Yazılar

Makale; KALP HUZURU;  KUR’AN’A VE GÜNÜMÜZ İNSANINA GÖRE

Hamd Alemlerin Rabbi, sonsuz kudret sahibi, her türlü nimetin tek yaratıcısı olan Allah’a, salât ve selâm da muttakilerin önderi, önderimiz ve rehberimiz olan Hz. Muhammed’e (a.s.a.), ailesine, ashabına, bütün peygamberlerimize ve onlara en güzel şekilde tabî olanların üzerine olsun.

Huzur ve mutluluk hemen her insanın istediği ve elde etmek için çabaladığı önemli nimetlerden birisidir. İnsanoğlu dünya hayatında huzur ve mutluluğu elde etmek, kendisini mutsuz yapacak durumlarla da karşı karşıya kalmamak için nice çaba ve gayretler göstermektedir. Kendisini mutlu edeceğine inandığı hemen her sebebe tutunmaya çalıştığı gibi,  kendisini mutsuz edeceğini düşündüğü her türlü husustan da kaçınmaya çalışmaktadır.

Mutluluğun ne olduğu ve nasıl elde edileceği konusu ise çok farklı görüşlerin ileri sürüldüğü bir alandır. İnsanların inançlarına, değer aldıkları referanslara göre mutluluğun nasıl elde edileceği konusu farklılık göstermektedir. Her insan referans aldığı doğrulara göre bir mutluluk tanımı yapmakta ve mutluluğa ulaşma yöntemi benimsemektedir. Bir Müslüman olarak acaba iman ettiğimiz dinin mutluluk tanımı ve onu elde etme yöntemi nasıldır sorusunu sorarak cevap aramaya çalışırken bir taraftan da günümüz insanının mutluluk anlayışlarını ve onu elde etme yöntemlerini ele almaya çalışacağız.

Öncelikle İslâm’ın konuya yaklaşımını gündeme getirecek sonrada günümüz insanının yaklaşımlarını gündeme alacağız. Bu şekilde de günümüz insanlarının İslâm ile olan ilişkisini konumuz üzerinden tespit etmek imkanı bulmuş olacağız.

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, İslâm’ın mutluluk anlayışıyla modern insanın mutluluk anlayışı arsında çok ciddi farklar söz konusudur. Modern insan mutluluk derken insanın haz duyduğu hususları anlarken, İslâm ise insan için nice zorlukların olduğu durumları bile, mutluluk olarak vurgular. Yani İslam mutluluk derken, gülüp eğlenmeyi, üzüntü duymamayı kast etmez. Nice insana zor gelen durumlarda, akıtılan gözyaşlarında, Allah için ölmek ve öldürmekte, malını Allah yolunda harcamakta, İslâm dâvası için yeri geldiğinde horlanmakta, dışlanmakta olduğunu da ifade eder. Peygamberin yaşadığı çağa Asr-ı Saadet denmesinin sebebi de budur zaten. Peygamberimiz yaşadığı hayatta hemen hep zorluklar gördü, savaşlar yaptı, sevdiği insanları kaybetti vb. olaylar yaşadı. Bütün bunlara rağmen kalbi manada hep mutluydu. Allah’ın emrine bağlılığın, başka insanların dünya ve ahiret mutluluğu için çalışmanın getirdiği tarif edilmez mutluluğu yaşıyordu. Ona iman eden Müslümanlar da rahat bir hayat yaşamakta değil, Allah için bedel ödenmesi gereken yerlerde bulunamadıklarından dolayı üzüntü doyuyorlardı. Kur’an Ashaptan bahsederken, savaşa katılamadıkları için gözyaşı döken insanların olduğunu söyler; وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ إِذَا مَآ أَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لَآ أَجِدُ مَآ أَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ تَوَلَّوا۟ وَّأَعْيُنُهُمْ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمْعِ حَزَنًا أَلَّا يَجِدُوا۟ مَا يُنفِقُونَ   “Kendilerine binek sağlaman için sana geldiklerinde: Sizi bindirecek bir binek bulamıyorum, deyince, harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş dökerek dönen kimselere de (sorumluluk yoktur).” (Tevbe, 92) Münafıklar, savaşa mazeret uydurarak katılmadıkları için sevinirlerken, ashaptan bazı Müslümanlar ise savaşa katılamadıkları için ağlıyorlardı. İşte asıl mutluluğun adresini bulanlar, o mutluluk çeşmesinden sonuna kadar içmek istiyorlardı. Onlar biliyorlardı ki, asıl mutluluk dünya nimetlerinin hazzını yaşamakta değil, gerektiğinden dünyanın zorluklarıyla mücadele ederek, asıl ve kalıcı haz duyulacak nimetlerin cennet nimetleri olduğunu biliyorlardı. Allah’ın rızası ve Cennet nimetlerini kazandıracak her türlü zorluklar, onların gönüllerinde anlatılması zor mutluluklara sebebiyet oluşturuyordu.

İslâm’a göre huzur ve mutluğun kaynağı sahih bir iman ve Allah’ın anmak/zikretmektir. Kısacası Allah’tır demiş olsak hata etmiş olmayız. Kişi huzurun kaynağı olan Allah ile irtibatının ne kadar sağlam tutarsa, O’na yakın olursa o nispetle huzurlu ve mutlu olur. O’nunla irtibatının kopukluğu ve uzaklığı oranında da huzursuz ve mutsuz olur. İnsanı yaratan ve onun ihtiyaçlarını en iyi bilen Allah, yarattığı insanın nasıl mutlu olacağını da en iyi bilendir. Gönderdiği din ile insanların dünya ve ahiret saadetini/mutluluğunu hedeflemiştir. İslâm’nın tanımlarından birisi şu şekildedir; “Allah tarafından peygamberler aracılığıyla insanlara gönderilen, insanların dünya ve ahiret saadetini/huzurunu amaçlayan îtikadi ve ameli bir nizamdır.” Bu tanıma  göre insanoğlu ancak Allah’ın gönderdiği hüküm ve prensiplere uyarak geçek mutluğu ve huzuru yakalayabilir. İslâm’ın koyduğu prensipleri göz ününe aldığımızda şunu çok rahat söyleyebiliriz ki, din daha rahat ve huzurlu bir dünya hayatı ve neticesinde ise selam yurdu olan cenneti insana kazandırmak istemektedir. İslâm koyduğu hangi emir ve yasağı gündeme alırsak alalım, başta toplumsal huzur olmak üzere kişinin kendisini de mutlu edecek bir dünya imtihanı yaşamasını amaçladıklarını görürüz. O halde şunu çok rahat söyleyebiliriz ki, İslâm’ın koyduğu her ilke, kişinin ve toplumun huzuru ve mutluğu içindir.

