Yazılar

Makale; YANLIŞ DOĞRUYA KARIŞINCA DOĞRUYU YANLIŞ YAPAR

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla!

İslâm Allah’ın dinidir. Bütün ilke ve prensipleriyle bir bütündür. Kendisini bu dine nispet eden bir kimsenin, bu dini tüm prensiplerini kabul etmesi gerekmekte, bu prensipler arasında hiçbir ayrım yapmadan teslimiyet göstermesi gerekmektedir. İşte bu kimseler Müslüman ismini kazanabilmekte, Allah’ın razı olduğu kimseler olarak, Allah’ın kendilerine vaat ettiği cennet nimetine ulaşabilmektedirler.

Eğer bir kimse, İslâm’ın prensiplerinden bir kısmı kabul ettiği halde bir kısmını kabul etmiyorsa, artık bu kimsenin inandığı din İslâm olmakta çıkmakta, Hak ile batılın karışımı yepyeni yeni bir din ortaya çıkmaktadır. Çünkü İslâm’ın kabul edilmeyen kısmının yerine, İslâm dışı başka unsurlar karışmış demektir. Şöyle bir örnek verirsek; bir bardak suyun tamamına yakını su olsa, geri kalan kısmına da benzin koysak, artık bu bardaktaki sıvının su olduğunu ve su gibi kabul ederek kullanabileceğimizi iddia edebilir miyiz? İçine karıştırılan benzin o suyun hemen tüm molekülerini ifsat ederek onun temiz su olmaktan çıkarmaz mı? Bardaktaki sıvının çoğunun su olması da ne yazık ki bu sonucu değiştirmeyecektir. İşte Allah’ın dini olan İslâm’da böyledir. Eğer siz onun içine onda olmayan şeyleri eklerseniz, artık o, Allah’ın dini olan İslâm olmaktan çıkarak, ifsat edilmiş yeni bir din ortaya çıkmış demektir. İçerisine eklenen o unsurlar, İslâm’ı, Allah’ın dini olmaktan çıkararak, adı İslâm! olan ama, Allah’ın dini olan İslâm ile hiçbir alakası olmayan yeni bir din haline getirmektedirler. İçindeki prensiplerin çoğunun İslâm’dan alınmış olması da bu sonucu değiştirmemektedir. Yanı çoğu İslâm’dan alındığı için yeni oluşan bu dine İslâm diyemeyiz.

Günümüz Müslümanlarının en büyük handikabı bu olsa gerek. Bir taraftan kendilerini İslâm’a nispet ederken, bir taraftan da İslâm dışı birçok anlayışa hayatlarında yer verebilmektedirler. Ve bu halleriyle de Müslüman olarak kalabileceklerine inanmaktadırlar. Yani bir taraftan kendilerini İslâm’a nispet ederken, bir taraftan da Allah’ın emirlerini yerine getirmiyor, yasakladığı nice hususu da işleyebilmektedirler. İslâm’ın bazı emirlerini yerine getirdikleri halde, nicesini yapmamakta bir problem görmemektedirler. Bazı haramlardan kaçındıkları halde, bazısına hayatlarında yer vermekten bir rahatsızlık duymamaktadırlar. Hayatlarının bir kısmını Allah’ın istediği gibi yaşarlarken, bir kısmını da ya başka insanların, yada kendi nefislerinin istediği gibi yaşamakta, bunda da İslâmî açıdan bir sakınca görmemektedirler. Tesettür konusunda Allah’ın hayatlarına karışmasına müsaade etmeyenler, domuz etki konusunda Allah’ın yasaklarına uyabilmektedirler. Allah’ın Cuma Namazı emrine uyarak namaza koşanlar, kumar gibi, içki gibi nice harama hayatlarında sık sık yer verebilmektedirler.

