Yazılar

Makale; Hilafetin İlgası ve Cumhuriyet Üzerine!

Hamd Alemlerin Rabbi olan, bizleri en güzel bir kıvamda yaratan ve bizim dünya ve ahiretimiz için en uygun nizam olan İslâm’ı bize din olarak gönderen ve bizi İslâm ile şereflendiren Rabbimize olsun. Salat ve selam da, nebilerin sonuncusu ve İslâm’ın en mükemmel bir şekilde uygulayan ve örnekliğini yapan Hz. Muhammed’in (s.a.s.), O’nun pak ailesinin ve onun yolunun yolcusu olan bütün mü’minlerin üzerine olsun.

Allah yarattığı varlıklar içerisinden inanları seçerek yeryüzünün halifesi kıldı. İnsanlar içerisinden de mü’minlerin bu görevi yerine getirmelerini murat etti. Çünkü halifelik görevi liyakat isteyen bir görevdir. İnsan ise nice zaafları olan bir varlıktı. Yeryüzünde fesat çıkarma, kan dökme potansiyeline sahip bir varlıktı.

Allah’ın kendisine tevdi ettiği yeryüzünün imarı görevini kendi ihtiraslarına kurban etme eğilimi insan için her zaman söz konusu olmuştur. İnsanlık tarihine baktığımızda insanları yönetme konumunda olanların, Allah’ın buyruklarından yüz çevirdiklerinde ne tür vahşetler sergilediklerini, yeryüzünde fesadı hangi boyutlara taşıdıkları görmekteyiz. Peygamberlerimizin mücadele ettiği toplumların önde gelenlerine baktığımızda, zulmün hangi boyutlara ulaştığını görmekteyiz.

İnsanda dünya imtihanı için var olan bu ihtiraslardan dolayıdır ki, Rabbimiz yeryüzünün idaresini mü’min kullarının, kendisinin belirlediği hudutlar içerisinde yürütmelerini istemektedir.

Bunun içindir ki gönderilen bütün peygamberler gönderildiği toplumların bütün fertlerinin kendilerine itaat etmelerini istemişlerdir. Yani toplumları idare eden kimselerin peygambere itaat etmeleri bir zorunluluk olarak görülmüştür İslam.

İslam hiçbir zaman din ile devleti ayarı ayrı şeyler olarak görmemiş, devletin dinin kontrolü altında olmasını istemiştir. Dini devletin emrine vererek, din üzerinde belirleyici olarak devleti görmemiş, aksine dinin devlet üzerinde belirleyici olmasını istemiştir.

Bunun içindir ki; Müslümanlar Medine’de topluma hakim olduklarında hemen İslam’ın devlet nizamını kurarak Hilafeti hayata geçirdiler. Kurulan hilafet devletinin başkanlığını da İslam peygamberi hayatta olduğu sürece kendisi yaptı. İnsanlar için gönderilen dinin, gerçek manada insanlık için hedeflediği parlak geleceği sağlayabilmesi için hiçbir engele karşılaşmadan yürürlükte olması gerekmektedir.

Rasulün bu uygulamasını gören ve dini O’ndan öğrenen ashap, peygamberimizin vefatıyla birlikte bu konunun ehemmiyetini farkında oldukları için yapılış biçimini tartışsak da hilafet kurumunun boş kalmaması için hemen harekete geçerek, Hz. Ebu Bekr (r.a.) halife seçtiler.

Nebi’nin (a.s) temel bir sünnetlerinden olan devlet nasıl yönetileceği sünnetini, bazı pürüzler çıksa da ilk 4 halife uygulamaya çalıştılar.

Ve ne yazıktır ki efendimizin vefatından 30 yıl gibi kısa bir süre sonra hilafet kurumunu nebevi çizgiden çıkararak Roma’nın, Bizans’ın, Sasaniler’in sünneti olan saltanata dönüştürdüler. “İslâm’ın halkaları teker teker çözülecek (Emirleri tek tek terkedilecek)tir. Her bir halka çözüldüğünde insanlar bir sonraki halkaya sarılacak/yapışacaklardır. İlk çözülecek olan halka hüküm/yönetim halkası, son halka ise namaz halkasıdır.” Müsned-i İmam Ahmed, 22160.