Ayrıca kişinin mutlu olması için öncelikle kalp hastalıklarından kurtulması gerektiği, kalp hastalıklarından kurtulmadan huzurlu olabilmenin mümkün olmayacağının üzerinde durulmaktadır. Bu manada kişinin ibadetlere sarılması gerektiği gibi, ahlâki olgunluğa ulaşması yani takva sahibi olması da istenmektedir. Peygambere tabi olmadan da kişinin manevi arınmayı yakalamasının mümkün olmadığını yine Kur’an’dan öğrenmekteyiz. Peygamberin gönderiliş amacı olarak da insanları tezkiye etmek olduğu ifade edilmektedir. Konuyla ilgili olarak Kur’an’da şu şekilde buyrulmaktadır; هُوَ الَّذ۪ي بَعَثَ فِي الْاُمِّيّ۪نَ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِه۪ وَيُزَكّ۪يهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَۗ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ  “O, ümmîlere, içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Halbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Cuma,2)

Genel manada bu şekilde olmakla birlikte, daha özel manada kişinin kalp tatminliğini sağlayan, manevi manada kişiyi huzurlu kılan hususların neler olduğunu Kur’an âyetleri üzerinden görmeye çalışalım;

 

KUR’AN’IN HUZUR KONUSUNA YAKLAŞIMI

İman; Kur’an’da kişiye manevi huzura yaşatacak faktörlerin başında hiç kuşkusuz birinci sırada iman gelmektedir. Kişiyi yaratan ve ona manevi duygular bahşeden Allah’a iman olmadan kişinin mutluluğu nihai manada yaşayabilmesi mümkün değildir. İman kişi ile Allah arasında kurulan en sağlam bağdır. Sahih bir iman sahibi, gerçek mutluluğun sahibi ile en sağlam bağı kurmuş ve bu sayede de gerçek mutluluğun yolunu bulmuş demektir. Allah ile bu sahih iman bağını kuramayan kimseler ise kurdukları bozuk ilişki nispetinde ancak mutluluktan istifade edebilirler. Kur’an mü’minleri tamımlarken bakın ne söylüyor;

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ

Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur. (Rad, 28) Bu âyette Rabbimiz, iman edenlerin ve imanın gereksimlerinden birisi olan Allah’ı anmak/zikir ile ancak kalplerin gerçek manada huzur bulacağını ifade etmektedir. İmandan yoksun bir anma/zikrin kalp mutmainliğine götürmeyeceği, hatta imandan yoksun olan kimselerin da hakkıyla Allah’ın zikretmelerinin de mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla kişiye kalp mutmainliği sağlayan zikir/Allah’ı hatırlama ile iman arasında kopması mümkün olmayan bir bağ söz konusudur. Bu bağı koparanların gerçek manada kalp huzurunu yakalaması mümkün olmayacaktır. Ayrıca her an Allah’ın hatırda tutma; kişinin yaptığı davranışlar ve söylediği sözlere dikkat etmesini sağlayacağı, yani Allah’ın razı olmadığı davranış ve sözlerden kendisini koruyacağı ve bu sayede de imanını artırarak kalp huzuru oluşturacağı, buda kişinin, Allah’ın emirlerine riayet ettiğinden dolayı kalbinde bir huzur meydana getirecektir. Konuyla ilgili başka bir âyette ise şu şekilde buyurulmaktadır;

اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَد۪يثِ كِتَاباً مُتَشَابِهاً مَثَانِيَۗ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْۚ ثُمَّ تَل۪ينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْد۪ي بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ

Allah, kendi içinde uyumlu, gerçekleri tekrar tekrar dile getiren bir kitap olarak sözlerin en güzelini indirdi. Rablerinden korkanların onun etkisiyle tüyleri ürperir, sonra yine Allah’ı anmaya yönelerek bedenleri ve kalpleri huzura kavuşur. İşte bu kitap, Allah’ın bir rehberi olup dilediği kimseyi onunla doğruya yönlendirir; ama Allah kimi şaşırtırsa artık ona doğru yolu gösterecek yoktur. (Zümer, 23) Bu âyette de Kur’an ile kalp huzuru arasındaki münasebete vurgu yapılmaktadır. Kur’an’ın kişini Allah’ı anmaya/zikre götüreceği, zikrin de kişiyi huzurlu kılacağı ifade edilmektedir.

Ayrıca insana Allah’ı hatırlatan ve dolayısıyla da kalp huzuru sağlayacak şeylerin başında tabi ki Kur’an ile olan sağlam irtibat gelmektedir. Kişiye Allah’ı hatırlatan, zikir olan şeylerin başında Kur’an’ın da ifadesiyle Kur’an gelmektedir. Allah’ı en mükemmel ve en doğru bir şekilde insanın gündem getirdiği için kişiye kalp huzuru sağlayan şeylerin başında da Kur’an-ı Kerim gelmektedir. Kişi Kur’an ile ne kadar sağlıklı bir ilişki kurarsa o kadar kalp huzuru yakalar. Yani kişinin huzurlu olmasının orantısı Kur’an ile girdiği ilişkinin oranındadır. Kur’an kişiyi doğru bir Allah tasavvuruna götürecek, Allah’ta kişiye kalp huzuru verecektir.

Kişiye kalp huzuru sağlayacak bir başka faktör de başta namaz olmak üzere diğer ibadetlerdir. Kur’an özellikle namaz için zikir kavramını kullanarak bu gerçeğe atıfta bulunur. Allah’ın emirlerini yerine getirdiğinin bilinciyle ibadetleri yerine getiren, namazı kılan kişi, Allah’ın huzurunda olduğu bilinciyle kalp mutmainliğine sahip olacaktır. Bu bilinçle yapıldığında diğer ibâdetler de kişinin manevi doyuma ulaşmasına katkıda bulunacaktır.