Peki bunun sebebi nedir? İlk önce yanlış bir din anlayışına sahip olmaları, dini Allah’tan/Kur’an’dan öğrenmekten ziyade geleneksel din anlayışlarından öğrenmelerinin etkili olduğunu görmekteyiz. Asıl olan kişinin Müslümanlığa kendisini nispet etmesi olduğunu, bunun ötesinde her türlü günahı bağışlayan bir Allah inancına sahip olmalarını örnek olarak verebiliriz. Bu anlayış maalesef kendilerine hoca ve alim denilen kimseler tarafından ellerinde bulunan imkanlar kullanılarak da halka benimsetilmektedir. Basın ve yayın yoluyla, özellikle de televizyon gibi imkanlardan yararlanarak bu algı, din diye inanlara anlatmaktadırlar. Dinin rahmet yönünü ön plana çıkararak sanki hiç ceza yönü yokmuş gibi anlatılmaktadır. İşte bütün bu sebepler, halkın din konusunda yanlış bilgilenmesine ve Allah’ın muradının dışında bir din/İslâm anlayışına sahip olmaların sebebiyet vermektedir. Bu konuya şu çerçeveden bakmalıyız; bir kimse Rabbinin kendisine emretmiş olduğu veya yasaklamış olduğu hususları sürekli ihlal ediyor ve bunlardan tövbe etme gereği de hissetmiyor ise, aslında şunu demiş olmuyor mu? Ben senin dinine kendimi nispet ederek kendi üzerime düşeni yaptım, bundan sonra, senin buyruklarına uymasam da senin görevinde beni bağışlamak, dünya ve ahirette beni mükafatlara ulaştırmaktır. Kısacası hizmetçi bir Allah anlayışı! İnsanın müsaade ettiği kadar insan hayatına karışabilen, lakin rızık vermek zorunda olan, bela ve musibetlerden kendisini koruması gereken, ahirette kendisini bağışlamak zorunda olan bir Allah! Sormak gerekir acaba bu tabloda ilah kim, kul kim?

Bir başka sebepte, insanların parçacı bir din anlayışına sahip olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu anlayış göre dinin bir kısmı önemliyken bir kısmının çokta fazla önem arz etmemekte. Bir kısmı olmazsa olmazken, bir kısmı teferruat kabul edilmektedir. Önemli olan kısmını yerine getirdiğiniz taktirde, geri kalanına hayatınızda yer vermek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü bu konuda muhayyer bırakılmışsınızdır ve sizden istenen olmazsa olmazlardır. Peki bu olmazsa olmazları kim belirliyor? Tabi ki insan. Çükü; halka göre “kul hakkı” iken, tarihselcilere göre ise “ahlaki değerler”dir bu olmazsa olmazlar. Halka göre “kul hakkı” haricinde ki şeyler teferruat iken, tarihselcilere göre ise “ahlâki derğer”ler dışındaki herşey teferruattır. İşte bu algılar insanların kendilerini İslam’a nispet etseler de birçok İslâm dışı unsuru hayatlarında yer vermelerinde etken olmaktadır.

Bu tür bir İslâm algısına sahip olanlara karşı da iki temel yaklaşım söz konusudur. Birinci yaklaşımın sahipleri, yukarıda gündeme getirdiğimiz din anlayışına sahip olanları kendilerini İslâm’a nispet etiklerinden ve bazı emirleri yerine getirerek bazı yasaklardan kaçındıkları için Müslüman ve mü’min görmektedirler.

Bir diğer yaklaşımın temsilcileri ise; Allah’ın emirlerine tam bir teslimiyet gösterilmediği için, Allah’ın nice emirlerinin yerine getirilmemesi ve nice yasaklarının da sürekli olarak işlenmesinden dolayı bu kimseleri İslâm dairesinin dışında görmektedirler. Her iki tarafta Kur’an ve sünnetten kendilerine delil bulmaları söz konusudur. Bizim ilim geleneğimizde oluşan ‘itikadi mezhepler’ de bu konulardaki âyet ve hadisleri kendilerine ölçü olarak ortaya çıkmışlardır. Bazı mezhepler kişinin beyanını esas görerek onun hakkında hüküm verme yoluna gittikleri gibi bazı mezheplerde kişinin yaptığı davranışlar üzerinden hareket ederek hüküm verme yoluna gitmişlerdir.

Konuya Kur’an ve Sünnet bütünlüğünde baktığımız zaman ise, Allah bize iman etmemizi ve bu imanımızı ispat edecek ameller işememizi, emirlerini yerine getirmemizi yasaklarından da kaçınmamızı istemekte, bu konuda ki ihmalleri dünyevi ve uhrevi cezalarla tehdit etmektedir. Dinin sahibinin Allah olduğunu, peygamberin bile din üzerinde kendi kafasına göre hareket etmesinin mümkün olmadığını, O’nun da ancak Allah’ın göndermiş olduğu vahye tabi olması gerektiğini hükme bağladığını görmekteyiz. Dolayısıyla dinin emirlerini sürekli olarak yerine getirmeyen kimselerin kurtuluşa eren mü’minlerden olacağına inanmak Kur’an’ın öğrettiği dinin  asla kabul ettiği bir yaklaşım değildir. Yine Allah’ın koymuş olduğu yasakları sürekli çiğneyen kimselerin de Kur’an’da bahsedilen mü’minlerinden görmek asla mümkün değildir. Tabii buradan bir kişinin herhangi bir emir ve yasağı ihlal ettiğinde, bu kimsenin kâfir olduğunu söylediğimiz anlaşılmamalıdır. Zaten nihai anlamda hüküm verecek olan Allah’tır.

