Yazılar

Makale; FEFİRRU NİMET ABLA

Günümüzde ki en büyük hastalıklardan biri de, ne yaptığımızı bilmeden, nasıl yaşadığımıza dikkat etmememizdir. Yaşama amacının farkına varmadığı, kendisine meşru bir hedef belirlemediği karışık bir dönemi yaşıyor Müslümanların çoğu. Toplumda bir sürü düşünce, bir sürü fikir akımı bizlere şeytanî vesveseler olarak üflenmektedir. Okumayan, araştırmayan Müslümanlarda bu şeytanî oltalara takılmakta, bırakın İslam’ı yaşamayı, hak olan İslam dinine, düşman bir hayatı yaşamakta ve buna rağmen kendini İslam’ı en güzel yaşayanlardan kabul edebilmektedir. Tabi bu insanların gözünde, onları tevhide davet edenler aşırı dinci veya gericidir. Bu insanlardan kimi Kâbe’ye gidip iki parmağıyla ırkçılığı temsil eden kurt işaretini yapar, kimi yol, çeşme, köprü vs. hizmetlerinden dolayı nice yöneticiyi Müslüman olarak görür ve hatta halife olarak kabul eder. Allah’ı bırakıp türbelerden medet umar insanımız. Evlenemez, kısmetim bağlanmış der; üniversite sınavına girer, telli baba’da teller bağlar. Kimi kabirlere karşıdır ama, her önemli işinde soluğu anıtkabirde alır. Kimi ölmüş evliya kabul edilen insanları, kimi ölmüş eski yöneticileri göreve çağırır. Toplumu ancak onlar düzeltebilir bunlara göre. Etrafımızda böyle sayısız örnekler vardır. İnsanımız ne yazık ki sıkıştığında, mutlu olduğunda veya bir şey istediğinde ya Allah’tan başka bir varlıktan, ya da Allah’la birlikte diğer varlıklardan medet ummaktadır. Para isteğini nimet abla’dan, hem de besmeleyle alarak, Allah’ı yaptığı harama karıştıran kimsenin örneğinde olduğu gibi. Hakk’ın batıl ambalajıyla sunulduğu, konuşması gerekenlerin sustuğu veya susturulduğu, konuşanların sesinin duyulmadığı, ilmin değersizleştirildiği bir toplumda cehalet zirve yapmış ve bazen de ihaneti tetiklemiştir.

Müslümanca yaşamanın zorlaştırıldığı, hakkı söylemenin bedeller istediği bir dönemin Müslümanlarıyız. Sokakta, çarşıda, işte, okulda ve hatta evlerimizde İslam’ı yaşamanın önüne birçok engeller konulmaktadır. Faizin, kumarın, içkinin toplum tarafından içselleştirildiği ve bizzat devletin bunu sağladığı kara bir dönemi yaşıyoruz. Yüzünde Müslüman sakalıyla, başında iffeti temsil eden örtüsüyle piyango bileti almak için uzun kuyruklarda bekleyen insanları görürsünüz bu topraklarda. Kurtuluşu nerelerde arıyor bu insanlar? Bu sorunun cevabını hepimiz düşünmeliyiz. Bu insanlara günde beş defa “Hayye ale’l- felah” (Haydin Kurtuluşa) diye çağrı yapılmaktadır. Kurtuluş çok zengin olmakta mıdır yoksa Allah’a kulluk yapmakta mı? İnsanımız bunu düşünmelidir. Ama inanın bana, toplumun büyük bir kısmı bunu düşünecek kadar bile özgür değildir. Sistem onları bir şekilde köleleştirmiştir. Ödenecek taksitleri vardır bu insanların, ödeyemediği icra borçları. Bir türlü rahat bir nefes alamayacaktır dünyevi endişelerden dolayı. Şeytan ona dünyayı sevdirip, Allah’ı unutturmuş buna mukabil Allah’ta ona kendi kendini unutturmuştur. Böyle insanların sayısının gittikçe arttığı bir toplumdan bahsediyoruz. İmam Hatipte okuyan öğrencilerin bile yüzde beşinin namaz kıldığı bir vakıa var karşımızda. Ne kadar iyimser olabiliriz, bilemiyorum. Bize çokça iş düşüyor. Bilenler, bu konuları dertlenenler artık oturmamalı, bir gayretin içerisine girmelidir. Artık söylemden çok eylem yapmanın vaktidir. Kardeşler toplumdaki bu çarpıklıklar yarın bizden de sorulacaktır: “Sen ne yaptın?” diye.