İman ile kalp huzuru arasında bulunan irtibatı gündeme getiren bir başka ayette şu şekilde buyurulmaktadır;

مَنْ كَفَرَ بِاللّٰهِ مِنْ بَعْدِ ا۪يمَانِه۪ٓ اِلَّا مَنْ اُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالْا۪يمَانِ وَلٰكِنْ مَنْ شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْراً فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللّٰهِۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ

Kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâra saparsa -kalbi imanla dolu olduğu halde baskı altında kalanın durumu müstesna olmak üzere- kim kalbini inkâra açarsa işte Allah’ın gazabı bunlaradır; bunlar için çok büyük bir azap vardır. (Nahl, 106) Bu âyette de Rabbimiz iman ile kalp huzuru arasındaki kopmaz bağa atıfta bulunmaktadır. Bu âyetin sebeb-i nüzulün ile gündeme gelen olayda da gördüğümüz gibi imanla kalbi dolu dolu olan, bu konuda kalbinde bir bozulma bulunmayan Ammar b. Yasir’in, karşılaştığı işkenceler neticesinde kalbi iman ile huzur bulduğu halde diliyle, işkencelerden veya anne ve babası gibi ölümden kendisini kurtulmak için imanını bozacak sözler söylemesi onun kalp huzuruna/ imanına zarar vermeyeceği günde getirilerek iman ile kalp huzuru arasındaki bağa atıfta bulunulmaktadır. Konula ilgili bir başka âyette ise şöyle buyrulmaktadır;

وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِه۪ۜ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِۙ

Allah bunu, sırf size bir müjde olsun ve bununla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştır. Zafer, yalnız güçlü ve hikmet sahibi Allah katından gelir. (Ali İmran, 126) Bu âyet-i kerime de kap huzuruna vurgu yapılmaktadır. Allah’ın mü’minlere vaadinin mü’minlerin kalplerinde oluşturduğu huzuru gündeme getirmektedir. Allah’ın vaadine olan güvenin de iman ile ancak mümkün olacağı malumdur. Dolayısıyla insanın kalp huzuruna ulaşmak için iman ve Allah’ın vaadine olan güvenin de etken olduğunu görüyoruz. Allah’ın vaadine olan güvenimiz kalbimizdeki imanı ziyadeleştirdiği gibi, bizdeki kalp mutmainliğinide artırarak huzur vermektedir.  Allah’ın mü’minlere vadettiği başta cennet olmak üzere bütün vaatler kalplerde bulunan başta korku ve huzursuzluk gibi bütün olumsuzlukları gidererek imanında sebat etmesini sağladığı gibi, kalp huzurunu da sağlamaktadır. Bundan dolayıdır ki mü’minler, nice dünyevi zorluklarla karşılaştıkları halde imanlarında ödün vermeyerek, gerektiğinde ölüme bile koşabilmişlerdir. Bunu onlara sağlayan şey, hiç kuşkusuz ki kalplerinde duydukları huzur ve Allah’ın vaadine imanlarıdır.

İman ve kalbin mutmain olmasına işaret eden bir başka âyette ise söyle buyurulmaktadır;

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اَرِن۪ي كَيْفَ تُحْـيِ الْمَوْتٰىۜ قَالَ اَوَلَمْ تُؤْمِنْۜ قَالَ بَلٰى وَلٰكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْب۪يۜ قَالَ فَخُذْ اَرْبَعَةً مِنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ اِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلٰى كُلِّ جَبَلٍ مِنْهُنَّ جُزْءاً ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْت۪ينَكَ سَعْياًۜ وَاعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ۟

İbrâhim “Rabbim! Ölüleri nasıl diriltiyorsun, bana göster!” deyince, rabbi “Yoksa inanmıyor musun?” demişti. O “Hayır inanıyorum, fakat kalbim tam kanaat getirsin diye” cevabını verdi. Rabbi “Kuşlardan dört tane al, onları kendine alıştır, sonra (parçalayıp) her bir tepeye onlardan bir parça bırak, sonra onları çağır. Koşarak sana gelecekler ve şunu bil ki, Allah hep galiptir ve hikmet sahibidir” buyurdu. (Bakara, 260) Bu âyeti kerimede Allah’ın peygamberlerinden birisi olan Hz İbrahim’in (a.s.) Rabimizden kalp mutmainliği için ölülerin nasıl diriltildiğini görmek istediğini belirtiyor. İmanın zirvesinde olan ve imanın bedelini de ödemiş olan bir peygamber Allah’tan imanının ziyadeleşmesini, kalp huzurunun zirvelere ulaşmasını dilemektedir. Hz Musa’nın (a.s.) Allah’ı görmek istemesi gibi. Manevi nimetlerde bir üst sınır yoktur. Bu yönüyle peygamberler en üst seviyede oldukları halde daha üstlere çıkma talebinden bulunmaktadırlar. Yakalamış oldukları tatmin onları daha fazlasını istemeye sevk ediyordu. Tıpkı güzel ve lezzetli bir yemek yiyenin daha lezzetlisini yemeyi arzu etmesi gibi. Mucizeler kişilerdeki kalp şüphelerini izale ederek kişinin huzuru elde etmesi, imanını kemâle erdirmesi yönüyle Kur’an’da gündeme geldiğini görmekteyiz. Aynı hususun Hz İsa’ın (a.s) havarilerinin de benzer bir talepte bulunduklarını görmekteyiz. Koyunla ilgili âyette şu şekilde buyurulmaktadır;

قَالُوا نُر۪يدُ اَنْ نَأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ اَنْ قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِد۪ينَ

Onlar «Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesin olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz» demişlerdi. (Maide, 113)

Kişiye huzur kazandıran bir başka husus da, Kur’an’da kişinin veya toplumun güven içerisinde olması gösterilmektedir. Barışın, güvenliğin olduğu, kaos, kargaşa ve savaşın olmadığı yani can ve namus güvenliğinin olduğu durumda kişiler ve toplum huzur bulur. Savaşın, kaosun ve kargaşanın olduğu yerlerde kişi ve toplum için huzurdan bahsetmek mümkün değildir. Âyette huzuru elde etmede önemli bir etken olan güvenlik konusu gündeme getirilerek, bu sağlandığı zaman ibadetlerin tam yapılması gerektiği hatırlatılmaktadır. Âyet önce Allah’ı anmaya daha sonra da güvene kavuşunca namazları tam ve hakkıyla kılmaya vurgu yaparak, Allah’a iman, Allah’la beraber olmak ile huzur arasındaki irtibatı gündemimize getirmektedir. Konumuz olan âyette şu şekilde buyurulmaktadır;

فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلٰى جُنُوبِكُمْۚ فَاِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَۚ اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ كِتَاباً مَوْقُوتاً

Namazı bitirince de ayakta iken, otururken ve yatarken Allah’ı anın. Güvenlik içinde olduğunuzda namazı gerektiği gibi kılın. Şüphe yok ki namaz, müminler üzerine vakitleri belli olarak yazılmış bir ödevdir. (Nisa, 103)

Konuyu faklı bir boyutta ele alan başka bir âyette ise şu şekilde buyurulmaktadır;

وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا قَرْيَةً كَانَتْ اٰمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْت۪يهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِاَنْعُمِ اللّٰهِ فَاَذَاقَهَا اللّٰهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ

Allah, (ibret için) bir ülkeyi örnek verdi: Bu ülke güvenli, huzurlu idi; ona rızkı her yerden bol bol gelirdi. Sonra onlar Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıklarından ötürü açlık ve korku sıkıntısını tattırdı. (Nahl, 112) Bu âyette huzur ile günenlik arasında irtibat özelikle afetlerden emin olmak, rızık konusunda herhangi bir kuşku taşımamak olarak ifade edilmektedir. Kişinin dünya hayatında karşılaşacağı mahrumiyetlerden, hayatını zora sokacak hususlardan emin olması, huzurlu olabilmesi için önemli faktör olduğunu görmekteyiz. Açlık vb. korkular taşıyan bir kimsenin kalbi, her daim huzursuzluk ve karamsarlık içerisinde olacağından, aklında her daim aç kalma, başkalarına muhtaç olma, borç yükü altına girme gibi korkulan taşıdığından mutlu olamayacaktır.

Gerçek mutluluğun adresini şaşıran kâfirler, geçici dünya nimetlerinde huzuru arayama kalkmaktadırlar. Sahip oldukları dünyalıkların kendilerini mutlu edeceğine inanmaktadırlar. Dünya nimetlerinin kişiye kazandırdığı anlık ve geçici rahatlık ve huzuru hiç bitmeyecekmiş gibi değerlendiren kâfiler, gerçek mutluluğun yerine inşa ettikleri bu düşüncelerinden dolayı asıl mutluluğa da asla ulaşamayacaklardır. Hayat boşluk kabul etmez diye bir kural vardır. İşte kafirlerde mutluluğu ulvi şeylerde arayıp da ihtiyaçlarını buradan karşılamadıkları zaman, dünyevi süfli şeyler bu boşluğu doldurarak kişiyi aldatmaktadır. Konuyla ilgili bir âyeti kerime de kâfirlerin bu durumu, şu şekilde ifade edilmektedir;

اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا وَرَضُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاطْمَاَنُّوا بِهَا وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ اٰيَاتِنَا غَافِلُونَۙ

Bizimle karşılaşmayı ummayan ve geçici hayata razı olup onunla tatmin olanlar, işte onlar ayetlerimizden gafildirler. (Yunus, 7)

Son olarak iman ile kalp huzuru arasındaki irtibatı gündeme alan bir başka âyet-i kerime gündeme alarak bu konuyu bitirelim. Konuyla ilgili olarak Rabbimiz şu şekilde buyurmaktadır;

يَٓا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ اِرْجِع۪ٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ فَادْخُل۪ي ف۪ي عِبَاد۪يۙ وَادْخُل۪ي جَنَّت۪ي

Ey imanın huzuruna kavuşmuş insan! Sen O’ndan razı, O da senden hoşnut olarak rabbine dön. Böylece has kullarımın arasına sen de katıl. Cennetime gir! (Fecr, 27-30) Rabbimiz bu âyetinde, kalbi iman ile huzurun doruklarında ulaşan kişiye çağrıda bulunarak, ondan razı olduğunu, razı olduğu kulların arasına katarak cennete koyacağını ifade etmektedir. Kişi hür türlü şüphelerden arınarak sağlam bir imanla, Rabbinin kendisinden istemiş olduğu hayatı en güzel şekilde yaşama gayreti ortaya koyup ve bununla kalp tatminliği yaşadığında Rabbimiz kendisinden razı olacağını ifade etmektedir. Mutmainlik dediğimiz kalp huzurunu yakalamak, Rabbimizin “ey mutmain olmuş nefis” diyerek razı olduğu kulları arasına girmek isteyen kimselerde olmak için, sağlam bir iman ve bu inanç istikametinde bir hayat yaşamakla mümkün olacağını görmekteyiz.

Yine kişinin kalbi teskin ve huzuru yakalamanın bir başka sebebin de Allah’ın yardımı olduğu Kur’an’da gündeme getirilir. Her şeye hükmeden Allah, razı olduğu kulların kalplerine de huzur ve sükûnet vermeye elbette muktedirdir. Eğer huzurlu olmak istiyorsak, bunun bir başka yolunun da Allah’ın razı olacağı bir hayatı yaşayarak ve bunun neticesi olarak da Allah’ın bizim kalbimize huzuru yerleştireceğine inanmaktan geçtiğini bilmeliyiz. Konuyla ilgili olarak bir Kur’an âyetinde şu şekilde buyurulmaktadır;

هُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ ف۪ي قُلُوبِ الْمُؤْمِن۪ينَ لِيَزْدَادُٓوا ا۪يمَانًا مَعَ ا۪يمَانِهِمْۜ وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ

وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يمًا حَك۪يمًاۙ

İmanlarını bir kat daha arttırsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O’dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah bilendir, her şeyi hikmetle yapandır. (Fetih, 4) Allah’ın yardımıyla gelen huzurun, mü’minin imanını kat kat artıracağı bu âyette ifade edilmektedir. Bu âyet bir taraftan imana vurgu yaparken bir taraftan da Allah’ın iman eden kullarının yaşadığı huzursuzlukları kalplerinden söküp atarak onların kalplerine güven duygusu ve huzuru yerleştireceğini ifade etmektedir. Dolayısıyla Kur’an, huzurun bir başka adresi olarak ilahi yardımı gündeme getirmektedir. Yine bu âyet zımnen güvenlik ile huzur arasındaki irtibata da atıfta bulunmaktadır. Bu konuyla ilgili bir başka âyette de şu şekilde buyurulmaktadır;

