene yakalanırsanız sopayı veya dayağı yersiniz. Tabi bu andımız sadece okullarda sabah akşam yapılmıyor, onun dışında Askeriye de, kamuda, iş yerlerinde vs. birçok alanda yapılmaya, yaptırılmaya devam ediliyor. Özellikle on kasım günlerinde siren çaldığında trafik durduruluyor, insanlar arabalarından indiriliyor ve saçma sapan bir şekilde ayakta bekletiliyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde (İsrail dışında) uygulanmayan böyle bir uygulama maalesef ülkemizde halka dikte ettiriliyor. Yine koca koca adamlar , Belediye Başkanları, Milletvekilleri, Profesörler, Başbakanlar vs. bu uygulamayı seve seve yapmaya devam ediyorlar.

Peki bir heykelin karşısında ta’zim’de bulunmak putperestlik değil de nedir? İslam’ı bilen her aklı selim kişi bunu böyle kabul eder. Bu şu demektir ki bu toplumun büyük bir çoğunluğu puta tapmakta veya taptırılmaktadır.

Şunu açıkça söylemekte bir beis yoktur sanırım. Türkiye bir din devletidir. Ama bu dinin adı İslam değil Kemalizm’dir. Anayasada değiştirilmesi bile teklif edilemez diyen kanunlarla Atatürk bu ülkeyi her dönem yönetmeye devam etmektedir.

            Tevhid önderlerimizden İbrahim aleyhisselam putlara ta’zim’de bulunan babasına ve halkına bakın nasıl seslenmiştir.

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ

“(İbrahim) Babasına ve Kavmine:’Nedir bu taptıklarınız?’ demişti.” (Saffat,85)

         Herhalde İbrahim peygamber bugün yaşasa ve bu halkı, okul önlerinde vs. diğer alanlarda heykellerin önünde saygı duruşu yaparken görseydi yukarıdaki cümleyi onlara da söylerdi ve bu ağzı dualı, alnı secdeli yöneticilerde İbrahim aleyhisselamı tıpkı dün bu kız kardeşimize yaptıkları gibi tutuklayıp hapse atarlardı. Ona meczup derlerdi. Tıpkı yıllar önce Anıtkabir’de puta taparken kendisine Kur’an’ı göstererek “Yalnız Allah’a tapın. Putlara tapmayın.” diyen Mahmut Kaçar’a dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in dediği gibi.

         Son söz olarak ta şunları yazmak isterim değerli kardeşlerim. Bir insanın bir varlığı ilah edinmesini dille söylemesine göre değerlendirip biz zaten Atatürk ilahtır demiyoruz ki diyen insanlar, bu kişiye, ancak bir ilaha yapılabilecek şeyleri fiilen yapıyor ve bunu davranışlarıyla vücuda getiriyorlarsa o kişiyi bilerek veya bilmeyerek ilahlaştırıyorlar demektir. Bunu dille söylemelerine gerek yoktur. 

         Ya Rabbi bizi, eşlerimizi, çoluk çocuğumuzu ve Ümmeti Muhammedi puta tapmaktan muhafaza eyle. Amin…

 

 

İlgili Paylaşımlar

2 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close