Muaviye’nin oğlu Yezid’e zorla bey’at almasıyla başlayan saltanat tarzı yönetim, ondan sonra Müslümanların tek yönetim anlayışı haline geldi. İktidarı ellerine geçiren kimseler, kendilerinden sonra liyakat olsun veya olmasın kendi ailesinden birilerini yerlerine veliyat olarak bıraktılar.

Oysa sülalesinde birçok liyakatli kimseler bulunmasına rağmen Peygamberimiz (s.a.s.) kendisinden sonra yerine kimseyi bırakmamıştır. Hz. Ebu Bekr, Hz. Ömer ve diğerleri yerlerine bırakacakları liyakatli kimseler olmasına rağmen peygamberin sünnetini uyguladılar. Hatta Hz. Ömer (r.a.) halife adayları olarak belirlediği kimseler içerisine oğlu Abdullah İbn Ömer’i halife seçilmemek şartıyla dahil etmiştir.

Ama ne yazıktır ki Peygamberimizin (s.a.s.) ve onun yolun takip eden Raşit Halifelerin bu yolu, Muaviye ile birlikte yerle yeksan edilerek yerine Roma, Bizans ve Sasanilerin sünneti olan saltanat sistemi getirilmiştir. Ve Osmanlı’nın sonuna kadar da Müslümanlar hilafetin yerine saltanatla yönetiliyorlardı. Kendilerine sultan denilen yöneticiler aynı zamanda halife olarak da görülmekteydiler. Aslına bakılırsa Halifelik unvanı sultanların bir koltuk değneği gibi kullandıkları bir unvandı. Saltanat sistemlerini ayakta tutabilmek için aynı zamanda Halife de olduklarını söylüyorlardı.

Ta ki, 03 Mart 1923’de Osmanlı’nın batılılar ve onların uşaklığını yapan yerli dostları eliyle yıkılmasının ardından sözde Osmanlı’nın varisi olan Türkler eliyle resmen ortadan kaldırılana kadar. Batı ve onun yerli ve gönüllü uşaklığını yapmak isteyen sözde kurtarıcılar, sembolikte olsa, halifelik kurumunun varlığına tahammül edemediler. İslam’a karşı duydukları kini, işlevini yitirmiş, sembolik bir boyuta indirgenmiş halifelik kurumunu ortadan kaldırarak gösterdiler. Veya tekrardan batının bu günde korkulu rüyası olan Nebevi hilafetin kurulmasından koktukları için. Müslümanları birbirine bağlayan bir işlev gören halifelik yok edilerek Müslümanların birbirleriyle olan bağları tamamen koparılmış oldu.

Peki niçin kaldırdılar halifeliği, gerekçeleri neydi? Onun yerine neyi inşa ettiler?

Gerekçelerini şu şekilde hazırladıkları 13 maddelik konunun 1. Maddesinde ifade ediyorlar: “Halife görevinden alınmıştır. Halifelik, hükümet ve Cumhuriyet’in anlam ve kavramı içinde esasen mevcut bulunduğundan hilafet makamı kaldırılmıştır.”

Madem cumhuriyetin içerisinde Halifelik var idiyse, o halde denen kaldırma gereği duydunuz? Müslümanların siyasi olarak birbirleriyle tek bağı olan bu bağı neden kopardınız? Yok eğer işlevsiz kaldığından yaptıysanız onun neden tekrar ilk zamanlarındaki işlevsel haline getirmediniz? Yüzyıllarca beraber yaşadığınız hatta yönettiğiniz Müslümanlarla olan bu bağı neden kestiniz?

İslam’a ait olduğu için kaldırdığınız bu kurumun yerine neyi inşa ettiniz? Hatırlayalım Muaviye nebevi hilafeti kaldırarak yerine o gün Müslümanların düşmanlarının kullandığı yönetim biçimi olan saltanatı kurmuştu.