ثُمَّ اَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلٰى رَسُولِه۪ وَعَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَاَنْزَلَ جُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَعَذَّبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ

Sonra Allah, Resûl’ü ile müminler üzerine sekînetini (sükûnet ve huzur duygusu) indirdi, sizin görmediğiniz ordular (melekler) indirdi de kâfirlere azap etti. İşte bu, o kâfirlerin cezasıdır.(Tevbe, 26)

Kur’an, huzurun yakalamanın faktörlerinden birisi olarak nikah bağını gündeme getirmektedir. İnsanın kalbi huzuru/teskini yakalaması için aile müessesini kurması gerektiğini ifade etmektedir. Konuyla ilgili âyette şöyle buyrulmaktadır;

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

“Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.” (Rum, 21) Evlilik kurumunun sağlıklı bir şekilde inşa edilmesi, kişiye huzur sağlayacağı ifade edilmektedir. Kişinin İslâm’ın öngördüğü şekilde mutlu bir yuva kurması, gerçek mutluluğa ulaşmasının sebeplerindendir. Kalbin teskin olması, karşılaştığı zorluklarla yıkılmadan mücadele etmesi, mücadele azmini sürekli hale getirmesi, yeri geldiğinde manevi destek alması için evlilik kurumunun önemi hiç küçümsenmeyecek kadar önemlidir. Rabbimiz huzur bulmamız için karşı cinsle bir yuva kurmamızı gerektiğini “kendi varlığının âyetlerindendir” diyerek önemine vurgu yapmıştır. Dolayısıyla da bir kimse huzur ve mutluluğu evlilik dışı bir yolla elde etmeye çalışması beyhude bir arayıştır. Sonu hüsranlar sonuçlanacak bir arayış! Buradan şunu da ifade etmek gerekmektedir ki, insan fıtri ihtiyaçlarını meşru ölçüler içerisinden tatmin etmediğinde gerçek manada huzuru yakalaması da mümkün olmayacaktır. İster bu fıtri ihtiyaçlarını baskı altına alarak tatmin etmesin, isterse de meşru olmayan yollarla tatmin etsin, bu durum kişide huzursuzluğun sebeplerinden birisi olacaktır. Konuyla ilgili bir başka âyette de şu şekilde buyurulmaktadır;

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ الْاَنْعَامِ بُيُوتًا تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ اِقَامَتِكُمْۙ وَمِنْ اَصْوَافِهَا وَاَوْبَارِهَا وَاَشْعَارِهَٓا اَثَاثًا وَمَتَاعًا اِلٰى ح۪ينٍ

Allah, evlerinizi sizin için bir huzur ve sükûn yeri yaptı ve sizin için davar derilerinden gerek göç gününüzde, gerekse konaklama gününüzde, kolayca taşıyacağınız evler; yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (faydalanacağınız) bir ev eşyası ve bir ticaret malı meydana getirdi. (Nahl, 80) Bu âyette evlerin, dolayısıyla da evliliğin kişi için huzur getireceği ifade edilmektedir.

Kur’an, kişinin mutlu olmasının sebeplerinden bir tanesinin de gece olduğunu ifade etmektedir. İnsanın fıtri ihtiyaçlarından bir tanesi de dinlenmektir. Rabbimiz, insanın dinlenmesi için geceyi yaratmıştır. İnsan bu ihtiyacını karşılamadığında huzursuz olmakta, hem fiziki hem de kalbi olarak nice bunalımlar yaşamaktadır. Yeteri kadar dinlenmeyen insan, kalbi manada rahatsızlık hissedeceği gibi, fiziki manada da rahatsızlık hissedecektir. Her şeyi bir ölçü ile yaratan Rabbimiz insan için de, en doğru ve yararlı ölçüleri koymuş, gündüzü çalışıp halifelik/yeryüzünü imar etme zamanı kılarken, geceyi de dinlenme zamanı yapmıştır. İnsana düşen, Rabbinin koyduğu bu düzene ayak uydurarak mutlu ve sağlıklı bir hayat yaşamasıdır. Konuyla ilgini bir âyette de şu şekilde buyurulmaktadır;

وَمِنْ رَحْمَتِه۪ جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لِتَسْكُنُوا ف۪يهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Rahmetinden ötürü Allah, geceyi ve gündüzü yarattı ki geceleyin dinlenesiniz, (gündüzün) O’nun fazlu kereminden (rızkınızı) arayasınız ve şükredesiniz. ( Kasas, 73) Âyette, kişinin teskin olacağı zaman olarak gece karşımıza çıkarılmaktadır.

 

GÜNÜMÜZ İNSANININ MUTLULUK ARAYIŞLARI

Günümüz insanı, asıl mutluluk kaynağı olan faktörlerden uzaklaşınca, göreceli ve kısmı mutluluk verdiği zannına kapıldığı şeylerde mutluluk aramaktadır. Hemen hepsinin insanın dünya hayatına yönelik olan bu faktörler, dünya hayatını merkeze almakta, ahiretle bağlantısı olmamaktadır. Bu sahte mutluluklar arayışları bırakın insanın mutlu etmek, asıl mutlukla arasına aşılması mümkün olmayan engeller oluşturmaktadırlar. Mutlu olmak isteyen insanımız girdiği sahte mutluluk girdabında bir türlü kurtularak gerçek mutluluk hedefine ulaşamamakta, o girdabın içinde hayatını heba etmektedir. Günümüz insanının mutluluğu ulaştıracağını düşündüğü hususlara şunları örnek verebiliriz;

  • Kumar

Tarihin hemen her döneminde insanların dünyada varoluş amaçlarını unutarak hayatlarında yer verdikleri sahte mutluluk kaynaklarının başında kumar gelmektedir. Herhangi bir beden karşılığı olmaksızın insanların mallarını şansa dayalı olan oyunlar vesilesiyle alınmasına kumar denilmektedir. Hayatı kazanma ve başkasını yenerek mutlu olma arzusu üzerine kuranlar, hayatta var oluş maksatlarına hiçbir katkı sağlamayan, aksine tam ters bir etkiye sebebiyet veren bu davranışların peşinde hayat tüketmektedirler. Hele birde kısa yoldan kazanma arzusu eklenince bu tür sahte mutluluk yollarının taliplileri o oranda çok olmaktadır. Hem bireyin dünyada varoluş maksadına, hem de cemiyetin faydasına olmayan, bilakis zararlı olan bu tür yolların birey ve cemiyet içinde mutluluk getirmesi beklenmez. Garibanlar kahve köşeleri ve piyango, toto/loto gibi şans oyunlarında, zenginler ise kumarhanelerde bu sahte mutluluğun arkasında düşmektedirler. Bir mü’min, bu tür aldatıcı mutlulukların cazibesine takılarak asıl mutluluk olan hususları göz ardı etmemelidir.يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ  “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide, 90)