“Ya çıkarsa!” diye vesvese veren insan ve cin şeytanlarının sözlerine aldanan, huzuru, mutluluğu içki kadehlerinde veya genelev bataklığında arayan, ölümü düşünmeyen ve geçim sıkıntısı içerisinde kıvranan, üç kuruş fazla kazanmak için helal-haram demeden çalışan insanlar hakikaten kurtuluşu nerede arıyorlar? Helal lokma, hayırlarda yarışmanın güzel görülmeyi bırakın enayilik görülüp aşağılandığı bir toplumdayız maalesef. İmtihanımız ağır. Kurtuluş hakikaten nerededir? Allah neyden razı olur? Cennetin yolu kumarhanelerden mi geçmektedir? Yoksa bu insanlar, fıtrat ayarlarını mı bozmuşlar? Bu insanlara Tekvir suresi 26. Ayeti mucibince “Fe eyne tezhebun” ( Nereye bu gidiş?) diyesimiz geliyor.

Tevhidin ikame edilmediği, tüm kurum ve kuruluşlarıyla günahı açıkça işleyen ve işleten bir devlette ne yazık ki, insanlar kurtuluş diyerek Allah’ı bırakıp nimet ablalarına secde etmektedirler. Zariyat suresinin “fefirru ilallah” (Allah’a koşun) diyen 50. ayetini bu insanlar yanlış tefsir ederek “fefirru nimet abla” olarak kabul etmiş ve gerekeni yapmaktadırlar. Bugüne kadar piyango çıkmış insanların hayatlarını incelerseniz korkunç gerçeği görmüş olursunuz. O korkunç gerçekle insanımız arasında birçok perde var. Kurtulayım derken nasıl bir çukura yuvarlandıkları, cehennem ateşinden önce dünyevi ateşlerde nasıl yandıkları, sevdiklerini nasıl teker teker kaybettikleri , şeytanın onları nasıl kendi oyuncağı haline getirdiği gerçeğini kimileri görmüyor, göremiyor; kimileri de görmek istemiyor. Allah’a isyan ateşini körüklemeye devam ediyor.

Bir takım insanlara kurtuluşun Allah’ın kitabında olduğunu, Rasul’ün sünnetine sarılmakta olduğunu anlatmanız bile kâr etmiyor. Gözünüzün içine bakıyor ve bildiklerini okuyorlar. Bazıları da sizi tasdik ediyor, haklısın diyor, öyle yapmak lazım diyor ama arkanızı çevirdiğinizde size söylediklerini yalanlarcasına güle oynaya haramları işlemeye devam ediyorlar. Dilleriyle söylediklerini elleriyle yalanlıyorlar. Ama böyle yaparak kendi kendilerini aldatıyorlar. Bu yaptıklarının bir de hesabı var.

Her şeyden önce çılgınca haram işleyen, işlediği haramlardan zevk alan bu insanlara “İçki haramdır, içme; kumar haramdır, oynama; zina haramdır, yapma” demekten önce onlara Allah’ı doğru bir şekilde tanıtmalıyız! Doğru bir Allah inancı insanları haramlardan koruyacaktır. Tabi kime kulluk yapması gerektiğiyle birlikte, kimi takip etmesi gerektiğini de doğru bir şekilde gösterebilmeliyiz. Aksi halde namaz kılmayan bir müşrik, namaz kılan bir müşrik haline gelecektir. Demek ki bu toplumda gerçeği bilen, akıbeti farkeden, Kur’an ve sünneti içselleştirmiş kimselere ilk ve en büyük görev; toplumun önüne çıkarak hakk’ı bütün sadeliği ve çıplaklığıyla haykırmaktır. Onlara bir örneklik sunabilmektir. Bu tüm sorumluluk sahibi müminlerin görevidir.

Son söz olarak; Rabbim, bizleri, nesillerimizi, bu toplumu ve dünya Müslümanlarını her türlü şirk, küfür, zulüm ve günahlardan muhafaza eyle!

İlgili Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlginizi Çekebilir

Close
Close