1923 halifeliği kaldıran zihniyet ise o gün sözde savaştıkları ve asıl düşmanları olan batının yönetim anlayışı olan cumhuriyeti kurdular hilafetin yerine. Malum cumhuriyet fikri bize batıdan ihraç edilmiş bir yönetim anlayışıdır. “Halkın kendi kendisini yönetmesi yalanına dayanan” cumhuriyet, 1776 da ABD’de, 1789 devriminden sonrada Fransa’da kurulmuştur.

Kaldırdıkları halifeliğin yerine cumhuriyeti inşa ettiler. Yani her ne kadar kaldırıldığı zaman bu işlevi görmüyor idiyse gerçek muhtevası Allah’ın belirlediği yasalara göre insanların yönetilmesi olan halifeliği kaldırarak yerine toplumu azgın bir azınlığın ihtiraslarıyla yönetmesi olan cumhuriyeti inşa ettiler.

Dini devletten ve toplum üzerindeki bütün alanlardan soyutlayarak yerine insan hevasına dayanan anlayışları hakim kıldılar.

Mutlak adil olan Allah’ın koyduğu adalet ölçülerini kaldırarak yerine havanın ürünü olan, fıtratı bozan insanları zulüm bataklıklarına sürükleyen anlayışları hakim kıldılar. Cumhuriyet tarihi aynı zamanda bir zulüm tarihidir, tıpkı örnek ve model aldıkları batı tarihi gibi.

Allah’ın koymuş olduğu helal ve haram hudutları kaldırarak yerine kendi hevalarından belirledikleri ölçülerle her türlü gayri insanı ve İslamî anlayışları hakim kıldılar.

Bağını keserek yok ettikleri hilafet devleti, kurulduğu ve ilk halifesinin zamanında bile kat ettiği maddi ve manevi mesafe ve 1400 yıl insanlığa kazandırdığı kazanımlar ile 96 yıldır hilafetin yerine kurulmuş cumhuriyetin topluma kazandırdığı veya kaybettirdiği hususları kıyaslamamız gerekiyor.

Müslümanlar olarak Allah’ın dininin temsilcileri ve takipçileri olduğumuzdan, dinimizin yönetim biçimi olarak hilafeti yeniden inşa etmek için çalışmalıyız. Bir buçuk milyara ulaşan, ama başsız olan Müslümanları bir baş etrafında bir araya getirecek, istişare, liyakat, adalet, denetlenebilirlilik esasları üzerine kurulacak olan hilafet, Müslümanları bu gün içinde bulundukları zilletten kurtaracak ve süper güç haline getirecektir. Kur’an’ın rehberlik ettiği, nebevi sünnetin örneklik yaptığı hilafet, insanlığı tekrardan içine sürüklendiği bu zulüm bataklığından kurtaracak, insanı erdemleri esas alan, yaşanabilir bir dünya inşa edecektir.

“Siz kendinizi değiştirmeden Allah size olan nimetini değiştirmez” (Rad, 11) ile ilgili sünnetullahtan da hareketle, biz hilafete liyakat kesp etmeden Allah’ın hilafeti nimetini bize nasip etmeyeceğini de bilmemiz gerekiyor.

1923 de İslam ve Müslümanların düşmanları tarafından ilga edilen hilafeti, nebevi hilafet şeklinde yeniden inşa etmek için öncelikle kendi nefsimizden başlayarak ihya ve inşa etmeye çalışmalıyız.

Unutmayalım ki, Allah bizi yeryüzünün halifeleri olarak yaratmıştır. Ve bizi yeryüzünde de iktidar sahibi kılmak istemektedir. Nur suresi 55’de iman eden, sâlih amel işleyen ve şirk koşmayan kimselere yeryüzün halifeliğinin vaadedildiğini, ve Allah’ın vahdinden caymayacağına iman etmemiz gerekiyor.

O halde gelin öncelikli olarak kendimizi Kur’an’ın istediği şekilde inşa etmeye çalışalım. Müslümanlarla ilişkilerimizi her gecen gün daha iyi bir düzeye taşımak için çabalayalım. Nebevi hilafeti inşa etmek için plan be projelerimiz olsun. Bu gün olmuyorsa yarın neden olmasın diyerek gayretlerimizi artıralım.

 

İlgili Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlginizi Çekebilir

Close
Close