  • Zina

Allah’ın insan fıtratına koyduğu ve insan hayatının devamı için olmazsa olmak kıldığı bazı ihtiyaçları söz konusudur. Bu ihtiyaçların bir tanesi de cinsel ihtiyaçlardır. Allah’ın erkek ve kadın bütün kullarının fıtratlarına koyduğu ve insan hayatının devamı için gerekli kıldığı bu ihtiyaç, eğer dinin belirlediği kurallar içinde tatmin edilmezse, zina dediğimiz husus meydana gelmektedir. Kısacası bir kandı ve erkeğin nikah dışında cinsel birleşmelerine zina denilir. İnsanlar gerek şeytanın güzel göstermesiyle, gerekse de nefsin isteklerini en üst seviyeden tatmin etmeyi bir gereklilik olarak görmesinden dolayı, kendisine anlık zevk ve mutluluk getirdiğine inandıkları zina ve flört dediğimiz çıkmazlarda mutluluk aramaktadır. Özellikle dizi ve sinemaların yönlendirmesiyle, başta arabesk müzik olmak üzere her türlü müzik türünün insanların zihin dünyalarına nakşettikleri aşk, insanı duygularının kölesi haline getirmektedir. İnsanımızda aşk dediğimiz bu aşırılıkta mutluluğa kavuşacağını ummaktadır. Oysaki aşık olmak mutluluk değil, insanın daha fazla acı çekmesine sebebiyet vermekte, insanda bu durumdan mutluluk duymaktadır.  Nikah dışındaki kadın erkek arasındaki her türlü birliktelik anlık bir zevk ve mutluluk meydana getirse de, sonrasında ise kişi için pişmanlık, toplum için ise telafisi çok zor olan problemleri beraberinde getirmektedir. وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً “Zinaya yaklaşmayın! Çünkü o hayâsızlıktır, çok kötü bir yoldur.” (İsra, 32)

  • İçki

İnsanlar, yaşadıkları sıkıntılardan kurtularak kendilerini daha mutlu edeceği düşüncesiyle içtikleri içki de, diğerleri gibi bırakın insanı mutlu etmeyi, hem maddi dünyasında hem de manevi dünyasında nice tahribatlara sebebiyet vermektedir. Toplumun ve bireyin sağlıklı ve uyumlu bir şekilde yaşamasını isteyen İslâm, içkiyi yasaklayarak bu tehlikenin önüne geçmek istemiştir. İnsana verilen nimetlerin başlarında gelen aklı örterek, kişiyi aklın ve vicdanın kabul etmeyeceği yanlışların içerisine sürüklemekte, kişinin akıl ve beden sağlığı için çok ciddi zararlar meydana getirmektedir. Nice trafik kazalarının sebebi olduğu gibi, nice ailelerin yıkımına da sebebiyet vermektedir. Bütün bu olumsuzluklarına rağmen insanlar cüzi olarak kendilerine zevk veren ve dertlerinden uzaklaşarak rahatlık verdiğine inandıkları için, içkide mutluluğu aramaktadırlar. İçki gibi diğer uyuşturucular, eroin, kokain, haplar hatta sigarada da huzur bulacağına inanılıyor. Oysa bu uyuşturucular kişinin düşünme melekesini dumura uğrattığı için, insan kısa süreliğini yaşadığı olumsuzluklardan kurtulmakta uyuşturucunun etkisi geçtiğinde ise yine dertleri ve sıkıntılarıyla baş başa kalmaktadır. Karşı karşıya kaldığı dertlerine İslâm’ın öngördüğü şekilde çözüm bulması gereken insan, kısa süreliğine dertlerinden kaçarak mutlu olacağını düşünme bayalığına düşmektedir. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ  “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide, 90)

  • Müzik

İnsanımızın mutluluk aradığı bir başka faktör de müziktir. Ruhi manada asıl ihtiyaçlarını karşılamayan insanımız, başka alanlarda ruhi tatmin bulma arayışı içine girmektedir. Ruh, sağlıklı bir şekilde beslenmediğinde, kişide bir takım huzursuzluklar nüksetmeye başlamaktadır. İşte insanımız modernitenin de etkisiyle, yaşadığı huzursuzluğu ortadan kaldırmak için, kendine hitap eden müzik türlerine yönelerek kalp tatminini burada aramaktadır. Merkezine kadın, cinsellik, aşk gibi faktörleri koyan müzik, insani bırakın mutluluğa ulaştırmak aksine çeşitli ruhi bunalımların içerisine sürüklemektedir.  Aşk denilen bir çarkın içine kendisini sürükleyen insanlar onun büyülü dünyasına kalbini kaptırarak akıl ve inancı geri plana atmakta, duygularının esareti altında bir hayat yaşayama mecbur kılmaktadır. Gerçekte karşılığı olmayan bir dünyanın hayaline dalan insanlar, karşılık bulamadıklarında ise psikolojik bunalımların içerisine sürüklenmektedirler. Bu durumun en önemli sebebi ise, müzik ve onun oluşturduğu pespembe aşk anlayışıdır. وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ “İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.” (Lokman, 6)