Bizim burada  daha çok yapmak istediğimiz, insanların yukarıda da gündeme getirdiğimiz yanlış algılardan kurtularak, ahiretlerini heba etmemeleri konusunda uyarıda bulunmaktır. Kur’an’da, Allah’ın bize öğrettiği din ile insanların inandıkları ve yaşadıkları dinin aynı olmadığını haykırmaya çalışmaktır. Dünyevi ve uhrevi kurtuluşun halkın inandığı ve yaşadığı dinde olmadığı, bilakis Allah’ın Kur’an’da anlattığı dinde olduğunu ifade etmeye çalışmaktır. Allah’ın bize tek fırsat olarak verdiği bu dünya imtihan fırsatını kaçırmadan gerçeğin farkına vararak, doğru din anlayışını Kur’an’dan öğrenip hayatımızı ona göre yaşamamız ve neticede de uhrevi kurtuluşu yakalamamız içindir. Aksi taktirde kendimizi kurtulanların safında görerek imtihanı tamamlarız, lakin ahirette gerçeğin farkına varırız da o zaman bu farkedişin bize hiçbir faydası olmaz. Suçu alimlere ve hocalara atarak da kendimizi kurtaramayız. Çünkü bu din hocaların ve alimlerin dini değil, kendisini ona nispet eden herkesin dinidir. Ve Allah herkese akıl ve anlayacakları kadar basit anlaşılır bir kitap göndererek insanlara nasıl yaşamaları gerektiğinin yollarını hiçbir kapalılık bırakmadan göstermiştir. Buna rağmen insanlar Allah’ın verdiği akıl nimetini kullanmayarak, gönderdiği kitabında belirttiği gibi değil de, başkalarının istediği veya kendi havasının istediği şekilde hayat yaşamaya devam ederse, tabi ki bunun bedelini de kendisi öder. Aklını para kazanmak ve kendi ihtiyaçlarını karşılama yolunda sonuna kadar kullanan kimse eğer aynı aklı, dini anlamak ve yaşamak konusunda da çalıştırmıyorsa, Kur’an-ı ve dini konuları anlamıyoruz demesinin de çok gerçekçi olmadığı ortadadır. Düşünen aklı selim bir insanın bile kabul etmeyeceği bu anlayışı, Allah’ın kıyamet gününde mazeret olarak göreceğini beklemek beyhude bir bekleyiş olmaz mı?

O halde yapılması gereken; Allah’ın bize vermiş olduğu aklı, bize bir lütuf olarak gönderdiği Kitabını anlamak ve oradaki prensipler çerçevesinde bir hayat yaşayarak, ahireti riske atmamaktır. İyi niyet sergileyerek af edileceğimiz yanılgısına kapılmadan Allah’ın emirlerin yerine getirmede aşırı derecede hassas olmaya çalışmalıyız. İslâm’ın bir bütün olduğunu akıldan çıkarmayarak tüm prensiplerini hayatımıza aktarma gayreti içerisinde olmalıyız. İslâm’ın bir kısım hükümlerin olmazsa olmaz, bir kısmının da teferruat olduğu yanlışına düşmeden “değil mi ki Allah emretmiş veya yasaklamış mutlaka yerine getirmeliyim” bilinciyle hareket etmeliyiz. Mutlak manada Allah’ın verdiği bilgilerin yanlış olma ihtimalinin söz konusu olmayacağını, lakin âlimde olsalar insanın vereceği bilgilerin ise hatadan ali olmadıklarının bilincinde olarak, inancımızı ve davranışlarımızı Allah’ın verdiği bilgiler çerçevesinde yaşamalıyız. Allah’ın bizi âlimlere ve mezheplere uyup uymamaktan değil, Kur’an’a ve peygambere uyup uymamaktan hesaba çekeceğini unutmamalıyız.

Selam hidayete tabi olan aziz mü’minlerin üzerine olsun.

İlgili Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlginizi Çekebilir

Close
Close