  • Futbol

Günümüz insanın global manada eh fazla sevgi beslediği faktörlerden birisi de, başta futbol olmak üzere diğer spor oyunlarıdır. Spor olarak addedilen alanlar arasında da en fazla insanımızı meşgul eden hususların başında futbol gelmektedir. Bir takım taraftarı olmak, onun galibiyetine sevinmek ve onun mağlubiyetine üzülmek insanlar için hayatın bir parçası olmuştur. Taraftarı olduğu takımın oynadığı maçlarda heyecanın doruklarına ulaşmakta, galibiyetinde ise mutluluğun zirvesine ulaşmakta, günlerce bu mutluluğu devam etmektedir. Hatta taraftarı olduğu takımla ulaştığı bu mutluluğu, kendisine takımı için nice maddi ve manevi fedakarlıklar yaptırmaktadır. Kendisine mutluluk sebebi olan takımı için maddi bedeller ödeyerek şehirler arası, hatta uluslar arası yolculuk masraflarını göze almakta, belirli ücretler ödeyerek takımını seyretmek için stadyumlara gidebilmektedirler. İnsana, dünyada sanal bir mutluluğun haricinde bir şey veremeyen, ahirette ise hiç fayda sağlamayacak bir faktörün çarklarından kendisini heba etmektedirler. İnsanları dünyada var oluş amacından uzaklaştıracak hususların başında gelen spor, dünyayı elinde bulunduran zihniyetler tarafından halkların oyalanması için bir araç olarak kullanılmaktadır. Halklar bu vb. şeylerin arkasında hayatlarını tüketirken, onlara da, dünya üzerinde ulaşmak istedikleri hedeflere halkların muhalefetiyle karşılaşmadan ulaşmak istemektedirler. On binlerce insanı uyutmak için kurulan beşikler olan stadyumlarda, insanlar büyülü bir rüyaya dalarken, uyanıklar kasalarını doldurmaktadırlar. Spor kulüpleri halkların kendilerine karşı besledikleri sevgileri kullanarak paralarına para katarken, garibanlar da desteklediği takımının yenmesi durumunda elde edeceği sevin için fedakarlık üzerine fedakarlıklar yapmaktadırlar. Değil mi ki sonunda mutlu olmak var ne bedeller öndense azdır(!) İşte bu girdapta mutluluk arayanlar, bir türlü gerçek mutluluk yollarına ulaşamamakta, o girdabın için yollarını bulamayarak helak olup gitmektedirler.

  • Sinema, Televizyon ve Dizi Filimler

Modern insanın mutluluğu yakalamaya çalıştığı alanlardan birisi de sinema, tv programları ve özelliklede dizi filimlerdir. Tv başına geçen modern insan, kendisini uyutmak, avutmak ve modern köle haline getirilmek için tasarlanan tv başında mutlu olabilmektedir. O mutluluğu yakalamak için gününün önemli bir bölümünü tv başında geçirmekte, kanal kanal gezerek saatlerce kendisini tv’nin o büyülü atmosferinde mutlu etmeye çalışmaktadırlar. Hayatının bazı zaman dilimlerini, tv programlarına göre düzenliyor, nice dizi ve programların yayınlandığı saatlerde bu kimse için adeta hayat durabiliyor. Gerçek mutluluğun adresini şaşıran insanlar, sanal bir mutluluğu yaşamak için tv programlarıyla kendilerini avutuyorlar.

  • İnternet ve Telefon

Teknolojinin insanların gündemine getirerek sanal bir mutluluk sağlayan yönlerden biriside, internet ve akıllı olduğu söyleyen cihazlardır. Bu teknolojiyle birlikte insanların hemen her istediği içeriklere çok kolay bir şekilde ulaşmaları bu teknolojiye karşı tarif edilemez bir mutluluk sağlıyor. Gerek bilgisayar başında gerekse de elindeki telefonla ilişki içindeyken adeta dünyalar onun oluyor ve onunla ilişkisini bitirmek istemiyor. Yakaladığı bu sanal mutluluk çarkından, bir türlü kurtulmak istemiyor. Özellikle internetin ve akıllı telefonların sunduğu sanal oyunlar insanlık hayatında yeni bir dönemin başladığını göstermektedir. Daha önce insanlar oyun oymayarak mutlu olmak için boş zaman, oyun oynanan yerlere gitmek gibi daha zorluklara katlanmaları gerekiyorken, yeni teknolojiyle birlikte, hemen her istendiği zaman ulaşılacak bir kolaylık sunmaktadır. Bu sadece oyunlar için değil, birçok alanda da bu şekilde imkanlar sunmaktadırlar. İstediği filimler, diziler, müzikler gibi daha nice sanal mutluluklara ulaşma imkanı da sunmaktadır. Aslında insanları sanan mutluluklar ile meşgul etmek isteyen zihniyetin “hayatı kolaylaştırmak için” gibi bir kılıfla sunduğu bu teknoloji, aslında insanların gerçek mutluluğu yakalamamaları, ifsadı çoğaltmak için üretilmiş bir teknolojidir. Teknolojiyi kuranlar kendi dünya anlayışlarını, mutluluğu yakaladıkları şeyleri tabi ki dünyanın geri kalanlarına da ulaştırmak için bu teknolojiyi kullanmışlardır.

  • Alışveriş

Yine gerçek mutluluktan mahrum kalan insanımızın bir başka mutluluk durağı da “sahip olarak mutlu olmak” anlayışlarıdır. Özellikle kadınlarda daha fazla olan bu eğilim sebebiyledir ki, mutlu olmak için alışveriş mekanlarında bulundukları zamanlar eh fazla mutlu oldukları zamanlar olmaktadır. Özellikle de reklam çağı olan kapitalizmin yönlendirdiği zamanımızda, dev alışveriş merkezleri ve mağaza vitrinleriyle bu eğilim çok daha etkin bir şekilde kendini göstermektedir. Bir taraftan insanımıza sanal bir mutluluk sunarken bir taraftan da sermaye sahiplerinin kasalarını doldurmaktadır. Daha doğrusu insanımızdaki bu sahte mutluluğu yakalama isteğini iyi bilen sermaye sahipleri, yaptıkları reklamlar, filim ve dizilerle alışveriş yaparken mutlu olan insanları öne çıkararak bu algıyı özendirmeye çalışmakta, bu şekilde de kendi kasasını şişirmek istemektedirler. Bunun farkında olamayan insanlar ise, bankalardan aldıkları kartlar ile olmayan paralarıyla alışveriş yaparak mutlu olmaya çalışmaktadırlar. Alırken mutlu olan insanlar, aldıkları şeylerin borçlarını öderken veya ödeyemez de borç batağına sürüklenirken ise tarif edilmez bir mutsuzluk yaşamaktadırlar.

  • Ev, Araba Gibi Dünyalıklar

Nice zaafları bünyesinde bulunduran insanın, bir başka mutluluk durağı da ev, araba gibi dünyevi hususlardır. İyi bir ev ve arabaya sahip olmak için gecesini gündüzüne katan, helal ve haram sınırlarını tanımayan insan kendisine mutluluk getireceği zannıyla bu tür dünyalık diyeceğimiz malları elde etmeye çalışmaktadır. Hatta bir taneyle yetinmeyen insanımız, bir taraftan sayılarını artırmaya çalışırken bir taraftan da daha iyisine sahip olmak için çalışmaktadır. “Sahip olma duygusu”nun oluşturduğu görece mutluluk sağlayıcıları arasında ev, araba gibi nesnelerin yeri hiçte küçümsenmeyecek kadardır. Gerçek mutluluğu tadamayan insanların bu tür basit ve bayağı şeylerde mutluluk aramaları pek tabiidir. زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَٓاءِ وَالْبَن۪ينَ وَالْقَنَاط۪يرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِۜ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ  “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.” (Âli Îmran, 14)

Ayrıca modern insanın mutluluk aradığı diğer bir hususta, destekledikleri partinin başarılı olması, liderinin sevgisini kazanmak gibi aidiyet duygusundan kaynaklanan göreceli mutluluklardır olmaktadır.

Yine, ihtiyaç sahibi insanlara yardım yaparak, sokak hayvanların bakımını üstenerek, bütünün çok küçük parçası olan hususlarda mutlu olabilmektedirler. Yalnız kalmakta, doğa ile iç içe olmakta, tatil yapmakta, turistik yerleri gezmekte, sevdiği insanlarla birlikte olmak gibi nice faktörlerle mutluluk aramaktadırlar.

SONUÇ

Mutlu olma isteği, hemen bütün insanların istediği bir husustur. Ama bunun nasıl mümkün olacağı ve insanı mutluluğu ulaştıracak hususların neler olduğu konusunda birbirinden çok farklı anlayışlar söz konusudur. Bunda da insanların referans aldıkları şeyler etkili olmaktadır.

Konuya İslâmî açıdan baktığımızda, ne yazıktır ki, birçok kavramlarımız içi boşaltılarak içeriği yanlış bir şekilde doldurulduğu gibi huzur kavramı da bundan nasibini aldığını görmekteyiz. İnsanı asıl mutlu edecek olan faktörler mutluluk kavramının anlam bütünlüğünden çıkartılarak, insan hayatında  kısmı mutluluğa sebep olan, gerçek mutluluğa ulaştıramayacak süfli şeyler mutluluk olarak tanımlanmaktadır.

Kur’an, insanı mutlu edecek hususlar olarak, başta imanı gündeme getir. Kişinin sağlıklı bir iman olmadan, mutluluğu yakalamasının mümkün olmadığı ifade eder. Kalbindeki, hastalıklardan kalbini arındırmadan, kalp hastalıklarının tedavisi olacak amellere sarılması gerektiği hatırlatılır. Ayrıca Rabbimizin bizden istemiş olduğu bütün emirlerin, kişinin huzurlu olması ve kalbini arındırması için zaruri olduğunun altı çizilir. Kişinin Allah’ın buyruklarına sarılmadan, kalbini hastalıklardan arındırması ve dolayısıyla da mutlu olabilmesi mümkün değildir. Ayrıca Kur’an’a göre kalbi hastalıklardan arındırmak için peygambere uyulması gerektiğinin de altının çizildiğini görmekteyiz. Peygamberin gönderiliş amaçlarında bir tanesinin de insanlı tezkiye etmek olduğunu görmekteyiz.[1]

İmandan sonra kişiye kalp huzuru kazandıracak hususlar olarak da, “zikir/Allah’ın anmak” kavramı altında değerlendireceğimiz her türlü söz ve davranışların olduğunu görmekteyiz. Allah’ı kişinin her daim gündemine getirecek, hayat ile Allah arasında bağ kuran her türlü meşru söz ve amellerde kalp huzur için olmazsa olmazdır. Allah’ın insanoğlu için belirlemiş olduğu her türlü emir, yasak, öğüt ve ahlâki öğelere uyulmadığı taktirde, dünya ve ahiret mutluluğunun mümkün olmadığını ifade eder. Böyle davranmayanların pişmanlık yaşayacakları ifade edilir.

Gününüz insanı ise, gerçek mutluluğun adresini şaşırmış, mutluluğu hep görece mutluluk sağlayan süfli şeylere yönelmiş, asıl mutluluğun yolunu ise tamamen unutmuştur. Tahrif edilmiş bir mutluluk anlayışına sahip olan günümüz insanı, insana mutluluk değil haz veren hususların peşinde mutluluk arar olmuştur. Allah’la, dolayısıyla da gerçek mutluluk ile bağını koparan insanlar, helâl-haram sınırı tanımadan kendilerini anlık haz veren hususların peşinden sürüklenmektedirler. Kumar, içki, cinsel ilişki, müzik, spor, ev-araba gibi faktörlerde mutluluk aramaktadırlar. Bu hazlar, bırakın insana mutluluk kazandırmak, insanı içinden çıkılmaz acı ve ıstırapların girdabına sürüklemektedir. Bu girdapta yakaladığı kısmı hazlar ile mutlu olan insanlar gerçek mutluluğu arama gereği de duymamakta, hayatlarını bu şekilde sürdürmektedirler.

İslâm’ın huzur ve mutluluk düşüncesi, hem dünya hem de ahiret merkezli iken günümüz insanının mutluluk anlayışı ise dünya merkezli ve hazza dayalıdır. İslâm, kişilerin Allah’ın emirleri doğrultusunda hareket ettikleri taktirde mutlu olacaklarını ifade ederken, günümüz insanı ise felsefi bir akım olan Hedonizmin savunduğu anlamda hazları için yaşayan, haz merkezli bir dünya hayatını merkeze alan, haz verdiği oranda dine yer veren bir hayat anlayışına sahiptirler. Müslüman, hazları peşinde mutluluk arayan kimse değil, Allah’ın emrettiği şekilde hayatı inşa etmeye çalışan kimse değildir. Kendilerini Müslüman addeden kimseler, ne yazıktır ki birçok felsefi akımların ve modernitenin de etkisiyle Allah’ın koymuş olduğu ölçüleri yok sayarak haz merkezli bir hayat yaşamaktadırlar. Bu davranışların İslâm ile bağdaşması mümkün değildir. Bu şekilde hareket edenlerin, İslâm ile bağlarının hâlâ olduğunu ifade etmek mümkün değildir.

 

[1] Cuma, 4

İlgili Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close